kitaplarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitaplarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Nisan 2019 Pazar

Paris'ten Çiçeklerle - Sarah Jio



Merhabalar! Bugünlerde buraya daha sık uğrayabildiğim için mutluyum. Tabii ki, kitap okumaya biraz daha fazla zaman ayırabildiğim için de... Bunda bileğimdeki sorun yüzünden bir süredir örgü öremememin de rolü büyük. Bu yazıyı da bileklik ile yazıyorum. Ama ben kaşındım, amigurumi örmeye çalışmayacaktım... Sonuç olarak, bu aralar daha çok kitap okuyup, daha çok film izliyorum.



Sarah Jio da en sevdiğim yazarlardan biridir. Özellikle, romanlarının iki ayrı dönemde geçmesi  ve karakterlerin bir şekilde birbiriyle ilintili olması çok hoşuma gider. Bu kitapta da iki ayrı zaman diliminde Paris'te yaşayan kadınların öyküleri anlatılıyor. 

Celine 1943 yılında Alman işgali altındaki Paris'te babası ve kızı Cosi ile yaşamaktadır. Çok sevdiği eşini yıllar önce bir trafik kazasında kaybetmiştir. Babası, anne tarafından Yahudi olduğu için oldukça tedirgindirler. Babasının çiçekçi dükkanında Almanlar'ın dikkatini çekmemeye çalışarak hayatlarını sürdürürler. Ama Nazi işgali altındaki Paris'te bu mümkün olabilir mi? 

Caroline ise 2009 Parisi'nde yaşamaktadır. Geçirdiği kazadan sonra hafızasını kaybetmiş, kim olduğunu bulmaya çalışmaktadır. Bu süreçte, sürekli gittiği restoranın sahibi Victor kendisine yardımcı olur. Caroline kimdir? Geçmişinde canını yakan şey nedir? Tabii ki, bunları anlatmayacağım, okuyun ve görün :))






ARKA KAPAK

Bu kitabı yazarken, karakterlerimin peşinden en etkileyici
kafelere, güzel balkonlara ve canım Paris manzaralarına
gittim. Bu seyahatte Montmartre'nin basamaklarına 
tırmandım, Rue de Cler pazarındaki renkli görüntülere 
hayranlıkla baktım, küçük ara sokaklardaki  gizli kafelerde
espresso yudumladım. Hepsi unutulmazdı.

Ama bu hikaye, çikolatalı kruvasanlardan ve bir bahar 
günündeki Eyfel Kulesi'nden daha derinlere iniyor. Bu
hikayenin sayfaları, 1940'lı yılların savaşla yıpranmış
Parisi'nde gönül yaralarını ve travmaları ele alıyor.
Günümüzde ise direnmeyi, affetmeyi ve sevmeyi
becerebilen veya beceremeyen karakterleri.

Bu kitap, benim Paris'e yazdığım aşk mektubum.Ve belki
bir gün, bir mektup daha yazarım. Şimdilik, hayal ettiğim
bu hikayenin, karakterlerin, Paris'in her şeyinin en ince 
detayına kadar keyfini çıkarmanızı umuyorum.



Son zamanlarda okuduğum en güzel, en dokunaklı romanlardan biriydi. Sarah Jio, kesinlikle kalemini konuşturmuş. İki ayrı dönemde yaşamış karakterlerin aynı sokaklarda dolaşmaları, aynı havayı solumaları, aynı kafelere gitmeleri... Celine, Cosi ve Caroline'nin yaşadıkları zaman zaman göz yaşı dökmeme neden oldu. Kitabın son sayfasına kadar merak içinde okudum. Ara ara bazı şeyleri tahmin eder gibi olduysam da, sonuna kadar sırrını saklayan olaylar çoğunlukta idi. 

Kitabı bitirir bitirmez, başka bir kitabın sayfaları arasında kaybolmadan önce, düşüncelerimi sıcağı sıcağına aktarmak istedim. Eğer böyle kitapları seviyorsanız, hemen okumanızı öneririm. Bu hikayeden sonra başka bir hikayenin içine dalmak epey zor olacak...

24 Mart 2019 Pazar

Tozlu Rüyalar Kitapçısı - Cynthia Swanson



Merhabalar! Bugün karşınıza uzun süredir kitaplığımda bekleyen bir kitap ile geldim. Tozlu Rüyalar Kitapçısı... Aslında kitabı bitireli de bayağı oluyor. Oturup yazmak için fırsat bulamadım ne yazık ki... 

Fotoğraftaki kalbi sevgililer günü için ben örmüştüm. Ama maalesef ördüğüm son şey oldu. Yine bileğimde sorun oluştu ve hiçbir şey öremiyorum. Bu durum, daha çok kitap okumam için fırsat oldu aslında. Bir de oturup düzenli bir şekilde buraya yazabilsem...


Neyse, lafı fazla uzatmadan kitaba döneyim en iyisi... Roman 60'lı yıllarda geçiyor. Kitty'nin en yakın arkadaşı ile birlikte kurduğu küçük bir kitapçı dükkanı var. Her ikisi de evlenmemiş, kendi ayakları üzerinde duran, idealleri olan iki genç kadın... Kitty, kedisi Aslan ile birlikte yalnız yaşıyor. Çok sevdiği anne ve babası da sık sık ziyaretine geliyor. Kitty, bir sabah uyandığında kendisini başka bir evde, evli ve çocuklu olarak buluyor. Bu durum onu korkutsa da, içinde bir yerlerde huzur veriyor. Uyandığı zaman bu rüyayı arkadaşına anlatmak istese de, cesaret edemiyor. Bu rüyaları sık sık görmeye başlıyor. Zamanla rüyasındaki kocasına aşık olduğunu fark ediyor. Gerçek hayatında da onu bulmak için araştırma yapıyor. Bir süre sonra bu rüyalar tüm benliğini kaplıyor ve gerçek hayatı ile rüyalarındaki hayatı birbirine karışıyor.


Evet kendime kadife kazak başlamıştım, ama o da yarım kaldı... Bu kitap da tıpkı bir önceki yazımda anlattığım film gibi, tercihlerimizin bizim ve başkalarının hayatını nasıl etkileyeceğini anlatıyor aslında. Üstelik filme bu kitabı okurken gitmiştim. Bu tesadüf beni biraz ürküttü açıkçası...

ARKA KAPAK

Beni rüyalar aleminde bırakma. Keşkelerin
yanılsamasından beni çekip al. Buna hemen bir 
son ver. Beni hemen gerçeğe kavuştur ki sevmeyi
tekrar öğrenebileyim...

Otuz sekiz yaşındaki Kitty Miller küçük bir dairede kedisiyle
yaşamaktadır. Liseden beri en yakın arkadaşı olan Frieda'yla birlikte
küçük bir kitabevi işleten Kitty'nin ailesi, arkadaşı ve kitabevi arasında 
geçen sıradan yaşamı bir gün başka bir yerde uyandığını 
fark etmesiyle allak bullak olur.

Daha önce hiç görmediği bu ev, onun evidir yine de. Başka bir
dünyada, başka bir aileyle ve başka arkadaşlarla farklı bir yaşam... Hangi
dünyanın gerçek, hangisinin rüya olduğunu bir türlü anlayamaz. Genç
kadının gerçek hayatıyla hayali yaşamını sorgulaması arasında geçen
bir süreç başlar. Bu iki dünya arasında bocalarken de travmalarıyla,
acılarıyla ve geçmişiyle yüzleşmesi gerekir. Peki ya gerçeklerle 
yüzleşecek cesareti yoksa?


Gerçekten beğenerek okuduğum bir romandı. Akıcı dili, sürükleyici konusu ile kitabın nasıl bittiğini anlamadım. Yukarıda da dediğim gibi, tercihlerimizin hayatımızı nasıl etkileyeceği hakkında da oldukça düşündürücüydü. Kitabın bir bölümünde otizme de değinilmişti. Üstelik, 60'lı yıllarda otizmli çocukların direkt annelerinin yüzünden böyle olduklarının düşünülmesi de bana oldukça sarsıcı geldi. 

Eğer hala bu kitabı okumadıysanız, bir şans verin derim. Bol kitaplı, bol örgülü bir pazar günü geçirmenizi dilerim...

26 Şubat 2019 Salı

Bir Buket Aşk - Debbie Macomber



Merhabalar! Aslında çok gecikmiş bir yazıyla karşınızdayım. En azından, haftada bir kez buraya uğramak istiyorum. Fakat zaman nasıl hızla akıp gidiyor, anlamıyorum... 2017 sonunda tüp mide ameliyatı olduktan sonra, hayatıma farklı öncelikler girdi. Sağlıklı bir hayat sürmek ve kilomu korumak için bu öncelikleri devam ettirmem gerekiyor. Bu da, zaman zaman oldukça yorucu olabiliyor. Eskiden kitap okumak, blog ziyaretleri ve yazı yazmak gibi pek çok şeyi gece, herkes yattıktan sonra yapardım. Şimdi erkenden uykum geliyor. Gün içinde de, eşim ve kızım ile ilgilenmem gerekiyor. Dolayısı ile pek zamanım kalmıyor. Bu anlamda instagram biraz daha pratik oluyor tabii. Yine de bulduğum ilk fırsatta buraya koşuyorum :) Umarım sizleri küstürmemişimdir. 

Bu kadar dertleşmek yeter sanırım. Artık kitaptan söz etsem iyi olacak... Bir Buket Aşk, Küçük Mucizeler Dükkanı serisinin son kitabı. Aslında, kitap ülkemizde yayınlanır yayınlanmaz almıştım. Ama bir türlü okumak istemedim. Sanırım örgü örmeyi çok sevdiğim için bu serinin bende ayrı bir yeri ver. Lydia ve dükkana gelen diğer kahramanlar benim arkadaşım gibi oldular. Kitabı okuyup, bitirirsem onlarla vedalaşmak zorunda kalacakmışım gibi hissettim. Umarım Debbie Macomber bu seriyi devam ettirir ve en kısa zamanda dilimize de çevrilir.


Lauren, uzun süredir birlikte yaşadığı sevgilisi ile evlenip, çocuk sahibi olmayı hayal etmektedir. Ancak Todd aynı fikirde değildir. Lauren'ın içindeki özlem, kendisinden üç yaş küçük kız kardeşinin hamile olduğunu öğrenmesiyle iyice artar. Evet kardeşi için mutlu olmuştur, ama zaman kendisinin aleyhine işlemektedir. Çalıştığı mücevher dükkanının sahibi, kendisinin en yakın arkadaşıdır. Tesadüfe bakın ki, arkadaşının üniversite öğrencisi bekar kızı da hamile kalmıştır. Lauren tam bir çıkmazdadır. Todd ile konuşmaya karar verir. Ya evlenecekler ya da ayrılacaklardır... Lauren Bir Yumak Mutluluk'un önünden geçerken Lydia ile karşılaşır. Vitrinde gördüğü bebek battaniyesini kardeşinin bebeği için örmeye karar verir. Yün almaya gittiği gün orada Bethanne ile karşılaşır. Bethanne'yi daha önce okuduğumuz iki kitaptan tanıyoruz. Ama serinin önceki kitaplarını okumadıysanız sorun etmenize gerek yok. Konuyu çabucak kavrarsınız. Bethanne parti işini iyice büyütmüştür. Şu anda Max ile evli olmasına rağmen, eski kocası Grant onları sürekli rahatsız etmektedir. Max'in işinin başka bir şehirde olması ve Bethanne'nin kızının, sürekli babasının oyunlarına alet olması da işleri oldukça zorlaştırmaktadır. Bu arada Bethanne'nin gelini de hamiledir. Lauren, artık Todd'dan kesinlikle ayrılmaya karar vermiştir. Tam bu sırada Max'in en yakın arkadaşı ile tanışır. Lydia ise dükkanı ayakta tutmakta zorlanmaktadır. Ama etrafta Bir Yumak Mutluluktan alınmış yün sepetleri dolaşmaya başlar. Bu sepetler topluma açık alanlarda bulunur. İçinde ör beni yazan bir not vardır. Herkes biraz örüp, bırakacak; ortaya bir atkı çıkacak ve atkıyı bitiren kişi Lydia'ya teslim edecektir. Bu atkılar ihtiyacı olan insanlara verilecektir. Bu sosyal sorumluluk projesi için herkes Lydia'yı tebrik eder. Ama bu fikir Lydia'nın değildir. Bakalım, bu üç kadın hayatını yoluna sokabilecek mi? Gizemli sepetleri kimin bıraktığı anlaşılabilecek mi? Okuyun ve öğrenin :))


ARKA KAPAK

Kusursuz bir düğün yapmak
sonsuza kadar mutlu olmayı garantiler mi?

Kasabanın örgü dükkanında buluşan birbirinden farklı üç kadın,
sorunlarını çözerken arkadaşlıklarından güç alırlar.
Lydia evliliğinde mutluluğu bulmuştur ama evlatlık kızı ve işinin
geleceği için endişe etmektedir.
Bethanne hala kocasına deliler gibi aşıktır ama uzun mesafe ilişkiyi
yürütmek gittikçe zorlaşmıştır ve eski kocası da onu
geri kazanmada kararlıdır.
Lauren her zaman evlenmeyi ve bir aile kurmayı hayal eder
ama uzun süredir beraber olduğu erkek arkadaşı evlenmeye
yanaşmamaktadır. Hayatına bir anda giren bir yabancı hep hayal
ettiği mutlu sona onu taşıyabilecek midir?
Üç kadının hayatı beklenmedik şekillerde kesişirken, umulmadık
olayların ve sevginin hala önlerinde uzanmakta olduğunu fark ederler.


Her zamanki gibi, Bir Yumak Mutlulukta olmaktan büyük keyif aldım. Tipik bir Debbie Macomber kitabı idi. Sade, güzel ve her ne olursa olsun pozitif... Elinize çayınızı, kahvenizi alın, bir köşeye çekilin ve Blossom Caddesi'nde gezintiye çıkın. Böyle kitapları seviyorsanız, pişman olmazsınız. Keyifli okumalar...



1 Şubat 2019 Cuma

On İki Gün - Debbie Macomber

Merhabalar! Yine uzun bir sessizlik dönemine girdim. Aslında bu yazıyı dün yazacaktım, ama fırsat bulamadım. 



Yılın son günlerinde herkes gibi ben de bazı kararlar almıştım. Maalesef, şu ana kadar hiçbirine uyamadım :) Bunların başında her gün bloğa uğramak geliyordu, ama olmadı tabii... Gördüğüm kadarıyla 2 takipçim gitmiş. Ama yeni gelenler de olmuş. Yani, büyük bir ihtimalle giden daha fazla kişi var. Tek tek kim gitmiş diye bakma fırsatım olmadı. Ama burada da instagramdaki gibi tanıtım amacıyla gelip, takip edilince de takibi bırakma huyu mu başladı bilmiyorum. Ama bu benim en sinir olduğum durum olduğu için, böyle insanları tek tek bulup takipten çıkıyorum. Çünkü birini takibe alıyorsanız, paylaştıkları ilginizi çekiyor demektir. Aksi, bence saygısızlıktır... Her neyse...

Bir aydır sessiz kalınca, bir o dala bir bu dala konuyorum sanırım. Ama zamanımı daha iyi kullanma alışkanlığı edinsem iyi olacak. Çünkü zamansızlık en çok iki konuda üzüyor beni. Biri, blogtan çok uzak kalıyorum. Diğeri de, çok az kitap okuyorum. Ben genellikle gece yatmadan önce kitap okurdum. El ayak çekilince, sessiz sakin okuma saatlerim başlardı. Tüp mide ameliyatından sonra akşamları erkenden uykum geliyor. O yüzden gece kitap okuma fırsatı bulamıyorum. Eşim evde olduğu için, gün içinde de okuma fırsatım pek olmuyor. Çünkü eşime kitap okuma alışkanlığı aşılayamadım maalesef... Her ay en azından bir kitap bitirmeye çalışıyorum. Bu çok az biliyorum, hiç yoktan iyidir diye düşünüyorum. Ama ne yazık ki geçen yıl bu hedefimi tamamlayamadım. Bu yıl açığı kapatmalıyım...


Lafı uzatmadan kitaba geçeyim artık... Julia bir mağazada satış elemanı olarak çalışmaktadır. Oldukça neşeli bir insandır. Üstelik Noel yaklaştığı için daha da coşkuludur. Her sabah asansörde, kapı komşusu Cain ile karşılaşır ve sohbet başlatmaya çalışır. Ancak Cain, sohbet etmeye hiç de hevesli değildir. Üstelik Julia'ya oldukça kaba davranmaktadır. Bir gün Julia telefonda en yakın arkadaşına bu kaba adamı anlatırken arkadaşı, bu adamı iyilikle öldürmesini tavsiye eder. Evet, birini iyilikle öldürmek... Üstelik Julia'nın yeni bir iş başvurusu vardır. Bu işi alabilmesi için ilgi çekici bir blog hazırlayarak, rakiplerinin önüne geçmesi gerekmektedir. Julia, Noel'e 12 gün kala Cain'e sinir bozacak kadar iyi davranmaya başlar ve olan biteni bloğunda da paylaşır. Acaba bu 12 gün Julia ve Cain'e neler getirecektir?



ARKA KAPAK

Satış elemanı olarak çalıştığı mağazada mutsuz olan ve sosyal medya ile 
ilgili bir işin hayalini kurarak blog yazmaya başlayan, neşeli, sevecen
Julia...

Julia'nın kapı komşusu olan, asık yüzlü, huysuz ama çok yakışıklı Cain.

İkilinin yolu her sabah asansörde kesişirken, hangisinin duyguları
galip gelecek?

Julia kendisini sinir bozucu bulduğunu söyleyen bu adamı "iyilik 
planı" ile alt edebilecek mi?

Ve en önemlisi Cain, aralarında gelişen ilişkinin ardındaki sırrı
öğrendiğinde her şey aynı kalacak mı?




Şu incecik kitabı bile 1 ayda zor bitirdim. Ama en azından ocak hedefimi gerçekleştirmiş oldum :) Kitap hafif, eğlenceli ve güzel bir yılbaşı hikayesiydi. Eğer Debbie Macomber seviyorsanız, bu kitabı da seversiniz. Daha sık görüşmek dileğiyle, keyifli okumalar...





2 Aralık 2018 Pazar

Plaj Evi - Mary Alice Monroe



Merhabalar! Bu yazım biraz ses verme işlevi de görecek sanırım. Zamanın su gibi akıp gitmesi en büyük sorunum maalesef. Bu aralar zamanım örgü örerek, spor yaparak, gezerek, fotoğraf çekerek ve bunlardan fırsat buldukça kitap okuyarak geçiyor. Ne yazık ki istediğim hızda okuyamıyorum. 

Plaj Evi, yazın tatilde okumaya başladığım bir kitaptı. Sonra adetim olmadığı halde, araya başka kitaplar aldım. Ama bunun kesinlikle kitap ile bir ilgisi yoktu. Bu aralar sık sık dikkatim dağılıyor. Sizin için özlediğimiz deniz manzaralı bir fotoğraf ekleyivereyim :))


Ben yazın yaz kitapları, kışın kış kitapları okumayı seviyorum. Bu kitap da hemen hemen öyle oldu. Ama bir türlü paylaşamadım. Plaj Evi tam bir kendini yeniden bulma ve sıcak bir anne kız hikayesi... 

Lovie, yıllarını Caretta Carettaların yuva yaptığı güzel kumsaldaki plaj evinde geçirmiştir. Uzun zaman önce kızıyla arasına gerginlik girmiş; kızı Cara uzaklara gitmiştir. Lovie yıllarca gönüllü olarak kaplumbağa yuvalarıyla ilgilenmiş, yavruların denize kavuşmalarına yardımcı olmuştur. Artık yaşlandığı ve sağlığı bozulduğu için kızına özlemi artmış; O'na, özlemini anlatan bir mektup yazmıştır. Cara ise, 40'lı yaşlarında kariyerinin zirvesindeyken işinden olmuş, üstelik bu durumu bildiği halde kendisine söylemeyen uzatmalı sevgilisinden de ayrılmıştır. Şimdi kendisini yalnız ve çaresiz hissettiği bu sırada annesinden gelen mektup, eve gitme isteği uyandırmıştır. Cara, eve döndüğünde gergindir, eski defterlerin açılmasını istemez ve geldiğine pişman olur. Ama annesinin durumunu fark edince bir süre kalmaya karar verir. Zaman her şeyin ilacı olabilir mi? İlişkiler onarılıp, yeni hayatlar kurulabilir mi? Merak ediyorsanız, bu kitabı alıp, okuyun derim :)



ARKA KAPAK

Etkileyici karakterleri ve duygusal dürüstlüğüyle bilinen Mary
Alice Monroe, okuyucularını anneler ve kızları arasındaki hassas 
fakat sağlam bağları keşfeden harika bir hikayeyle buluşturuyor.

Caretta Rutledge Güneyli köklerini ve ailevi sorunları
arkasında bırakıp gidebileceğini düşünmüştü. Ama tam da
kendi hayatı savrulurken annesinden gelen sıradışı bir rica,
onu çocukluk yazlarını geçirdiği muhteşem manzaralı kasabaya
geri getirir. Cara çok geçmeden plajdaki evini onarır, çoktan
kaybolduğunu düşündüğü eski arkadaşlıklarını yeniden bulur.
Adanın, kalbine dokunmasına izin verir ve bon a fide, yani
"kaplumbağa hanımefendisi" olur.

Fakat Cara hayatın en önemli derslerini ancak annesiyle 
barıştığında öğrenecektir: Gerçek aşk fedakarlık ister... Ailen
her zaman senin yanındadır... Geçmişin hataları, ne kadar
büyük olursa olsun affedilebilir...

Bu romanla caretta carettaların mucizevi dünyasıyla da
tanışmış olacaksınız.



Zaman zaman duygulanarak, zaman zaman tebessüm ederek okuduğum bir romandı. Üstelik içimde, Caretta Carettaları yakından görme isteği uyandı. Elimde yazarın iki kitabı daha var. Onları da okumak için sabırsızlanıyorum.


Çayınızı, kahvenizi elinize alıp, koltuğunuza gömülüp, dalgaların ( ya da yağmurun ) sesine  kulak vererek okuyabileceğiniz keyifli bir kitaptı. Güzel bir pazar geçirmeniz dileğiyle, keyifli okumalar... 




18 Eylül 2018 Salı

Gelincik ile Serçe - Kristy Cambron


Merhabalar! Dün okullar açıldı, bütün öğrenci ve öğretmenlerimize hayırlı olsun. Bu yıl kızım 8.sınıfa gidiyor. Yani hayatımızın dönüm noktalarından birini yaşayacağız. Bakalım zaman bize ne gösterecek...

Ben bloğumu çok özledim. Daha çok yazmak, daha çok okumak istiyorum. Elimden geldiğince buralardan kopmamaya çalışıyorum. Ama eskisi gibi de olmadığı kesin. Bu kitabı da bitireli epey oldu. Hatta, buraya yazacağım diye instagramda da paylaşmadım. Artık çalışma zamanı...

Gelincik ile Serçe, Arkadya Yayınlarının instagram çekilişinden kazandığım dört kitaptan birisiydi. Çok merak ediyordum fakat, savaş dönemine ait bir kitap olduğundan okumakta çekimserdim. Daha önce iyimser kitapları okumayı sevdiğimden söz etmiştim sanırım. Ama yine de kendimi çekilişe katılmaktan alıkoyamadım :) İyi ki de öyle yapmışım. Yalnız, önce Kelebek ile Kemanı okumanızı öneririm. Çünkü serinin ilk kitabı oymuş. Benim gibi, önce bunu okusanız da olur tabii; ama ben ilk fırsatta Kelebek ile Kemanı da okumak istiyorum. Çünkü, Sera ile William'ın hikayelerinin başını merak ettim.

Bu kitap da, iki ayrı zamanda geçiyor. Ancak yine kahramanlarımız bir şekilde birbirleriyle bağlantılı. Sizi bilmem ama, ben böyle kitapları çok seviyorum.



Bir yandan Sera ve William'ın düğün günlerinde yaşanan talihsizliği, Sera'nın bu durum karşısındaki tutumunu ve sanat galerisini bu şehre taşıma çabalarını; diğer yandan William'ın düştüğü durumdan kurtulmaya çalışırken, Sera ile birlikte evliliklerini ayakta tutma gayretlerini okuyacağız. Tabii hikayenin bir de 2. Dünya Savaşı ayağı var... Burada da Kaja'nın ailesiyle ilişkisini, Prag, Londra ve toplama kampında yaşadıklarını ve tabii büyük aşkını okuyacağız. Spolier vermemek adına kitabı çok fazla anlatamıyorum maalesef...



ARKA KAPAK

Belki de umut küçük bir serçenin kanadındadır...

Yeni sanat galerisinin açılışı ve bir peri masalını aratmayan
düğününün ardından Sera James, büyüleyici bir hayat sürmeye başlar.
Ancak William Hanover'ın işlemediği bir suç yüzünden 
tutuklanmasıyla peri masalı bir kâbusa dönüşür. Sera ile William 
korku ve endişe savaşını verirken, Sera aşık olduğu adamın gerçekte
kim olduğunu sorgulayacak, aradığı yanıtları ise geçmişte bulacaktır.

Kaja Makovsky, 1939 yılında yarı Yahudi ailesini geride bırakarak
Nazi işgali altında olan Prag'dan kaçmak zorunda kalır. Üç sene sonra
İngiltere'de artık bir gazetede çalışan Kaja, Nazilerin Londra'yı 
bombalamasının ardından Manş Denizi'nin karşı tarafında yaşanan 
korkunç olayları keşfeder. Bölgede binlerce Yahudi'nin katledildiğini
öğrendiğinde ailesini kurtarmak için hayatını riske atarak vatanım
dediği şehre geri dönmeye karar verir. Ancak şeyten boş durmayıp
onun planlarını bozar ve Kaja kendini korkularının merkezinde,
Terezin Toplama Kampı'nda bulur...

Umuda ve hayata tutunma hikayesinde Sera ve Kaja, yüreklerini saran
inanca tutunacak ve sevdiklerini korumak uğruna sonuna kadar
savaşacaklardır. Bu, geleceklerini yok saymak anlamına gelse bile...

Kelebek ile Keman'la gönlümüzde yer edinen Kristy Cambron, bu kez
Gelincik ile Serçe'yle savaşın karanlık yüzünün çocuklardaki etkisini,
kötü bildiklerimizin de içinde iyilik taşıyabileceğini yürek burkan bir
dille anlatıyor...


Ben kitabımı bazen çay, bazen kahve içerek, bazen yatmadan önce, bazen sabahın köründe evdekiler uyurken, bazen dışarıda, bazen kalmaya gittiğim yerlerde okudum.



Kısacası yaz tatilinde olduğumuz için boş zamanlarımı sevdiklerimle geçirmeye çalıştım ve kitap okumak için kısıtlı zaman bulabildim. O yüzden bitirmem de, buraya yazmam da gecikti tabii. Ama her sayfasını keyifle okudum.


Özellikle de Kaja'nın hikayesini daha bir merakla okudum. Muhtemelen, henüz ilk kitabı okumadığım için diye düşünüyorum. Eğer bu tür kitapları seviyorsanız hiç durmayın, hemen okumaya başlayın derim. Tabii hala okumadıysanız...

31 Temmuz 2018 Salı

Şans Bileziği - Viola Shipman



Merhabalar! Haziranın başından beri buralara hiç uğramamışım ne yazık ki... Sanırım instagramın anlık paylaşım kolaylığına ben de kendimi kaptırdım. Bir de, son dönemde zaman daha hızlı akıyor sanki... 

Bu süreçte okullar kapandı, tatile gittim geldim. Kızım evde olduğu için O'nunla daha fazla birlikte olmaya çalışıyorum. Günlerimiz genellikle dışarıda geçiyor. Akşamları da erken yatınca, doğru dürüst kitap bile okuyamıyorum. Ne yapsam da zamanı kuyruğundan yakalasam bilmiyorum :))

Bugün size harika bir kitap tanıtımıyla geldim. Şans Bileziği, uzun süre alıp almamayı düşündüğüm bir kitaptı. Okumaya başlar başlamaz, iyi ki almışım dedim. 



Kitapta, aynı aileden üç kuşak kadının hikayesini okuyoruz. Lolly şu anda 70'li yaşlarında enerjik, hayat dolu bir kadın. Küçük bir kızken annesinin kendisine verdiği tılsımları bileziğine takmaya başlamış ve ömrü boyunca da tılsım biriktirmeye devam etmiş. Bunu bir aile geleneği haline getirmiş ve her önemli günde kızına ve torununa da birer tılsım hediye etmeye devam etmiş. Kızını ve torununu özlüyor. Arden, Lolly'nin kızı. Ergenliğinden itibaren annesinden ve O'nun çılgınlıklarından utanmış. Yaşadıkları kasabayı ardında bırakıp, kendisine annesinden uzakta bir hayat kurmuş. Hüsranla biten evliliğinden bir kızı var. Ancak, hep kontrollü oluşu hayatın tadını çıkartmasına engel oluyor. Annesinin hediye ettiği şans bileziği hiç ilgisini çekmiyor. Lauren ise, Arden'ın kızı. Tıpkı büyükannesi gibi, şans bileziğini gururla takıyor. Ancak Lauren'ın da pek mutlu olduğunu söyleyemeyiz. Arden'ı kırmak istemediği için üniversitede, sevmediği bir bölümde okuyor. Bir gün Arden ve Lauren, Lolly'nin yaşadığı Lost Land Kasabası'ndan gelen bir telefonla Lolly'i ziyaret etmeye karar veriyorlar. 

Kitabın bundan sonrasını anlatmak istemiyorum. Ama kahramanlarımızın neler yaptığını, özellikle de Lolly'nin tılsımlarının hikayelerini merak ettiyseniz, bu kitabı mutlaka okuyun derim.



ARKA KAPAK

Hayat mucizelerle dolu! Tek yapman gereken onları görmek!

Lolly'nin her doğum gününde annesi ona şans bileziğine takması
için bir tılsım verir. "Anılarımızda yaşadıkları sürece kimse yok olmaz,
ölmez" der.
O günden sonra Lolly için şans bileziği ve ona eklenen her tılsım,
hayatın vazgeçilmez güzelliklerini hatırlatan bir rehbere dönüşür.
Hatıralarına olduğu kadar hayata da tutkuyla bağlı olan yetmiş yaşındaki
Lolly artık anılarının yavaş yavaş kendisini terk etmeye başladığını fark
ettiğinde tüm hikayesini kızı Arden ile torunu Lauren'a anlatmaya
karar verir ve harekete geçer.
Göl kıyısında Lolly'nin yalnız yaşadığı ev, geçmişe yeniden hayat
vermek için en doğru yerdir...



Bu arada yazar, kitapta öyle güzel betimlemeler yapmış ki; kitaba konu olan yarleri sık sık internetten araştırma isteği duydum. Gerçekten de anlatılan yerler harika bir manzaraya sahip. 

Oldukça duygu yüklü bir romandı diyebilirim. Zaman zaman gözlerimin yaşardığını söylemeliyim. Ama aynı zamanda yüzünüzde gülümsemeye neden olacak, huzurlu bir kitap... İnsanda aile ilişkilerini daha sıkı tutma isteği uyandırıyor. Eğer bu tür romanlardan hoşlanıyorsanız, mutlaka okuma listenize ekleyin derim...



Oldukça gecikmiş bir yazı olsa da, bu kitap hakkında bir şeyler yazmadan geçmek istemedim. Bu arada, örgü konusunda biraz maymun iştahlı davrandım galiba... Motifler, 365 gün battaniyesine ait. Oldukça geride kalsam da, örmeye devam ediyorum. Beyaz olan, yazlık hırka, bolero gibi bir şey olacaktı. Ama düşündüğümden devasa bir şey oldu. Ancak sonbaharda giyebilirim. Sanırım pek içime sinmediği için, bitmiş halini bir türlü fotoğraflayamadım. Sarı olan da baharlık bir bluz oluyor. Zaman darlığından o da nasibini aldı ve tamamlanmayı bekliyor. Bu arada birkaç mandala ördüm. Mandala tişört modasına ben de katılmak istedim. Hepsini toparladığımda onunla ilgili de bir post hazırlayacağım inşallah. Tabii yine iki ay sessiz kalmazsam :))

Eh, temmuz ayını da bir yazıyla kapattığıma göre şimdilik benden bu kadar. En kısa zamanda tekrar görüşmek üzere...

7 Haziran 2018 Perşembe

Deniz Feneri Yolu - Debbie Macomber



Merhabalar! Haziran da geldi... Hâlâ birdenbire indiren şiddetli yağmurlarla boğuşsak da, havalar iyice ısındı. Ben de deniiizzz, güneeeeşşş, kuuuummm diye sayıklamaya başladım :))  Deniz kenarında yaşayanlar bu konuda çok şanslılar. Sahile iniverdiler mi, mis gibi deniz havasını içlerine çekiyorlar... Şimdi bunları neden mi yazıyorum? Çünkü son bitirdiğim kitap, Sedir Koyu'nda geçiyor. Karakterler deniz kenarında oturuyor, yürüyor, çaylarını kahvelerini yudumluyor... Tamam tamam, daha fazla deniz özlemimi yazmayacağım :))



Debbie Macomber benim en sevdiğim yazarlardan biridir. Bunun en büyük nedeni de, hayata karşı iyimser bir bakış açısı olmasıdır. Debbie Macomber romanlarını okurken, kitabın sonunda her şeyin yoluna gireceğini bilirsiniz. Bu durum bazı okurların hoşuna gitmeyebilir tabii, ama ben seviyorum. Hayatımın son 15 yılı türlü zorluklar, mücadelelerle geçti. Hem ruhum, hem bedenim yorgun düştü. Artık daha iyimser şeyler okumak, izlemek istiyorum. Bu yüzden de pek çok kitapseverin küçümsediği, bu tarz kitapları tercih ediyorum.

Deniz Feneri Yolu, Sedir Koyu serisinin ilk kitabı. Debbie Macomber severler çoktan okumuştur. Ben de yıllarca kitaplığımda beklettim. Nedense, bu seriye başlayamadım bir türlü... Kitapta, yargıç Olivia ve ailesini,  kütüphaneci Grace ve ailesini, bebeğini kaybettiği için bunalıma giren Cecilia'nın yaşadıklarını okuyorsunuz. Daha önce Gül Limanı Oteli serisini okuduğum için, karakterlerin bazılarıyla tanışmıştım. O yüzden çok zorlanmadım. Olivia'nın annesi, kitaptaki en sevdiğim karakterlerden biri oldu. (Örgüsünü elinden hiç düşürmediği için olabilir mi?) En sevmediğim karakter ise, Olivia'nın müstakbel damadı Warren oldu. Kitabıma genellikle çayım, bazen de örgüm eşlik etti...



ARKA KAPAK

Her kadının bir hikayesi vardır...

Sevgili okur. Henüz beni tanımıyorsun.
Fakat bu durum birazdan değişecek çünkü seni evime,
yaşadığım yere davet ediyor; ailem, arkadaşlarım ve 
komşularımla tanışmanı istiyorum.
Gel hadi, hikayelerimizi öğren, hatta belki sırlarımızı da...

Yolunuzun kesiştiği her insanın az veya çok hayatınıza bir şey
kattığı gerçeğini bilirsiniz. İnsan ilişkileri üzerine özellikle eğilen,
hayatın içinden seçtiği olaylardan yola çıkarak yazdığı
romanlarıyla geniş kitlelerin beğenisini kazanan Debbie
Macomber, bu kez yeni karakterlerin birbirlerine geçmiş
hikayeleriyle karşınıza çıkıyor. Hiç bilmediğiniz ama tanımaktan
büyük keyif alacağınız bu insanların yaşamlarına dahil olurken
kimi zaman sevinecek, kimi zaman üzülecek, şaşırtıcı olaylara 
tanık olurken çoğu zaman heyecanlanacaksınız.




Arka kapakta da anlatıldığı gibi; sıcak, güzel hikayelerle dolu bir kitaptı. Aslında geçen hafta bitti, ama ancak yazma fırsatı bulabildim. Oldukça beğendiğim bir kitap oldu. Hatta seriyi arka arkaya okuyayım dedim, ama belki sıkıcı olur diye vazgeçtim. Hâlâ okumadıysanız ve bu tür kitapları seviyorsanız öneririm. Hepinize keyifli okumalar dilerim...

5 Mayıs 2018 Cumartesi

Küçük Siyah Elbise - Susan Mcbride


Merhabalar! Umarım hafta sonunuz güzel geçiyordur. Ankara'da havalar çok güzeldi, ancak şu anda gökyüzü simsiyah. Uzaktan gök gürültüsü sesleri geliyor. Sanırım birazdan seller gidecek. Yani, tam kitap okumalık bir hava var... Ben istediğim hızda okuyamıyorum, ama kitaplardan da uzak kalmıyorum neyse ki... (Ve beklenen yağmur, feci bir şekilde geldi...)



Kitabın mistik bir yönü de var. Oldukça sürükleyici ve merak uyandırıcı... Evie artık yaşlanmıtır. Eski günleri hatırlamak için tavan arasına çıkar ve o sihirli siyah elbiseyi bulup, üzerine giyer. O sırada fenalaşır ve hastaneye kaldırılır. Başka bir şehirde yaşayan kızı Toni, bunu duyunca apar topar doğduğu kasabaya döner. Son zamanlarda annesiyle arası pek iyi değildir ve bunu telafi edememekten korkmaktadır. Evie ise, komadayken geçmişi hatırlamaktadır. Evie ve Anna birbirlerinden farklı iki kardeştir. Evie ne kadar akıllı ve oturaklıysa; Anna da o kadar güzel ve ele avuca sığmaz biridir. Babası Anna'yı istemediği biriyle evlendirmek istemektedir. Anna, önceleri bu duruma razıymış gibi görünür. Düğünden bir gün önce, iki kardeş alışverişe çıkar. Dükkanın birinde çok güzel siyah bir elbise görürler. Dükkandaki çingene kadın, bu elbisenin çok özel olduğunu ve giyenin, kaderini gördüğünü söyler. Evie korkar ve gitmek ister, ama Anna elbiseyi alır. Ertesi gün ise, bu evliliği yapamayacağını söyleyerek ortadan kaybolur. İşte her şey böyle başlar...

ARKA KAPAK

Bu küçük siyah elbiseyle ilgili bu kadar büyüleyici olan şey nedir?

Annemin apar topar hastaneye kaldırılmasından önce üzerine bu
elbiseyi giymesinin bir sebebi olmalı. Hele ki, şimdi Blue Hills'e 
dönmüş ve teyzemle ilgili annemin yıllardır benden sakladığı şeyleri
öğrenmişken bu işin peşini kolay kolay bırakamam.
Yıllar önce iki kız kardeşin arasını açan, insanlara hiç ummadıkları anlarda 
yepyeni yollar sunan ve ailemizin kadınlarını garip bir kaderle birbirine
bağlayan şey bu siyah elbise olabilir mi?

Gerçekleri öğrenmem için önce onu giymem gerek...


"Minik siyah bir elbisesi olmayan kadının geleceği de yoktur."
                                                                                 Coco Chanel




Bu, Susan Mcbride'ın okuduğum ikinci kitabı. Diğeri de Kızılderili ve Çingene idi. O da mistik bir hava taşıyordu ve çok beğenmiştim. Fikirlerimi merak ederseniz, buradan okuyabilirsiniz...   

Küçük Siyah Elbiseyi de severek okudum. Keşke Susan Mcbridge'ın başka kitapları da Türkçe'ye çevrilse... Polisiye ile fazla aram yok, ama biraz gizem de keyifli oluyor hani...

Ben her seferinde dediğim gibi, daha çok kitap okuyabilmeyi dileyerek izninizi istiyorum. En kısa zamanda görüşmek üzere...


15 Nisan 2018 Pazar

Issız Kar Taneleri - Kimberley Freeman



Merhabalar! Yine yaklaşık 1 aydır sesim çıkmıyor değil mi? Ama günlerim o kadar yoğun geçiyor ki... Bir türlü buralara uğrayamıyorum. 

Bu arada, tüp mide ameliyatımın üzerinden 6,5 ay geçti. Çok şükür ki, 41 kilodan kurtuldum. Her sabah, verdiğim bu karar için minnet duyarak uyanıyorum. Artık daha hareketli bir insanım. Düzenli olarak yürüyorum, pilatese gidiyorum. Şimdi buna, pilates günlerinde yarım saat de fitness ekledik. Bir taraftan da örgü kursuna devam ediyorum. Yani nasıl akşam oluyor anlamıyorum. Akşamları da erkenden uykum geliyor, yatıyorum. Aslında hayatım düzene girdi. Bütün günüm saat saat, planlı bir şekilde geçiyor. Emek olmadan hiçbir şey olmuyor. İnsanın bunu aklından çıkartmaması gerek...


Lafı uzatmadan kitaba geçeyim en iyisi... Kimberley Freeman en sevdiğim yazarlardan biri... Zümrüt Şelaleleri ve Esir Şarkılar Vadisi dışındaki tüm kitaplarını okudum ve hepsini çok beğendim. Fakat Issız Kar Taneleri, diğer kitaplardan biraz daha farklıydı. Kitap, yine iki farklı zamanda geçiyor, ama arada yüzyıllar yok. 1976 ve 2005 yılları arasını anlatıyor. 

Sofi, Lena ve Natalya, Sovyet Rusyası'nda yaşayan üç kuzendir. Lena ve Natalya'nın babaları, kızları Sofi'nin ailesine emanet edip; ortadan kaybolur. Bundan sonra kızlar, üç kız kardeş gibi büyür. Acı tatlı, pek çok şey yaşarlar. Ama değişmeyen tek şey, bir gün Rusya'dan kurtulup, zengin bir hayat sürme arzularıdır. Bunu gerçekleştirmek için yapmayacakları şey yoktur... 


Yaparlar da... Spolier vermemek için detaylara girmeyeceğim. Ama Rusya'dan çıkmayı başarıp, kendi hayatlarını kurarlar. Fakat, her yıl bir araya gelmeyi ihmal etmezler.  694 sayfalık kitapta, üç kızın mutluluklarını, üzüntülerini, hayal kırıklıklarını okuyorsunuz. İhanet ve sadakat arasında gidip, geliyorsunuz. Bu kadar kalın olmasına rağmen, sürükleyici bir kitap. Ben kendi zamansızlığımdan dolayı 1 ayda ancak bitirebildim. Ama iyi bir okuyucu için 694 sayfa bir çırpıda biter. Kitabı bitireli 15 gün oldu, ancak buraya yazmam da zaman aldı maalesef. 

ARKA KAPAK

Kar taneleri, kaybedilmiş bir çocukluk için dökülen
gözyaşını şefkatle kucaklar...


Sovyetler Birliği'nin geleceğinin belirsizliğinde büyüyen üç kız...
Sofi ve kuzenleri Natalia ile Lena... Aynı hayalleri ve aynı günahları
paylaşacak olan bu üç arkadaş, bir söz verirler. Nerede olurlarsa olsunlar asla birbirlerini bırakmayacaklardır. Ancak kış fırtınayı da beraberinde getirir.

Büyüdükçe her biri farklı yerlere, farklı hayatlara savrulur. Hayatlarına karşı duydukları tatminsizlikler ise kıskançlığa, rekabete ve ihanete yol açacaktır.

Her acıyla daha derin yaralar alan bir dostluk, nefreti de beraberinde 
getirmez mi? Öyle ki bu nefret, içlerinden birinin hayatına son vermek
anlamına geliyorsa...

Peki, her kış masalı mutlu sonla biter mi?

Issız Kar Taneleri, tutkuları uğruna her şeylerini riske atmaktan çekinmeyen üç kadının hikayesini anlatan, kaderin getirdiklerine ve onlarla yetinmeyi bilmeye dair dokunaklı bir Kimberley Freeman romanı.


Ben, kitabı severek okudum. Sadece diğer Kimberley Freeman kitaplarından farklı geldi. Örneğin, Avustralya'nın sıcak doğasını aradım :) Bir de daha önce okuduğum kitap da biraz dramatikti. (Onu da henüz buraya yazmadım) Keşke iki kitap arasında biraz daha pembe gözlüklü bir kitap okusaymışım... Ama yine de güzel bir kitaptı. Bu tür kitapları seviyorsanız, hoşunuza gideceğini düşünüyorum. Bu arada, kitabımın yanındaki örgülerim bitti. Beremi zaten görmüştünüz. (Bir önceki yazıma bakınız.) Hırkamı da bir ara gösteririm size. Mutlu pazarlar, keyifli okumalar diliyorum...



23 Şubat 2018 Cuma

Bay Mucize - Debbie Macomber


Merhabalar! Yine arayı çok açtım değil mi? Buraları gerçekten çok özlüyorum, ama eşimin emekliliği bana pek yaramadı. Evde olması tabii ki çok güzel. Ancak kendime fazla zaman ayıramıyorum maalesef. Bir de eşim, bilgisayar, telefon gibi şeylerden pek hoşlanmayınca bloğa zaman ayırmam daha zor oluyor. Üstelik bir de bilgisayarım tamire gitti geldi. Neyse, şimdi buradayım işte... Umarım daha sık uğrayabilirim. 

Bay Mucize, tam bir yılbaşı kitabı... Zaten ben de aralıkta başlayıp, ocakta bitirdim. Bu aralar hayatımdaki her şey çok yavaş ilerliyor. Ama günler çok hızlı geçiyor. Hiçbir şeye tam anlamıyla vakit ayıramıyorum.

Debbie Macomber kitaplarını seviyorsanız, bu kitabı da seveceğinizi düşünüyorum. Bence kitabın en büyük sorunu, basım hataları... Gerçekten, dikkat çekecek derecede basım hatası var. Aynı soruna, yine Epsilon Yayınevi'nden çıkan Yıldızlı Gecede de rastlamıştım. O kitap hakkındaki düşüncelerimi de buradan okuyabilirsiniz. Yayınevinden bu konuda biraz daha özenli olmasını rica ediyoruz.



Harry Mills, dünyada ilk kez görev yapacak bir melektir. Bu görevde, klasik edebiyat dersi veren bir öğretmen rolünü üstlenir. Gözetmeni Celeste de kendisine yardım edecektir. Harry'nin dünyadaki şeylere adapte olmaya çalışması zaman zaman eğlenceli ve şaşırtıcı olabiliyor. Harry'nin asıl görevi, sınıfındaki Addie adındaki kıza yol göstermektir. Tabii bu yolculukta Addie ile birlikte Erich, Danny, Elaina ve Andrew'un da hayatlarına dokunur. Bu arada kendisi de umulmadık şeyler yaşar. 

Yukarıda da yazdığım gibi kitap, yılbaşı zamanında geçiyor. Bu yıl kar, kış görmemişken böyle bir kitap okumak gerçekten iyi geldi. 

ARKA KAPAK

Debbie Macomber'dan masal tadında bir roman daha...

Kılavuz melek Harry, yirmi dört yaşındaki Addie'ye yardımcı
olma göreviyle dünyaya gönderildiğinde, buranın ne kadar
karışık bir yer olduğundan ve duygularla mücadele etmenin
zorluğundan habersizdi...

Addie ise yaşadığı hayal kırıklıklarının ardından ailesinin evine
dönmek zorunda kaldığında, çocukluk aşkı Erich ile yeniden
karşılaşacağını bilmiyordu. Geçmişinde onun kalbinde yaralar açan 
Erich'in değişimi karşısında kayıtsızlığını koruyabilecek miydi?

****************************************************************************************

Hafif, eğlenceli, kolay okunur bir kitap arıyorsanız; Bay Mucize, tam aradığınız kitap olabilir...
Biraz daha çok kitap okumayı ve buraya daha sık uğrayabilmeyi umarak, hepinize keyifli okumalar diliyorum... 

2 Ocak 2018 Salı

Kar Taneleri - John Green - Maureen Johnson - Lauren Myracle


Merhabalar! Umarım yeni yılın ilk günleri güzel geçiyordur. Benim bu iki günüm kitap okuyarak, örgü örerek ve sporumu evde yaparak geçti. Daha da geç olmadan, geçen ay yetiştiremediğim yazılarımı yazmak istiyorum. Kitapları okuyorum, ama hiçbir zaman buraya zamanında yazamıyorum. Aslında bu kötü oluyor. Çünkü kendimi yeni başladığım kitabın akışına kaptırınca, çoğu zaman diğer kitabın duygusu bana uzak kalıyor. Lafı fazla uzatmadan kitaba geçeyim...


Kar taneleri, yılbaşında geçen üç ayrı öyküden oluşuyor. Üç ayrı yazar tarafından yazılmış olmalarına rağmen, hepsi de birbiriyle bütünlük içinde.

Birinci hikaye, Maureen Johnson tarafından yazılmış. Kitabın baş kahramanı Jübile adında bir genç kız. Noelde ailesi hapse girince Florida'ya büyükannesinin yanına gitmek zorunda kalır. Ancak, bindiği tren kar fırtınası yüzünden Gracetown Kasabası yakınında yolda kalır. Böylece Jübilenin macerası başlar...

İkinci hikaye ise, John Green tarafından yazılmış. Aynı trendeki bir grup ponpon kız, kasaba yakınındaki bir kafeteryaya ulaşmayı başarır. Kafeteryada çalışan gençler, kasabadaki okul arkadaşları olan üç kafadarı da oraya çağırır. Bu arada, gençlerin hepsinin kız mı erkek mi olduğu konusu başlangıçta biraz akıl karıştırıyor. Jp, Dük ve Tobin de ponpon kızları görmek için kafeteryaya varma çabalarında sınır tanımazlar...

Üçüncü hikayeyi Lauren Myracle yazmış. Bu bölümde de Addie'nin hikayesini okuyoruz. Addie, erkek arkadaşı Jeb'den ayrıldığı için çok üzgündür. Onu teselli etmek de arkadaşları Dorrie ve Tegan'a düşer. Addie arkadaşları tarafından bencillikle suçlanan biridir. Çoğu zaman öyle davrandığı da doğrudur. Ama Addie, bu yıl her şeyi yoluna koymaya kararlıdır...


ARKA KAPAK

Son 50 Yılın En Feci Kar Fırtınası...
Kara Kışın Ortasında,
Üç Romantik Aşk Masalı!


Gracetown tam da yılbaşına günler kala kara gömülmüştür. Ancak
zorlu hava koşulları, can sıkıcı bir durum olmanın da ötesine geçer.
Her şeyden habersiz bir kız, fırtına yüzünden yolda kalan treninden
dışarı adım attığı anda hayat değiştirecek, kaçınılmaz olaylar
silsilesini de tetikler.

Çok geçmeden, aşırı enerjik on dört ponpon kız kasabanın
kafelerinden birine hücum eder. Dük'ün sinema gecesi onur
meselesine dönüşen bir görevle sevimsizce bölünür ve aşk acısıyla
kıvranan bir genç kız, minicik bir evcil hayvanın kaderinde çok
önemli bir rol oynar.

Üç hikaye bir araya gelirken yabancıların yolları kesişecek ve aşk
filizlenirken herkesin yüreği ısınacaktır...

Dokunaklı, yeni yıl kutlamalarının heyecanıyla dolu ve komik...
Günümüzün çoksatan üç yazarından başka ne beklenirdi ki zaten?





Üç yazarı da ilk kez okudum. Açıkçası, kitap bana arka kapakta yazdığı gibi eğlenceli gelmedi. Sanırım daha genç bir okuyucu kitlesine hitap ediyor. Zaten karakterler de 16 - 17 yaş aralığında. Belki bu yüzden, belki kitabın dili yüzünden, kitapla frekanslarımız tutmadı. Kitapları yarım bırakmak gibi bir alışkanlığım olmadığı için okuyup, bitirdim. Tabii bu göreceli bir kavram. Benim beğenmediğim bir kitaba başkaları bayılabilir. Bu yüzden kötü demek yanlış olur...

Şu anda elimde Debbie Macomber'ın Bay Mucize'si var. Bu kitap bana çok daha sıcak geldi. Aslında Bay Mucize de aralık hedefimdeydi. Ama Kar Taneleri'ni okumakta zorlandığım için, Bay Mucize ocak ayına sarktı... Onu da en kısa zamanda bitirmeyi hedefliyorum. Çünkü, bu yıl daha çok kitap okumak istiyorum. Hepinize keyifli okumalar diliyorum...





24 Aralık 2017 Pazar

Kadife Çiçekleri Düşerken - Susan Meissner


Merhabalar! Ankara'ya dün ilk kar yağdı. Aslında ilk demek belki yanlış olur. Bizim semte ilk kar yağdı :)) Ama bizim semt biraz alçak kaldığı için fazla kar almadı. Bugün hava buz gibi. Zaten klasik Ankara havası... Biraz kar yağar, sonra dona çeker... Oysa kızımla kar yağmasını dört gözle bekliyoruz. Geçen yıla göre çok daha hafif olduğum için, doya doya kartopu oynamayı planlıyoruz...

Bugünü evde blog, kitap okuyarak, örgü örerek ve yılbaşı ile ilgili bir film izleyerek geçirmeyi düşünüyorum. Ama önce, bittiği halde masamda bekleyen kitap hakkındaki düşüncelerimi dile getireceğim. Buraya kitaplar hakkında notlar düşmeyi ihmal etmemeye çalışıyorum. Çünkü burası benim için bir günlük gibi. Zaman zaman geriye bakıp, ne zaman ne olmuş buradan görebiliyorum. Bu da beni mutlu ediyor... Artık kitaba geçsem iyi olacak :))


Kadife Çiçekleri Düşerken, iki farklı zamanda geçen kitaplardan. Aslında insanların hayatlarını etkileyen gerçek iki büyük olayı ele alıyor... Clara'nın hikayesi 1911'de Manhattan'da geçiyor. Hemşire olan Clara'nın çalıştığı binada bir kumaş fabrikası var. O fabrikanın muhasebe katında çalışan Edward adındaki bir gençle her gün karşılaşır ve aralarında bir çekim oluşur. Edward, bir gün Clara'yı fabrika katına davet eder. Birlikte fabrikayı gezmek için sözleşirler... Ama o gün, Clara fabrika katına varmak üzereyken yangın çıkar. Bina boşaltılmaya başlar. Ancak yangın fabrika katında çıkmıştır. Clara binadan kurtulmayı başarır. Ama Edward ve pek çok işçi bu yangında ölür. Clara, Edward'ın ve başka işçilerin yanarak ölmektense, aşağıya atladıklarına şahit olur. Bu O'nu çok etkiler. Ayrıca Edward'ın kendisini gezdirmek istediği için o katta olduğu fikri, vicdanını sızlatmaktadır. Bu yükü daha fazla taşıyamaz ve Ellis Adası'na tayinini ister. Ellis Adası, Amerika'ya gelen göçmenlerin sağlık kontrolünden geçirildiği, hasta olanların ise burada iyileşene kadar bekletildiği bir yerdir. Farklı ülkelerden, farklı diller konuşan pek çok insan buraya gelir ve gider... Clara'nın günleri çok yoğun geçer. Yine böyle bir günde, hasta bir göçmen Clara'nın dikkatini çeker. Adamın boynunda, üzerinde kadife çiçekleri resmedilmiş bir kadın şalı vardır. Clara, bu adamın hikayesini öğrenmeye karar verir. Bu süreçte kendi yaralarıyla da yüzleşmek ve iyileşmek için adımlar atmak zorunda kalır...

Taryn'in hikayesi ise, 2011 yılında başlar. Çalıştığı kumaş dükkanında gördüğü bir fotoğraf, O'nu eski anılara götürür. Taryn, 2001'de Manhattan'daki İkiz Kuleler'e yapılan saldırıda eşini kaybetmiştir. Kendisi de zor kurtulmuştur. Taryn eşinin ölümünden kendisini sorumlu tutar. Çünkü eşi, daha alt katlardan birinde çalışmaktadır. Taryn eşinin, ona mesaj bırakıp, kulenin üst katlarındaki kafeteryada buluşmak istediği için öldüğünü düşünür. Ama Taryn oraya zamanında gidememiştir. Bu nedenle de hayatta kalmıştır... Acaba Taryn hayatını yeniden yoluna koyabilek midir? 


ARKA KAPAK
-------------------------------

Feda ettiğimiz aşk dayanılır kılar bu dünyayı...

Eylül 1911. Ellis Adası'da hemşire olan Clara Wood, kendine bir söz
vermiştir. İlk görüşte aşık olduğu adamı kaybettiği Manhattan'a bir daha
asla adım atmayacaktır. Ancak hasta bir göçmenin adaya gelmesiyle
hayatı başka bir yöne kaymaya başlar. Gizemli göçmenin acısı Clara'ya
adeta ayna olurken, genç adamın yanından hiç ayırmadığı kadife
çiçekleriyle bezeli şal genç kızın ilgisini çeker. Ve Clara hiç farkına bile
varmadan bir çıkmazın içindedir artık. Üstlendiği sorumluluk O'nu yok
mu edecek, yoksa özgür mü kılacaktır?

Eylül 2011. Eski kumaşları yeniden gün yüzüne çıkarmakla uğraşan Taryn
Michaels, tüm hayatını küçük kızına adayan dul bir annedir. Ta ki uzun
zaman önce çekilen, boynunda kadife çiçekleriyle bezeli bir şalın
olduğunu gösteren bir fotoğraf yerel bir dergide yayımlanana kadar... O
andan itibaren Taryn, geçmişinde bırakmak için savaş verdiği 11 Eylül
saldırılarının korkunç anılarıyla yeniden yüzleşmek zorunda kalır. Hem
eşini kaybettiği, hem de bir yabancının kendisini kurtardığı o günle...
Peki, Taryn bunca zaman yüreğinde ağırlığını taşıdığı soruların yanıtını
bulabilecek midir?

Kadife Çiçekleri Düşerken, farklı dönemlerde yaşamış ve farklı felaketler
atlatmış iki kadının hayatlarındaki verdiği mücadeleyi anlatan duygu
yüklü bir roman...


Romanın en çok hoşuma giden yönlerinden biri de kadife çiçekli şalın, karakterleri bir şekilde birbirine bağlaması... Bir solukta okunabilecek, hem duygusal, hem de sürükleyici bir romandı. Kadife Çiçekleri Düşerken, benim beğendiğim kitaplar arasında yerini aldı...

Keyifli ve güzel bir pazar geçirmeniz dileğiyle, keyifli okumalar...





16 Kasım 2017 Perşembe

Yağmurda Dans - Juliette Sobanet


Merhabalar! Arayı açmayacağım diye söz verdim ve hemen geldim. Ama bundan sonraki yazılarımı ne sıklıkta yazarım, bilmiyorum. Çünkü nasıl oldu anlamadım ama, dizüstü bilgisayarımın kapak menteşesi kırıldı. Şu anda, bilgisayarımın kapağı vazoya dayalı bir vaziyette yazıyorum. :(( Bir fırsat yaratıp, onu tamire götürmem gerekecek. Tabii tamirden ne zaman gelir, bilemiyorum. Bu arada yine ayrı kalacağız... Neyse, lafı uzatmadan kitaba geçeyim...

Yağmurda Dans, çok merak ettiğim bir kitaptı. Merak ettiğim kadar da varmış. Gerçekten severek okudum. Kitapta, doğa üstü olaylar, polisiye, aşk hepsi bir arada... Üstelik iki farklı zamanda geçiyor. Bu durum, yazarlar tarafından çok tekrarlansa da, benim hoşuma gidiyor.



2012 yılında Amerika'da yaşayan Claudia, bir evlilik terapistidir. Ancak, kendisi ilişkilerinde başarılı olamamıştır. Bir önceki ilişkisinden hamile kalmıştır, fakat adam Claudia'yı terk etmiştir. O da bekar bir anne olmakta kararlıdır. Bu arada büyük annesinin dans stüdyosunda dans dersleri almaktadır. Orada bir aktör olan Edouard ile tanışmış ve aralarında bir elektrik oluşmuştur. Claudia, dans stüdyosunda fenalık geçirir ve uyandığında kendisini 1950'li yıllardaki Pariste bulur. Üstelik Ruby adındaki bir dansçı olarak uyanmıştır. Hiç Fransızca bilmemesine rağmen, sular seller gibi Fransızca konuşmaktadır. Gözleri dışında, tamamen farklı bir bedenin içindedir. Tüm bunlar yetmezmiş gibi, bir de en yakın arkadaşlarından birinin ölümü yüzünden baş şüpheli durumundadır. Claudia ne olduğunu anlamaya çalışırken, başından pek olay geçer...


ARKA KAPAK

Hayatınızı değiştirmek için bazen küçük bir zaman
dokunuşu yeterlidir.

Bir gün başka bir bedende gözlerinizi açsanız ne hissederdiniz?
Başarılı bir evlilik terapisti olan Claudia Davis, herkesin hayatına iyi
gelse de kendisi bu konuda şanslı değildir. Uzun zaman önce 
kaybettiği babasının acı kaybını hala yüreğinde taşıyan genç kadın,
mutsuz bir çocukluk geçirmiştir. Dahası artık bekar bir anne adayı
olduğu gerçeğiyle yüzleşmek zorundadır...

O akşam önemli bir kararı gerçekleştirmek için büyükannesinin
dans stüdyosuna gittiğinde kader ona bambaşka bir kapı açacaktır.
Stüdyodaki büyülü atmosfere girdiği anda artık hiçbir şey eskisi gibi 
değildir. Geçmişe, 1950'li yılların Paris'ine gözlerini açmıştır. Ve adı
Claudia Davis değil, danslarıyla göz dolduran Ruby Kerrigan'dır. 
Aynı zamanda cinayete kurban giden başka bir dansçının da baş
şüphelisidir...Neler olduğunu anlayamayan Claudia, kendini inkar
ettiği kaderin ellerine bırakmak zorundadır. Belki de gelecekteki 
hayatı, geçmiş hayatının hatalarından kurtulmasına bağlıdır... Belki
de gerçekten ikinci şans diye bir şey vardır...

Siyah Kar ile dikkatleri çeken Juliette Sobanet, bu kez Yağmurla Dans 
ile sizi zamanın ötesine gizemli bir yolculuğa sürüklüyor. Geçmiş
hayatların geleceğimizi nasıl etkilediğini okurken acaba sorusunu 
düşünmeden edemeyeceksiniz...


Ben büyük bir zevkle ve merakla okudum. Bu tür kitaplardan hoşlanıyorsanız, size de öneririm. Bu arada fotoğraflarımda çay yerine beyaz içecekler var artık. Aslında bir çay bardağı açık çay içmeye iznim var, ama şu anda çaydan eski tadı alamıyorum ne yazık ki... Ben de kitaplarıma, ara öğünlerimde kullandığım süt ve kefirle poz verdiriyorum :))  Keyifli okumalar diliyorum...




13 Kasım 2017 Pazartesi

Ganimetlerim


Merhabalar! Nasılsınız? Bugün size ganimetlerimle; yani, yeni kitaplarımla gelmek istedim. Kadınların genellikle ayakkabı ve çanta tutkuları olur. Benim tutkum ise, yün ve kitaplara karşı... Bir kısmını ameliyattan önce almıştım, ama apar topar ameliyata gidince paylaşamadım. Ben de hepsini birden aradan çıkartayım dedim.


İşte kitaplarım bunlar... Aslında aralarında Yağmurda Dans da vardı, ama onu fotoğraflamayı unutmuşum. Zaten, bu sabah bitti. En kısa zamanda onu da anlatacağım. Bu arada, masa örtümün kusuruna bakmayın. Balkon oldukça soğuk. Elime geçen ilk örtüyü yayıvermiştim. Eşim balkonda oyalanmama engel oluyor. Malum, bir süre hasta olmamam lazım...

Aşağıdaki kitap, Debbie Macomber hayranlarını sevindirecek. Gül Limanı Oteli serisinin yeni kitabı. Sizi bilmem ama, ben bu seriyi de sevdim. Okumak için sabırsızlanıyorum.


Kırmızı Şemsiyeli Kız da hızla okumak istediklerim arasında...


Yitik Kalpler İstasyonunu beğenen de var, beğenmeyen de... Bakalım ben hangi gurupta olacağım?


Ve en sevdiğim Türk Yazarlardan biri, Buket Uzuner... Toprak, dört kitaplık bir serinin ikinci kitabı. İlk kitap, Su'yu da okumuştum. Eğer merak ederseniz, burada...


Kar Taneleri de, aralık ayı için seçtiğim bir kitap. Ben aralık ayında, genellikle yılbaşı temalı kitapları okumayı seviyorum. Elimde böyle iki kitap daha var. Onlar da sürpriz olsun...


Aşağıdaki kitabı da evimizin yakınındaki marketten aldım. Bana çok sevimli göründü :)


İşte merakla okunmayı bekleyen iki kitap daha... 



Kitap kulemi bir de böyle görün...


Elimdeki tüm kitapları bir çırpıda okuyasım var. Bakalım ne hızda okuyacağım. Bu arada aramızda kalsın, almak istediğim çok güzel kitaplar var. Ama önce elimdekileri biraz eritmem gerekiyor. Neyse, lafı uzatmadan gidip biraz kitap okuyayım :) Sizlere de keyifli okumalar...


Görüşleriniz Benim İçin Değerlidir!

Zaman ayırıp, yorum yaptığınız için teşekkür ederim. Yorumlarınız onaylandıktan sonra görüntülenecektir. Reklam ve hakaret içeren yorumları yayınlamıyorum. Düşüncelerinizi bekliyorum...