Sarah Jio etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sarah Jio etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Nisan 2019 Pazar

Paris'ten Çiçeklerle - Sarah Jio



Merhabalar! Bugünlerde buraya daha sık uğrayabildiğim için mutluyum. Tabii ki, kitap okumaya biraz daha fazla zaman ayırabildiğim için de... Bunda bileğimdeki sorun yüzünden bir süredir örgü öremememin de rolü büyük. Bu yazıyı da bileklik ile yazıyorum. Ama ben kaşındım, amigurumi örmeye çalışmayacaktım... Sonuç olarak, bu aralar daha çok kitap okuyup, daha çok film izliyorum.



Sarah Jio da en sevdiğim yazarlardan biridir. Özellikle, romanlarının iki ayrı dönemde geçmesi  ve karakterlerin bir şekilde birbiriyle ilintili olması çok hoşuma gider. Bu kitapta da iki ayrı zaman diliminde Paris'te yaşayan kadınların öyküleri anlatılıyor. 

Celine 1943 yılında Alman işgali altındaki Paris'te babası ve kızı Cosi ile yaşamaktadır. Çok sevdiği eşini yıllar önce bir trafik kazasında kaybetmiştir. Babası, anne tarafından Yahudi olduğu için oldukça tedirgindirler. Babasının çiçekçi dükkanında Almanlar'ın dikkatini çekmemeye çalışarak hayatlarını sürdürürler. Ama Nazi işgali altındaki Paris'te bu mümkün olabilir mi? 

Caroline ise 2009 Parisi'nde yaşamaktadır. Geçirdiği kazadan sonra hafızasını kaybetmiş, kim olduğunu bulmaya çalışmaktadır. Bu süreçte, sürekli gittiği restoranın sahibi Victor kendisine yardımcı olur. Caroline kimdir? Geçmişinde canını yakan şey nedir? Tabii ki, bunları anlatmayacağım, okuyun ve görün :))






ARKA KAPAK

Bu kitabı yazarken, karakterlerimin peşinden en etkileyici
kafelere, güzel balkonlara ve canım Paris manzaralarına
gittim. Bu seyahatte Montmartre'nin basamaklarına 
tırmandım, Rue de Cler pazarındaki renkli görüntülere 
hayranlıkla baktım, küçük ara sokaklardaki  gizli kafelerde
espresso yudumladım. Hepsi unutulmazdı.

Ama bu hikaye, çikolatalı kruvasanlardan ve bir bahar 
günündeki Eyfel Kulesi'nden daha derinlere iniyor. Bu
hikayenin sayfaları, 1940'lı yılların savaşla yıpranmış
Parisi'nde gönül yaralarını ve travmaları ele alıyor.
Günümüzde ise direnmeyi, affetmeyi ve sevmeyi
becerebilen veya beceremeyen karakterleri.

Bu kitap, benim Paris'e yazdığım aşk mektubum.Ve belki
bir gün, bir mektup daha yazarım. Şimdilik, hayal ettiğim
bu hikayenin, karakterlerin, Paris'in her şeyinin en ince 
detayına kadar keyfini çıkarmanızı umuyorum.



Son zamanlarda okuduğum en güzel, en dokunaklı romanlardan biriydi. Sarah Jio, kesinlikle kalemini konuşturmuş. İki ayrı dönemde yaşamış karakterlerin aynı sokaklarda dolaşmaları, aynı havayı solumaları, aynı kafelere gitmeleri... Celine, Cosi ve Caroline'nin yaşadıkları zaman zaman göz yaşı dökmeme neden oldu. Kitabın son sayfasına kadar merak içinde okudum. Ara ara bazı şeyleri tahmin eder gibi olduysam da, sonuna kadar sırrını saklayan olaylar çoğunlukta idi. 

Kitabı bitirir bitirmez, başka bir kitabın sayfaları arasında kaybolmadan önce, düşüncelerimi sıcağı sıcağına aktarmak istedim. Eğer böyle kitapları seviyorsanız, hemen okumanızı öneririm. Bu hikayeden sonra başka bir hikayenin içine dalmak epey zor olacak...

31 Mart 2017 Cuma

Agapi Ölümsüz Aşk - Sarah Jio


Bir sıcak, bir serin, bir yağmurlu, bir güneşli Ankara'dan merhabalar! Tam bahar havası, ne olacağını kestiremiyoruz. Bahar demişken, dün gece tam da bahar gibi bir kitabı bitirdim. 

Bu kitap hakkında çok yazıldı, çizildi. Genellikle de pek beğenilmedi. Evet, Agapi'den söz ediyorum. Sarah Jio, benim en sevdiğim yazarlardandır. Dilimize çevrilmiş tüm kitapları bende var. Yeşil Deniz Kabuğu dışında hepsini okudum ve çok sevdim. Bir tek, bu kitabı almamıştım. Olumsuz eleştirilerden dolayı ön yargılı davrandım. Açıkçası okumayı da hiç düşünmüyordum. Sonra instagramda, @kahvelikitapçikolatalışiir'in yılbaşı çekilişine rastladım. Hediye edeceği kitaplar arasında Agapi de vardı. O zaman içimden bir ses, bu kitaba bir şans ver dedi. Bu kitap da benim şansım oldu, çekilişin kazananlarından birisi de bendim. @kahvelikitapçikolatalışiir'e çok teşekkür ediyorum. Tabii şimdi siz, yine mi çekiliş kitabı diyorsunuz biliyorum. Valla bu son :)) Aslında ben, böyle çekilişlerde hiç şanslı değilimdir. Piyangodan amorti bile çıkmaz :) Ama aralık ayı şanslı geldi ve ben arka arkaya üç çekilişten, dört kitap kazandım. Tabii yavaş okuduğum için, ancak sıra geldi...


Agapi'yi beğendin mi derseniz; açıkçası beğendim. Ön yargılı davrandığım için de kendimden utandım. Evet, Sarah Jio'nun tarzından biraz farklı. Ama yine keyifle okuduğum bir kitap oldu.

Roman, 1893 yılında çiçekçi Elodie ve Auvergne Kont'u Luc Dumond'un hikayesiyle başlıyor. Daha sonra günümüze geliyor ve Jane ile arkadaşlarının hayatını anlatıyor. Jane, Seattle'de yaşıyor. Pick Place'de bir çiçekçi dükkanı var. Yalnız olması dışında, güzel bir hayatı var. Ama O, bunu fazla sıkıntı yapmıyor. Köpeği Sam ile birlikte geçinip, gidiyor. Sadece çocukluğundan beri, zaman zaman görüşü bulanıklaşıyor. Bu nedenle düzenli olarak nöroloğa gidiyor. Ama doktorlar, Jane'nin durumuna bir anlam veremiyorlar. Tam da 29 yaşına bastığı doğum gününde ( aynı zamanda Noel ), tanımadığı birisinden bir kart alıyor. Bu yabancı kadın, mutlaka görüşmeleri gerektiğini söylüyor. Jane önce önemsemese de, sonra merakına yenik düşüyor ve görüşmeye gidiyor. Kadın, O'na aşkı görme yeteneği olduğunu; görüşünün zaman zaman bu nedenle bulanıklaştığını söylüyor. Bir sonraki doğum gününe kadar aşkın altı halini bulup, tanımlamazsa; kendi hayatında asla aşkı bulamayacağını da ekliyor. Bundan sonrasını tabii ki anlatmayacağım :) 

ARKA KAPAK

İlk görüşte aşık olabilirsiniz. Fiziksel bir çekime kapılarak
kendinizi aşka bırakabilirsiniz. Tutku ve ihtiras dolu bir
serüvene çıkabilirsiniz. Paylaşımlarınız üzerinden aşka
tutunabilirsiniz. Aşkı hiçbir bağlayıcılığı olmayacak 
şekilde de tanımlayabilirsiniz. Peki gelecek planlarınızla
uyumlu bir aşka ne dersiniz? Ya da belki ölümsüz aşkı 
bulursunuz. Aşkın altıncı hali agapiyi...
Onu"o" olduğu için seversiniz
ve asla vazgeçmezsiniz.


Evet, eğer siz de benim gibi henüz bu kitabı okumadıysanız, ona bir şans verin derim. Jane ve arkadaşlarıyla, güzel bir yolculuk sizi bekliyor. Keyifli okumalar diliyorum...

5 Aralık 2016 Pazartesi

Kelebek Adası - Sarah Jio



Merhabalar! Sarah Jio'nun yeni kitabının çıktığını öğrenince hemen sipariş verdim. O sırada Tüyap Kitap Fuarı olduğu için, kitabım elime biraz geç ulaştı. Ben de, okumakta olduğum kitap biter bitmez Kelebek Adası'na başladım. Aslında cuma gecesi bitti, ama ancak yazabildim.



Kitabı, Sarah Jio hayranlarının seveceğini düşünüyorum. Hikaye yine farklı zamanlarda geçiyor. Ancak, bu kez farklı insanların farklı zamanlardaki hikayesi değil de; aynı insanın farklı zamanlarda yaşadıkları anlatılıyor. Tabii bu arada, pek çok insanın hayatından kesitler de işin içine giriyor. Açıkçası kitabın içeriğinden söz ederken, oldukça dikkatli olmaya çalışacağım. Çünkü vereceğim en ufak bir detay, her şeyi mahvedebilir. 

Bu arada Sarah Jio, kitabın başında biz Türk Okurlara bir mektup yazmış. Kitabın içinde de İstanbul'dan ve kebaplarımızdan söz etmiş. İki yıldır da yeni kitaplarının çıkışını ülkemizde yapıyor. Bizleri unutmadığı için kendisine teşekkür ediyorum.

Kitap, baş kahramanımız Charlotte'ın 2037'deki yaşantısıyla başlıyor. Daha sonra 30 yıl geriye gidiyoruz. Charlotte'ın en yakın arkadaşı Gabby'i, nişanlısı Erik'i tanıyoruz. Erikle evlenmelerini ve balayına çıkmalarını okuyoruz. Charlotte'ın hayal ettiği gibi, büyük bir gemiyle Bermuda tarafında deniz turuna gidiyorlar. Ancak Erik'i deniz tuttuğu için tatilleri pek de umdukları gibi geçmiyor. Ayrıca Erik, sürekli telefon görüşmesi yapıyor ve iş için olduğunu söylüyor. Bermuda'da karaya çıktıklarında, bir korsan teknesi turuna katılmaya karar veriyorlar. Ancak son anda bir sorun çıkıyor ve Charlotte tura yalnız gidiyor. İşte her şey buradan sonra karışıyor. Bermuda şeytan üçgeni yine yapacağını yapıyor...




ARKA KAPAK  

Mavi Kelebeklerin hikâyesini bilir misiniz?
Mavi Kelebekleri her yerde göremezsiniz. Oldukça
nadir görülürler. Sabah uyandığınızda, "Bugün mavi 
kelebekleri görmeye gidiyorum," diyemezsiniz.
Siz onları değil, onlar sizi bulur.

Efsaneye göre bu kelebekler, değişimin habercisidir.
Olur da gündoğumunda yolunuzu bir mavi kelebek
keserse, bilin ki artık hayatınız eskisi gibi olmayacaktır.
Belki bambaşka biri girer hayatınıza. Belki bambaşka
bir yerde uyanırsınız. Ya da ilk kez adımınızı attığınız 
bir yerde kendinizi hiç olmadığınız kadar huzurlu ve
evinizde hissedersiniz. Kaybolurken bulunursunuz.
Geldiğinizi sanarken gittiğinizi görürsünüz. Hayata
başka bakarsınız mavi bir kelebek kanat çırptığında
çünkü size başka bakıyordur artık hayat. 


Yukarıda da yazdığım gibi, kitapta pek çok hayat iç içe geçmiş durumda. Sayfaları çevirdikçe, daha önce anlatılmış olaylar anlam kazanmaya, ya da çözülmemiş olaylar çözülmeye başlıyor. Aslında, normalde olması imkansız şeyler kitapta gerçek oluyor. Bu yönüyle biraz da fantastik roman havası var. Ben yine çok beğenerek okudum. Kitaplarımı genellikle geceleri okuduğumu yazmıştım. Bazen uyanır uyanmaz, okuduğum kitaplar aklıma geliyor. Kendimi kahramanlar ve kitabın devamında neler olacağı konusunda düşünürken buluyorum. İşte, Kelebek Adası da bu kitaplardandı. Bu tarz romanları okumayı seviyorsanız, mutlaka öneririm.

Ayrıca kitabı okurken, Tom Hanks'in daha önce izlediğim Yeni Hayat (Cast Away) filmi aklıma geldi. Eğer izlemediyseniz mutlaka izlemenizi öneririm...

14 Kasım 2016 Pazartesi

Yeni Kitaplarım



Merhabalar! Malum, İstanbul'da kitap fuarı var. Benim gibi İstanbul dışında yaşayan kitapseverler ise kedi gibi yalanıyor :) Ben kitaplarımı genellikle internetten, özellikle de okuoku.com'dan alıyorum. Gelen kargoyu heyecanla açıp, kitaplarımı kucaklamak çok hoşuma gidiyor.


İnternette gezinirken Sarah Jio'nun yeni kitabının çıkmak üzere olduğunu görünce çok sevindim. Kendisi en sevdiğim yazarlardandır. Kitaplarını büyük bir keyifle okuyorum. Şu ara kitap siparişi vermeyi düşünmüyordum. Ama sırf bu kitap için siparişimi öne aldım. Tabii fuar yüzünden kitabın çıkışı biraz gecikmiş. Yani kargom tam 10 günde elime ulaştı. Ama bu tamamen yayın evinden kaynaklı bir sorun. Okuoku'nun bir suçu yok anlayacağınız. 


Ne yazık ki elimdeki kitabı henüz bitiremedim. Çok merak etmeme rağmen Kelebek Adası'nı okumak için birkaç gün bekleyeceğim.

Kendime aldığım diğer kitaplar da bunlar. Her seferinde bir süre kitap almayacağım diyorum. Ama sonra dayanamıyorum :) 



Aşağıdaki kitapları da kızım için aldım. Bir Şapşalın Günlüğü ve 26 Katlı Ağaç Ev'i kendisi istiyordu. Ottoloyoy'u ise instagramda @mavianne tanıtmıştı. Merak edip, baktığımda kızım için yararlı olacağını düşündüm. Ben de okumayı düşünüyorum. Bakalım, hangimiz önce okuyacak...



Bunlar da Okuoku'nun hediye ayraçları ve kahvesi. Çok şirinler değil mi? Gerçekten okunacak çok kitap var. Paketten bir de Son adlı romanın tanıtımı çıktı.



En sevdiklerimden birini sona bıraktım. Ne zamandır bir kitap kılıfı istiyordum. Hatta, dikmek için kumaş bile almıştım. Sonra bu kılıfları gördüm. Kedilisi var, gazete kağıdı desenlisi, baykuşlusu var... Ama benim gibi bir çay tiryakisine bu desen uygun olur dedim. Oldukça güzel ve kaliteli bir ürün. Çok beğendim :)


Açık hali de böyle... 450 - 500 sayfalık kitapta denedim rahatça oldu.


Evet, aldıklarıma genel bir bakış attıktan sonra biraz kitap okumaya gideceğim. Sizlere de keyifli okumalar diliyorum...


27 Temmuz 2016 Çarşamba

Elveda Haziran - Sarah Jio


Merhabalar! Ülkenin gündemi, bizim evin gündemi derken buradan iyice uzak kaldım. Bloğumu özledim, sizleri özledim, yazmayı çok özledim. Bu kitaba Haziran ayı biterken başladım. Haziran sonunda 5 günlük bir tatil kaçamağı yapmıştım. Kitabı da orada yarıladım. Ama Ankara'ya gelince pek okuyamadım. Kayınvalidem 5 günlük kaçamağın öcünü fena aldı doğrusu. Çok yorgunum. Genellikle geceleri kitap okuyabiliyorum. Ama bir aydır erkenden uykum geliyor. Gündüz zaten koşturmacayla geçiyor. Kitabı bitireli neredeyse 20 gün oldu, ama yazamadım. Tabii bunda ülke gündeminin de etkisi büyük. Yazmak gelmedi içimden. Neyse, ağustosta nöbeti eltime devredeceğim. Eylüle kadar dinlenmeye çalışacağım. Belki daha sık görüşürüz.



Gelelim Elveda Haziran'a... Tam bir Sarah Jio romanı... Yine geçmişle, günümüz arasında gidip geliyorsunuz. June (haziran) acımasız bir bankacıdır. Bankaya borcunu ödeyemeyen küçük işletmeleri gözünü kırpmadan kapatmaktadır. Teyzesi hariç, ailesiyle problemleri vardır. Kız kardeşiyle arasında kötü bir olay geçmiş ve Seattle'yi terk etmiştir. Teyzesi Ruby'nin ölüm haberini aldığında çok üzülür. Ruby'nin, çocuk kitapları sattığı bir kitabevi vardır. Kitabevini June'a bırakmıştır. June bir süreliğine Seattle'ye dönmek zorunda kalır. Aslında burayla sıkı bir bağı vardır. Ama kitabevini satıp gitmek, ya da burada kalıp mücadele etmek arasında kalır. Çünkü kitabevi ciddi bir borç batağındadır. Teyzesinin kendisine bıraktığı ipuçlarını takip ederek, 1940'lı yıllardan kalma mektuplar bulur. Bu mektuplar sayesinde June ve teyzesinin hayatı hakkında bilgi ediniyoruz.

Amerika'da herkesin bildiği bir çocuk kitabı olan İyi Geceler Aydede'nin yazarı Margaret Wise Brown ile Ruby arasındaki mektuplar gerçekten çok güzeldi. İnsanda yakın bir arkadaşla mektuplaşma isteği uyandırıyordu. Bu yorumu kitabı okuyan pek çok kişiden duydum. Okuduğunuzda bana hak vereceksiniz. Kitapta kardeşliğin önemine çok sık değiniliyordu. Ne yaşanırsa yaşansın, kardeş her zaman kardeştir. Bu bölümleri zaman zaman gözlerim dolarak okudum.

ARKA KAPAK

Bir varmış, bir yokmuş, hâlâ içindeki
masala kulak veren küçük bir kadın varmış...


Büyük yeşil bir odada bir telefon, kırmızı bir balon ve aydedenin üzerinden zıplayan bir ineğin resmi varmış... İyi geceler aydede, iyi geceler kırmızı balon, iyi geceler yıldızlar, size de iyi geceler yeryüzündeki tüm sesler.

June Andersen, her akşam yatmadan önce teyzesinin ona ve kız kardeşine okuduğu bu masalla büyümüştür. Ancak zaman acımasızdır ve maalesef hayat, çocukluklarındaki o masumiyeti yok etmiştir. Artık güçlü bir kadın olarak tek başına yol alan June, yıllardır yüzünü görmediği teyzesinin ölüm haberiyle çocukluğunu geçirdiği Mavi Kuş Kitabevi'ne yeniden adımını atacaktır. Hatıralarını süsleyen bu masal diyarı June'un içindeki karanlıklara ışık tutarken, June kendini yeniden keşfedecektir. 

Elveda Haziran, bugününüzü  sorgulayıp geçmişinize merhaba diyeceğiniz, ne kadar imkansız gibi görünse de çıkış yollarının çok yakınımızda olduğunu gösteren bir Sarah Jio romanı.




Sarah Jio severler az çok kitabın sonunu kestirebiliyor. Ama yine de keyifle okuduğum kitaplardan birisiydi. Akıcı dili, sürükleyici konusuyla favori kitaplarım arasında yerini aldı. Arayı açmamak dileğiyle, keyifli okumalar...



21 Haziran 2016 Salı

Gündüzsefası - Sarah Jio


Merhabalar!  Bitirdiğim iki kitap da elimde bekliyor. Bir türlü bilgisayarın başına oturup da yazamadım. Bu yüzden üçüncü kitabı da savsaklıyorum. Çünkü biriktikçe yazmak da zorlaşıyor. 

Sarah Jio, benim en sevdiğim yazarlardan birisi. Gündüzsefası, bir yıldır kitaplığımda okunmayı bekliyordu. Bu kitabı elime aldığımda ilginç bir şey fark ettim. Benim çocukluğumda, gençliğimde biz bu çiçekten yetiştirmişiz. Babam, bahçemizin gözümüze en yakın köşesine çok güzel sarmaşıklar dikerdi. En çok da mor ve beyaz olanlardan. Her sabah bize güzellikleriyle günaydın der, akşam olunca da şaşırtıcı bir şekilde kapanırlardı. Ama bu güzel çiçeklerin adını bilmez, sarmaşık der geçerdik. 


Bizim sarmaşıkların kitaptaki gündüz sefaları olduğunu öğrenince hem çok şaşırdım, hem de mutlu oldum. Ne yazık ki fotoğraf internetten. Çünkü artık ne o ev, ne bahçe, ne de çiçekler var. O evi ve bahçeyi anlattığım yazım burada...

Biraz da romandan söz edelim değil mi? Benim çok severek okuduğum kitaplardan birisi daha... Sarah Jio'nun, iki farklı zamanda geçen olayları harmanlaması çok hoşuma gidiyor. Kitap Seattle'deki yüzen evlerde geçiyor. İnternette burayı anlatan pek çok fotoğraf ve video var. İlginizi çekerse bir bakın derim. Ben çok beğendim. Suyun üzerindeki evlerde yaşamak değişik bir duygu olsa gerek... Ayrıca kitapta sık sık sözü geçen Sevginin Bağladıkları Filmi de burada geçiyormuş. İlk fırsatta izlemek istiyorum. Bir Meg Ryan ve Tom Hanks hayranı olarak, bu filmi nasıl atlamışım bilmiyorum.

Ada Santorini 2008 yılında, Seattle'deki Tekneler Caddesi'nde bir yüzen ev kiralar. Kitabın ilerleyen sayfalarında öğreneceğimiz bir nedenden dolayı yıkılmıştır. Buraya anılarından kaçmak ve iyileşmek ümidiyle gelmiştir. Burada yaşadığı süre içinde yeni komşuları olur. Yaşadığı evde bir sandık bulur. Sandığın sahibi, Penny Wentworth adında bir kadındır. Penny 1950'li yıllarda bu evde yaşamıştır. Ancak esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolmuştur. Bu konuda herkes ağız birliği etmiş gibi susmaktadır. Sandık ve burada yaşayanların esrarengiz davranışları Ada'yı meraklandırır. Penny'i, ressam eşini ve kaybolmasıyla ilgili her şeyi araştırmaya başlar. Düğümleri çözdükçe, kendi hayatında da yol almaktadır. Ben daha fazla anlatmayacağım. Eğer hâlâ okumadıysanız, güzel ve sürükleyici bir kitap olduğunu bilin. 

Ben kitapların ayraçlarını kopartmaya kıyamıyorum. Benim kendi ayraçlarım var. Onları kullanıyorum. Bir gün onları da gösteririm size. Ama bunu, okumadan önce komşuma vermiştim. Ne yazık ki o kopartmış. Nazar boncuğu olsun ne yapalım...


ARKA KAPAK 

Acı ne kadar derinde olsa da 
zamanla tüm çiçekler güneşe döner yüzünü...

Kalbin anahtarıdır gündüzsefası. Ruhlarında en derin izleri taşıyanları bile çiçekleriyle sarmalar, filizleriyle umut taşır. İşte böyle gündüzsefasının süslediği bir yüzen evde yaşayan Penny Wentworth, 1950'li yıllarda ünlü bir ressamla evlidir.Her şeye sahip olan Penny'nin tek eksiği ise küçük evlerini taçlandıracak bir bebektir. Ancak gün geçtikçe tek eksiğinin bu olmadığını anlayacaktır çünkü sevgiyi yürekten hissetmek gerekiyordur. Onun hissettiği tek şey ise içini kemiren acıdır...

Ada Santorini New York'ta yaşadığı trajediden sonra ağır depresyondadır. Kendini toparlamak için Seattle'a Tekneler Caddesi'ne gelir. Burada kiraladığı bir yüzen evde eski bir sandık bulur. Sandıkta Penny Wentworth adında bir kadına ait eski eşyalar vardır. Gariptir ki Tekneler Caddesi'nde hiç kimse bu kadınla ilgili konuşmak istememektedir. Merakına yenik düşen Ada, Penny'nin gizemli geçmişine adım atarken kendi geleceğini de örmeye başlayacaktır. 

Okuyucuları kalemiyle büyüleyen Sarah Jio'dan bir baş yapıt daha. Gündüzsefası'nı okurken, ne kadar imkansız görünse de her şeyin bir umuda açılacağını göreceksiniz.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------

Bol kitaplı, keyifli günler diliyorum...

7 Nisan 2016 Perşembe

Son Kamelya - Sarah Jio


Merhabalar! Ankara'da havalar iyice ısındı. Ben de daha düzenli yürümeye başladım. Önceleri yürüyüşten sonra kendimi ölecekmiş gibi hissetmeme rağmen, artık daha enerjik hissetmeye başladım. Fazlalık kıyafetlerden kurtuldum, fazla kilolara savaş açtım. Aldığım birkaç kiloyu verdim. Ama yolum çok uzun. Kaldığım yerden kiloları kovalamaya devam edeceğim. 

Aslında son okuduğum kitabı anlatacaktım değil mi? Ama bugün içimde tarif edemediğim bir sevinç var. Kendim için bir şeyler yapmanın sevinci. Bunu yapmayalı öyle çok olmuştu ki... Bu düzeni oturtmam gerekli, anlaşıldı...



Sonunda sıra kitaptan bahsetmeye geldi :)  Sarah Jio, en sevdiğim yazarlardan bir diğeri. Tüm kitaplarını aldım. Ama O'nun kitaplarını da sindire sindire okumayı seviyorum. Mart Menekşeleri, Yağmur Sonrası, Böğürtlen Kışı... Sırada Son Kamelya vardı. Onu da okudum. Kitapları, çıkış sırasıyla okuyorum. Arayı fazla açmadan diğerlerini de okumayı düşünüyorum.

Kitap yine iki farklı zaman diliminde geçiyor. 1940'lı yıllarda yaşayan Flora ve 1990'lı yıllarda yaşayan Addison'un hikayelerini okuyoruz. Flora, dadı rolü altında Livingston Köşkü'ne gider. Ama asıl amacı, Middlebury Pembesi adındaki eşsiz kamelyayı çalmaktır. Köşkte farklı insanlarla tanışır, hatta aşkı bulur. Burada yaşanan büyük bir gizemi öğrenmek için uğraşır. 1990'lı yıllarda ise Livingston Köşkü'nü Addison'un eşinin ailesi satın almıştır. Addison da tıpkı Flora gibi bitkilere düşkündür. Geçmişini eşinden titizlikle saklamaktadır. Bu arada köşkün geçmişinin de, kendisininki kadar karışık olduğunu öğrenir. Acaba köşkte neler olmuştur? Flora'ya ne olmuştur? Bunların hepsini kitabı okuduğunuzda öğreneceksiniz.


ARKA KAPAK  


Önce küçük bir tohum düşer kalbin odasına, sonra aşkla yeşerir.
Kulak verin, umudun sesini duyabiliyor musunuz?

1940'lı yılların Amerikası'nda bir fırıncının kızı olan Flora Lewis, un kokulu hayatının bir gün çok farklı yöne sürükleneceğini bilmiyordur. Genç kız bir yandan yaşlı anne babasına yardım ederken, öte yandan botanik bahçesinde bitkilerin ve çiçeklerin gizemli dünyasıyla uğraşmaktadır. Ta ki kendini uluslararası çiçek hırsızlığı zincirinin tam ortasında bulana kadar... Yapacağı iş çok basittir; İngiltere kırsalındaki Livingston Köşkü'ne gidip Middlebury Pembesi olarak bilinen ender bir kamelya türünü bulup haber vermek. Köşke dört öksüz çocuğa dadı olarak sızan Flora, içinde imkansız bir aşkın tohumlarını büyütürken, ne tür bir belaya bulaştığını acı bir şekilde öğrenecektir.

Tam elli sene sonra bahçe tasarımıyla uğraşan Addison Sinclair, eşiyle birlikte Livingston Köşkü'ne gelir. Geçmişindeki hayaletten kurtulmaya çalışan Addison, aslında burada çok daha sancılı bir gizemin içine düşer. Bunu çözmeye çalıştıkça dillere destan kamelya bahçesinin kanla sulandığı gerçeğine de adım adım yaklaşacaktır...

Mart Menekşeleri ve hâlâ çoksatanlar listesinde yer alan Böğürtlen Kışı yazarı Sarah Jio'dan muhteşem bir kitap daha. Son Kamelya, kalbimizdeki geçmişin zehrini umut kırıntısına tutunan küçük bir tohumla yok edebileceğimizi gösteren bir başyapıt.




Evet, arka kapaktan da anlaşılacağı gibi, kitap oldukça sürükleyici. Elinizden bırakmak istemiyorsunuz. Bölümler arasında bir geçmişe, bir bugüne gidip gelirken merakınız hep uyanık kalıyor. Tabii benim gibi yatmadan önce kitap okuyanlardansanız, siz de uyanık kalıyorsunuz:) Eh ne diyelim, gülü seven dikenine katlanır. Keyifli okumalar diliyorum...

19 Ağustos 2015 Çarşamba

Böğürtlen Kışı - Sarah Jıo


Merhabalar! Uzun zamandır kitaplar hakkında yazmadığımı fark ettim. Bunda çok hızlı okuyamamamın rolü olduğu gibi; okulların tatil olması, yaşlı ve hasta kayınvalidemin yanımda olması da etkili. Kendime, kitaplarıma ve bloğuma fazla zaman ayıramıyorum. Severek takip ettiğim blogları bile ihmal ediyorum. Kendimce sıraya koyup, toplu ziyaretler yapıyorum. Böğürtlen Kışı'nı da bitireli epey olmasına rağmen, ancak yazma fırsatı bulabildim.

Sağlık sorunlarım nedeniyle stresten uzak durmam gerekiyor. Bu nedenle hafif ve beni mutlu eden kitaplar okumayı tercih ediyorum. Bana pembe gözlük taktıracak, yaşamın sıkıntılarından uzaklaştıracak ve en önemlisi mutlu sonla biten kitaplar... İşte tam da bu yüzden Böğürtlen Kışı kitabından uzak durdum. Sarah Jio'yu çok sevmeme rağmen; kitabın konusunu okuyunca, hayır ben bu kitabı kaldıramam dedim. Ama dayanamayıp aldım. Bir yıl kadar da kitaplığımdan baktı bana...Sonunda bir cesaret aldım elime ve çoook beğendim. Okuyalı iki ay olmasına rağmen halâ etkisinden kurtulamadım.


Kitabın iç kapağındaki söze bayıldım. ''HERKES KENDİ HAYAT YOLUNDA ACILAR ÇEKİP İYİLEŞİR...'' Ne kadar doğru değil mi? 

Kitap yine hem geçmiş, hem de günümüzden kesitler sunuyor. Vera Ray, hayatını lüks bir otelde hizmetçilik yaparak geçirmektedir. 1933 yılında belli bir kesime ait değilseniz, hayat sizin için inanılmaz derecede zorlaştırılmaktadır. Üstelik bu mayıs akşamı, karlı ve çok soğuktur. İşinden atılmamak için 3 yaşındaki oğlu Daniel'ı evde tek başına bırakmak zorunda kalır. Ancak sabah eve döndüğünde oğlunu evde bulamaz. En yakın arkadaşı dışında kimse bu durumu tam anlamıyla umursamaz. Vera Ray perişan olmuştur ve oğlunu bulabilmek için her şeyi yapmaya hazırdır.

Bu olaydan 80 yıl sonra, yine bir mayıs ayında inanılmaz bir şekilde kar yağar ve hava çok soğuktur. Gazeteci Clair Aldridge bu olayı incelemekle görevlendirilir. Clair araştırmaya başlayınca Seattle'de yaşanan dramı öğrenir. Bu olaydan çok etkilenir ve araştırmaya başlar. Daniel'ı ya da ona ne olduğunu bulmayı aklına koyar. Bu arada Clair'ın eşiyle arasının bozulmasına neden olan bir sorunu vardır. Bu sorunun bir çocukla ilgili olduğunu düşünsek de, kitabın ilerleyen sayfalarına kadar tam olarak ne olduğunu anlayamıyoruz. Ayrıca Mart Menekşeleri'nde okuduğumuz karakterlerden de haberler alıyoruz...

Kitap bir geçmişi, bir günümüzü anlatırken epey uykusuz kaldığımı söylemeliyim. İki kadının hayatı, Daniel'a ne olduğunu merak etmem kitaba gömülmeme neden oldu. Zaman zaman gözyaşlarıma engel olamadım. Kitabın gidişatına göre sonunu tahmin ettiğimi sandım. Ama sonunda, yaklaşmış olsam da yanıldığımı fark ettim. İyi ki almışım, iyi ki okumuşum diyorum...

ARKA KAPAK

Kalbinizin derinliklerine işlenen acıyı,
tek kelimeyle nasıl dile getirirsiniz?

''Canım Daniel'ım,

Kaybolduğun gün dünyam sona erdi, canım oğlum. Seni her kim 
alıp götürdüyse, seninle birlikte kalbimi, hayatımı da çaldı. Ben 
senin gülümsediğini görmek, kahkahalarını duymak, mutluluğunu
paylaşmak için yaşıyordum...''

Vera Ray 1933 yılının o karlı mayıs akşamında üç yaşındaki oğlu
Daniel'ı son kez öptüğünü bilmiyordur. Her ne kadar oğlunu 
yalnız bırakma düşüncesinden nefret etse de hayatlarını devam
ettirmek için çalışmak zorundadır. Tek avuntusu, gün ağardığında 
küçücük oğluna sarılacak olmasıdır. Ancak Vera geri döndüğünde
karşılaştığı manzara, Daniel'ın boş yatağıdır. Bir de karlar içine 
gömülmüş olan oyuncak ayısı...

Seksen sene sonra Seattle yine mayıs ayında karlar altındadır.
Köklü bir gazetede muhabir olan Claire Aldridge , bu doğaüstü 
olayı haber yapacaktır. Araştırmalarına devam eden Claire, küçük çocuğun bu zamana kadar sonuçlanmamış kaçırılma davasıyla 
karşılaşır. Evlat kaybetmenin ne demek olduğunu çok iyi bilen
Claire, bu olayı çözmeye karar verir. Ancak çözdüğü her
düğümün, onu Vera'yla olan bağlantısına yaklaştırdığından
habersizdir...

Böğürtlen kışı aşkı, umudu ve umutsuzluğu derinden anlatan 
muhteşem bir kitap. Bu öyküyü yüreklerinizden kolay kolay silip
atamayacaksınız.

Yukarıda da yazdığım gibi, gerçekten de kitaptan çok etkilendim. Hatta kitabı satır satır size anlatmamak için kendimi zor tuttum. Ama bu, kitabı okumayanlara haksızlık olurdu değil mi? Bu tür kitaplardan hoşlanıyorsanız ve halâ okumadıysanız mutlaka okumanızı öneririm. Hepinize keyifli okumalar diliyorum...

13 Mart 2015 Cuma

Yağmur Sonrası - Sarah Jıo



Merhabalar! Sarah Jio'nun kitaplarını çok seviyorum. Daha önce Mart Menekşelerini okumuştum. Şu anda, Agapi hariç tüm kitapları var bende. Ama henüz diğerlerini okumadım. Garip bir takıntı yaptım :) Geçen yıl, Mart Menekşelerini okumak için mart ayını beklemiştim. Böğürtlen Kışı da mayıs ayında geçiyor. Ben de mayıs ayında okumayı planlıyorum.



Gelelim Yağmur Sonrasına... Yazar yine geçmiş zamanla, günümüzü harmanlamış. Kitap günümüzde başlıyor. Kahramanlarımızdan Anne aldığı bir mektupla 1940'lı yıllara, 2. Dünya Savaşı sırasında yaşadığı anılara gidiyor. Kitabın büyük bir kısmı bu yıllarda geçiyor. 

Anne ve Kitty hemşirelik okulunu yeni bitirmiş ve Seattle'deki evlerine dönmüşlerdir. İkisi de toplumda belli bir yeri olan ailelere mensupturlar. Anne, aileden bankacı olan Gerard Godfrey ile nişanlanmak üzeredir. Godfrey ailesi oldukça zengin ve her genç kızın gelin gitmek isteyeceği bir ailedir. Gerard ise Anne'i deli gibi sevmektedir. Oysa dadısı ve arkadaşıyla yaptığı konuşmalardan sonra Anne'in aklı karışmıştır. Bu sırada Savaş iyice kızışmıştır. Anne ile Kitty hemşire olarak Bora Bora Adası'na gitmeye karar verirler. 

Kitabı okumayanlar için bundan sonrasını anlatmak istemiyorum. Ancak şu kadarını söylemeliyim ki, ben kitabı çok beğendim. Oldukça sürükleyiciydi. Geçmişte de, günümüzde de insanı meraklandıran; biraz daha okumalıyım, acaba ne olacak dedirten bir kurgu vardı.

                                                              ARKA KAPAK

II. Dünya Savaşı'nın tam ortasında yaşanan yasak aşk
ve işlenen korkunç bir cinayet...

Umut tükenmiş gibi görünse de ikinci şans her zaman vardır...
Ya yoksa?

Anne Calloway ne kadar çabalasa da yetmiş yıldır peşinden gelen anıları
bir türlü aklından silemiyordur. Bora Bora Adası'ndan adına gelen gizemli 
bir mektup ise adete kapanan yarasını yeniden açar.

1942 yazında, II. Dünya Savaşı'nın en hararetli zamanında Bora Bora 
Adası'nda görev almak için orduya hemşire olarak katılan Anne, genç,
güzel ve nişanlı bir kadındır. Ancak orada hiç hesap etmediği bir
durumla karşılaşır. Aşk... Kalbini tutkuyla dolduran, yakışıklı asker
Westry Green'e karşı koyamaz. Kısa sürede aşkları, adadaki amber
çiçekleri gibi filizlenirken, sazdan çatısı olan bir bungalovun altında gizli
bir dünyayı paylaşırlar. Ta ki bir gece tüyler ürperten bir cinayete şahit
olana kadar...Savaş rüzgarıyla ayrı yerlere savrulan çift, bir daha asla bir
araya gelemez. Peki Anne, onca sene sonra çıkagelen bu  mektubun
izinden gidip taşıdığı vicdan azabını sonlandırabilecek midir?

Ya siz, araya zaman, mekan, kişiler girse de gerçek aşkın peşinden
gitmeye cesaret edebilir misiniz?

Mart Menekşeleri ile gönüllere taht kuran Sarah Jio'dan muhteşem bir 
başyapıt... Yağmur Sonrası ile tutkunun zaman tanımayan öyküsünü
okurken, gözyaşlarınıza hâkim olamayacaksınız.


''II. Dünya Savaşı'nda Pasifik'in tam ortasında kalan, yürek burkan
muhteşem bir aşk hikayesi.''

Kristin Hannah

Kitabı bitireli birkaç gün oldu. Hatta yeni kitabımda da bayağı ilerledim. Buna rağmen, Yağmur Sonrası'nın etkisinden kurtulamadım diyebilirim. Neyse, ben şimdi örgümü ve çayımı alıp gidiyorum. Sizlere de keyifli okumalar diliyorum...

Görüşleriniz Benim İçin Değerlidir!

Zaman ayırıp, yorum yaptığınız için teşekkür ederim. Yorumlarınız onaylandıktan sonra görüntülenecektir. Reklam ve hakaret içeren yorumları yayınlamıyorum. Düşüncelerinizi bekliyorum...