14 Kasım 2016 Pazartesi

Yeni Kitaplarım



Merhabalar! Malum, İstanbul'da kitap fuarı var. Benim gibi İstanbul dışında yaşayan kitapseverler ise kedi gibi yalanıyor :) Ben kitaplarımı genellikle internetten, özellikle de okuoku.com'dan alıyorum. Gelen kargoyu heyecanla açıp, kitaplarımı kucaklamak çok hoşuma gidiyor.


İnternette gezinirken Sarah Jio'nun yeni kitabının çıkmak üzere olduğunu görünce çok sevindim. Kendisi en sevdiğim yazarlardandır. Kitaplarını büyük bir keyifle okuyorum. Şu ara kitap siparişi vermeyi düşünmüyordum. Ama sırf bu kitap için siparişimi öne aldım. Tabii fuar yüzünden kitabın çıkışı biraz gecikmiş. Yani kargom tam 10 günde elime ulaştı. Ama bu tamamen yayın evinden kaynaklı bir sorun. Okuoku'nun bir suçu yok anlayacağınız. 


Ne yazık ki elimdeki kitabı henüz bitiremedim. Çok merak etmeme rağmen Kelebek Adası'nı okumak için birkaç gün bekleyeceğim.

Kendime aldığım diğer kitaplar da bunlar. Her seferinde bir süre kitap almayacağım diyorum. Ama sonra dayanamıyorum :) 



Aşağıdaki kitapları da kızım için aldım. Bir Şapşalın Günlüğü ve 26 Katlı Ağaç Ev'i kendisi istiyordu. Ottoloyoy'u ise instagramda @mavianne tanıtmıştı. Merak edip, baktığımda kızım için yararlı olacağını düşündüm. Ben de okumayı düşünüyorum. Bakalım, hangimiz önce okuyacak...



Bunlar da Okuoku'nun hediye ayraçları ve kahvesi. Çok şirinler değil mi? Gerçekten okunacak çok kitap var. Paketten bir de Son adlı romanın tanıtımı çıktı.



En sevdiklerimden birini sona bıraktım. Ne zamandır bir kitap kılıfı istiyordum. Hatta, dikmek için kumaş bile almıştım. Sonra bu kılıfları gördüm. Kedilisi var, gazete kağıdı desenlisi, baykuşlusu var... Ama benim gibi bir çay tiryakisine bu desen uygun olur dedim. Oldukça güzel ve kaliteli bir ürün. Çok beğendim :)


Açık hali de böyle... 450 - 500 sayfalık kitapta denedim rahatça oldu.


Evet, aldıklarıma genel bir bakış attıktan sonra biraz kitap okumaya gideceğim. Sizlere de keyifli okumalar diliyorum...


11 Kasım 2016 Cuma

Veda - İzledim



Merhabalar! Bugünlerde Veda filmini yeniden izlemek için büyük bir istek duyuyordum. Sonunda fırsatını bulup, izledim ve sizlere de hatırlatmak istedim. Film hakkında pek çok şey yazılıp, çizildi. Beğenen de oldu, beğenmeyen de... Ama ben defalarca, severek izledim. Tekrar tekrar izlemekten de büyük keyif alıyorum.


Film, Atatürk'ün çocukluk arkadaşı ve sonrasında da en yakınında olmaya devam eden Salih Bozok'un gözünden anlatılıyor. 

Atatürk ölüm döşeğindedir. Tüm Türk Milleti gibi, Salih Bozok da çok üzgündür. Ancak, O'nun üzüntüsü ölümü düşünecek kadar derindir. Atatürk'ün ölümünden sonra intihar etmeye karar verir. Ölümünün ardından oğluna verilmek üzere bir mektup yazar. İşte film böyle başlıyor. Bundan sonra, Atatürk'ün çocukluğundan itibaren yaşadıkları anlatılıyor. Çocuk Mustafa'yı, delikanlı Mustafa Kemal'i, asker Mustafa Kemal'i, Zübeyde Hanım'ı, Makbule Hanım'ı, Fikriye Hanım'ı ve Latife Hanım'ı izliyoruz. Tabii tüm bunlar olurken; dönemin koşullarını, Kurtuluş Savaşı'nı, genç Türkiye'yi, bir Milletin yoktan varoluşunu da izliyoruz...

Dediğim gibi defalarca izlememe rağmen, her seferinde büyük bir coşku ve zaman zaman gözyaşlarıyla izlediğim bir film. Eğer hâlâ izlemediyseniz mutlaka izleyin derim. Daha önceden izlediyseniz de hatırlatmak istedim. Keyifli seyirler diliyorum...

10 Kasım 2016 Perşembe

Yerin Dolmaz...



Yine 10 Kasım geldi. Yine yapraklar dökülüyor. Dünya değişiyor, Türkiye değişiyor. Sen de tıpkı bizim gibi endişelisin değil mi? Dişinle tırnağınla, yoktan var ettiğin bu güzel ülkenin nereye gittiğini merak ediyorsun... Karamsar olma diyeceğim... Diyemiyorum...Ama inanıyorum ki; ilkelerine, inkılaplarına sahip çıkacak çok insan var bu ülkede... Seni özlüyoruz, yokluğunu hissediyoruz. Yerin dolmaz biliyoruz... Seni minnetle anıyoruz...

5 Kasım 2016 Cumartesi

Ekmek Kokularıyla Uyanmak


Merhabalar! Dün akşam evdekilerle konuşurken, epeydir evde ekmek yapmadığımı fark ettim. Yaklaşık 10 yıl önce kendime bir ekmek yapma makinesi almıştım. Önceleri bir hevese, her hafta sonu ekmek yapıyordum. Yavaş yavaş daha seyrek yapmaya başladım. Bizimkiler beyaz ekmeği daha çok seviyorlar. Ben de madem cumartesi sabahı hepsi evde, öyleyse onların istediği olsun dedim. Ama içine yulaf da ekledim :))


Akşamdan makineye tüm malzemeyi koyup, hazır olmasını istediğim saati ayarladım ve yattım. Sabah hepimiz taze pişmiş ekmek kokularıyla uyandık. Bu duyguyu özlemişim gerçekten...


Genellikle, makinemin kullanma kılavuzundaki tarifleri yapmayı tercih ediyorum. Tarifi vermeden önce, ekmek makinesinde güzel ekmek yapabilmek için birkaç püf noktası vermek istiyorum...


Öncelikle, tarifteki miktarlara tam olarak uyun. Önce sıvı malzemeleri koyun. Suyun ılık olmasına dikkat edin.  Üzerine tuz ve şekeri ekleyin. Sonra suyu kapatacak şekilde unu dağıtın. En son da mayayı ekleyin. Mayanızın taze olduğundan emin olun. Çünkü maya taze olmazsa ekmeğiniz kabarmaz.



Yulaflı Beyaz Ekmek İçin Malzemeler :

300 ml. ılık su
1 büyük ölçü kaşığı süt
1 büyük ölçü kaşığı zeytinyağ
2 küçük ölçü kaşığı şeker
1,5 küçük ölçü kaşığı tuz
3 ölçü kabı (450 gr.) un
1 ölçü kabı ( 100 gr.) müsli ( bende yulaf ezmesi vardı, onu kullandım.)
1,5 küçük ölçü kaşığı instant kuru toz maya

Ölçü kapları makineyi aldığınız zaman içinden çıkıyor...

Yukarıda dediğim gibi, önce sıvı malzemeleri, sonra kuru malzemeleri ekledim. Makineyi standart program konumuna getirdim. Orta pişirmeyi seçtim. Zamanlayıcıyı ayarladım ve sabah ekmek kokularıyla uyandık...


Yulaf koyarak, beyaz ekmeğin besleyiciliğini de arttırmış oldum. Zaten, ekmek pişince yulaflar yok olmuş. Hiçbiri anlamadı :) Makineyi akşamdan hazırlamanın tek bir eksiği oluyor : Uykuda olduğunuz için, ek malzeme koyacağınız zamanı kaçırıyorsunuz. Ekmeğinizin üzerine bir şey ekleyemiyorsunuz. Bu arada, son fotoğraftaki gölgenin kusuruna bakmayın lütfen. Mutfakta çektiğim için ışık yakmak zorunda kaldım ve makinenin gölgesinden bir türlü kurtulamadım.  Denemek isteyenlere kolay gelsin... 

1 Kasım 2016 Salı

Her Şeyin Gizemi - Barbara O'neal


Kasım ayının ilk gününden merhabalar! Pek çok şehirde olduğu gibi, Ankara'da da dün hava birden soğudu. Ben uyarıları dikkate almayıp fazla kalın giyinmeyince epey üşüdüm doğrusu. Ama bugün tedbirli davrandım. İnce beremi bile taktım. Yapılışını burada anlatmıştım. Hal böyle olunca fazla soğuk değilmiş gibi geldi :) Ama soğuk sanırım.

Eh böyle havalarda en iyi ya kitap okunur, ya da örgü örülür değil mi? İkisini aynı anda yaptığını söyleyenler var. Ama ben bunu beceremedim doğrusu. Keşke yapabilseydim...

Her Şeyin Gizemi uzun zaman alışveriş listemde bekledi durdu. Hem merak ettim, hem de öteledim. Sonunda yazın, bir marketin indiriminde görünce aldım. Ekimde başladım, iki gün önce de bitti. Aslında ayda bir, iki kitap okuyarak; kitap okuyorum demeye utanıyorum. Ama en azından hiç okumayanlara örnek olurum diye, günde 15-20 sayfa okuyacak zamanı yaratabilirsiniz demek için yazıyorum. 


Kitapta, tur rehberi Tessa'nın hikayesini okuyoruz. Tessa, iyi bir tur rehberidir. Turlarında zorlu doğa yürüyüşleri yapılmaktadır. Yine bu yürüyüşlerden birinde bir kaza olur. Bu kaza sırasında Tessa'nın kolu kırılır ve O'nu travmaya sokacak baka şeyler olur. (Bunları yazmayacağım) Tüm bunların sonunda çocukluğuna dair bir şeyler hatırlamaya başlar. Çünkü Tessa 4 yaşında boğulma tehlikesi geçirmiştir ve bu olaydan önceki hiçbir şeyi hatırlamamaktadır. Daha çok şey hatırlama ümidiyle, çocukluğunun geçtiği New Mexico'daki Los Landores'e  gitmeye karar verir. Buradaki zamanının çoğunu 100 Kahvaltı Kafe adındaki bir yerde geçirmeye başlar. Orada tanıştığı Vince adındaki arama kurtarma görevlisiyle aralarında bir yakınlaşma olur. Ancak Vince yakın zamanda eşini kaybetmiştir ve üç küçük çocuğuyla yaşam mücadelesi vermektedir. Tessa'nın hayatı giderek daha da karmaşık bir hal almaya başlar. Bundan sonrasını kitabı okuduğunuzda öğrenebilirsiniz. YAŞASIN KÖTÜLÜK :))

ARKA KAPAK

Köklerini arayan bir kadının aşk,
yemek ve duygu dolu hikayesi...


Yalnız ve özgür ruhlu biri misiniz?
Kendinizi kaybolmuş mu hissediyorsunuz?
Macerayı sevseniz de gerçekte bağlanmaya hazır mısınız?
Ya aşk? Yoksa ondan uzun zaman önce vaz mı geçtiniz?
Tıpkı Tessa gibi...

Tessa 37 yaşında güzel ve maceracı bir tur rehberidir.
Dünyayı dolaşmış olmasına rağmen kendi içine yaptığı yolculukta
henüz bir yere varamamıştır. Ta ki bir gün hafızasının derinlerinden
çıkagelen kötü bir çocukluk anısı onu New Mexico Dağları'nın eteğine 
sürükleyene dek...
Yanık tenli insanlar ve başıboş köpeklerle dolu bu mistik kasabanın
bir de dünyaca meşhur bir kafesi vardır. 100 Kahvaltı Kafe.
Kafede hayatı mücadeleyle geçmiş güçlü kadınlar birbirinden
zengin kahvaltı çeşitleri hazırlamaktadırlar. Her sabah uğradığı bu
ilham verici kafe, Tessa'nın geçmişindeki  yaraları yeniden kanatsa da,
sadece gerçek benliğiyle ilgili sorunların değil, aynı zamanda özlemini
çektiği bir aşkın da anahtarını sunar...
Hayat bir hazinedir ve anahtarı bazen çok yakınımızdadır...

--------------------------------------------------------------------------------------------------------

Kitapta bol bol betimleme vardı. Okurken sanki o bölgeyi kendim geziyormuşum gibi görebildim. Zaman zaman merak uyandırıcı ve sürükleyiciydi. Ayrıca 100 Kahvaltı Kafe'nin menüsünden bazı tarifler de verilmiş. Ancak, pek çoğu bizim damak tadımıza uygun değil bence. Açıkçası Tessa'nın hikayesini merakla okudum. Kitabın tek sevmediğim yanı, ikili ilişkileri de fazla detaylı anlatmasıydı. İki insanın özelinde kalması gereken şeyleri kitapta okumak hoşuma gitmiyor. Bunun dışında severek okuduğum bir kitap oldu. Sizlere keyifli okumalar dilerken, kendime de daha fazla kitap okuma görevi veriyorum :) Umarım bu zevkli görevi yerine getirebilirim...

Görüşleriniz Benim İçin Değerlidir!

Zaman ayırıp, yorum yaptığınız için teşekkür ederim. Yorumlarınız onaylandıktan sonra görüntülenecektir. Reklam ve hakaret içeren yorumları yayınlamıyorum. Düşüncelerinizi bekliyorum...