diyet günlüğüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
diyet günlüğüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Aralık 2018 Çarşamba

Chia Tohumlu Omlet


Merhabalar! Arayı fazla açmadan geleyim dedim. Bu sabah evden çıkmadan önce sıkı bir kahvaltı yapmak isterseniz, belki değişik bir seçenek olabilir diye düşündüm. 

Eğer evde chia tohumunuz varsa, bu tarifi mutlaka deneyin derim. Oldukça tok tutuyor. Yerken de ağzınızda çıtır çıtır, incir çekirdeği yiyormuşsunuz gibi bir his uyandırıyor. Lafı fazla uzatmadan tarife geçeyim...

İlk fotoğrafları aile için hazırladığım zaman çekmiştim. Ama ben size 1 kişilik tarif vereceğim. 1 yemek kaşığı sütün içine 1 tatlı kaşığı chia tohumunu koyup, 5 - 10 dakika şişmesini bekleyin.




Chia tohumu böyle şişip, jelleştikten sonra, içine bir yumurta kırın ve güzelce çırpın. Ben genellikle bu karışıma lor peyniri ya da kaşar rendesi de ekliyorum. Dediğim gibi, ben aile için hazırlarken fotoğraf çekmiştim.



Tavanızı fırçayla şöyle bir yağlayıp, kızdırın ve karışımı içine dökün.


Eğer karışımın içine peynir eklemediyseniz, yukarıdaki gibi tavadaki omletin üzerine gezdirin. Sonrada omleti aşağıdaki gibi katlayıp, kısık ateşte pişirin.


Ben son zamanlarda peyniri genellikle karışıma ekliyorum. O zaman omleti açık şekilde pişiriyorum.




Malum, ben artık çok az yiyorum. Omletin içinde chia tohumu ve peynir de olunca, yarım omlet benim için yeterli oluyor. Eğer değişik tatları denemeyi seviyorsanız bu omleti de denemenizi öneririm. Şimdiden afiyet olsun...

25 Mayıs 2018 Cuma

Unsuz Şekersiz Browni - Dilara Koçak Tarifi



Merhabalar! Bugün lafı fazla uzatmayı düşünmüyorum. (Becerebilirsem tabii :)) Pazartesi günü tüp mide ameliyatı olalı 8 ay bitiyor. Göğsümü gere gere, bu süre içinde hiç kaçamak yapmadım diyebilirim. Tabii ki misafirim geldi, tabii ki börek çörek, tatlı, pasta yaptım. Zaten evdekiler de zaman zaman bu tür şeyler yemek istiyorlar. Ama ben bu yaptıklarımdan sadece bir çatal tatmakla yetindim. Artık böyle beslenmeye alıştığımı da düşünüyorum. Fakat, ilerisi için alternatif tarifler de arıyorum. Yani ideal kiloma indiğimde, tabii ki ben de böyle şeyler yiyeceğim. Eski hatama düşmemek kaydıyla... Artık sağlıklı alternatifler ve porsiyon kontrolü hayatımın merkezinde...

İşte bu tarifle de böyle tanıştım. Dilara Hanım'ı uzun zamandır takip ederim. Zaman zaman tariflerini de denerim. Evde keçiboynuzu tozum vardı. Daha ameliyat olmadan önce almıştım. Bir türlü kullanmak kısmet olmamıştı. Ameliyattan sonra da bir kez süte karıştırıp içeyim dedim, ama kokusu iyi gelmedi. Bu tarifi gördüğümde denemeyi aklıma koydum. Fakat, özel bir günde denemek istedim. Bu kez misafirlerim, ya da evdekiler için değil; kendim için yaptım. Çünkü bugün benim doğum günüm :) Bu da benim doğum günü pastam :))




Becerebilirsem, aşağıda Dilara Hanım'ın videosunun linkini de vereceğim. Ama,buraya tarifi de yazayım dedim...




MALZEMELER:

2 Yumurta
7 Adet hurma ( benim hurmalarım ramazanda marketlerde satılan küçük hurmalardandı. O yüzden 13 tane kullandım.)
1/2 çay bardağı hindistancevizi yağı ve zeytinyağı karışımı (Ben sadece zeytinyağı kullandım.)
1 çay bardağı keçiboynuzu tozu
1 yemek kaşığı tepeleme kakao
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
5 adet ceviz
Çok az süt

YAPILIŞI:

Benim hurmalarım yumuşaktı, o yüzden sıcak suda bekletmedim. Hurmaların çekirdeklerini çıkartıp, robota attım. Rahat çekilebilmesi için 2, yemek kaşığı kadar süt ekledim. Krem haline gelene kadar robotta çektim. Ayrı bir kapta 2 yumurtayı çırptım. Üzerine yağı ekledim. İri çektiğim cevizleri ve hurmaları da karıştırdıktan sonra, diğer malzemeleri de ekledim. Kek kıvamına gelene kadar çırptım. En küçük boy kare borcama yağlı kağıt serip, karışımı içine döktüm. 170 derece fırında pişirdim.




Benim gibi keçiboynuzu kokusunu sevmiyorsanız da endişelenmeyin. Keki yaparken kokuyu alsanız da; piştikten sonra kakao, keçiboynuzunun kokusunu bastırmış.




Tadı ise bence muhteşem... Üstelik içinde zararlı hiçbir malzeme yok. Rafine şeker ve un kullanılmaması çok hoşuma gitti. 




Keçiboynuzunun yararları ise cabası... Evdekiler de çok beğendiğine göre, bu browni artık benim başucu tariflerimden biri olacak. Bu kadar çok fotoğraf çekmemden ne kadar beğendiğimizi anlamışsınızdır herhalde :))




Ama ne kadar masum olursa olsun, porsiyon kontrolü çok önemli. İşte bu da, benim payıma düşen miktar. Kekin tamamından dokuz dilim çıktı. Benim tabağımda yarım dilim var. Bunu da meyve ara öğünüm yerine yedim. Siz tüp mideli değilseniz, bir dilimi gönül rahatlığıyla yiyebilirsiniz. Ben Dilara Koçak'ın yalancısıyım :))

Eğer Dilara Hanım'ın videosunu izlemek isterseniz, youtube kanalına bir uğrayın derim. İşte bu videonun linki de burada...

Keçiboynuzu tozunu aktarlarda bulabilirsiniz. Sağlıklı beslenmeye özen gösteriyorsanız, bu tadı da deneyin derim...








24 Nisan 2018 Salı

Fırında Lor Peynirli Mantar Dolması (Nam-ı Diğer Diyet Börek)



Merhabalar! Havalar güzel giderken, insanın içi kıpır kıpır oluyor. Ben hiç evde durmak istemiyorum. Ama bugünlerde kendimi biraz yorgun hissetmeye başladım. Bahar yorgunluğu olsa gerek diye düşünüyorum. Yakında tahlillerim yapılacak, bakalım eksik gedik bir şeyler var mı? Gıdasız kalmamak için, yediğime içtiğime çok dikkat ediyorum. Doktorum, diyetisyenim ne dediyse aynen uyguluyorum. Şu ana kadar demir eksikliği dışında bir sorun yaşamadım. Zaten o da benim eski sorunum. Bu yorgunluğu da çözersek iyi olacak...



Şimdi yine sağlıklı bir tarifle karşınızdayım. Üstelik benim gibi tüp mideli olan, ya da diyette olup; canı börek isteyenler için de güzel bir alternatif. Genellikle bu tarifin tereyağlı ve kaşar peynirli versiyonu yapılıyor. Eminim bunu da yapanınız çoktur... 

Önce mantarları yıkayıp, saplarını çıkartıyoruz...



Sonra, ayrı bir yerde lor peynirinin içine dereotu ve maydanoz doğruyoruz. İsterseniz taze soğan da doğrayabilirsiniz. (Şimdi aklıma geldi.) Ben yağ koymadığım için, harcın içine bir de yumurta kırdım. Böylece protein oranı da arttı. Biraz da tuz ekleyin, işte size güzel bir börek harcı...



Ardından, hazırladığınız harcı mantarların içine doldurun. 



Mantarların saplarını da ziyan etmeyin tabii...



Siz üzerine kaşar rendesi de ekleyebilirsiniz. Ama tükettiğim yağ miktarına dikkat etmek zorundayım. O yüzden kaşar koymayı tercih etmedim. Bu haliyle de gayet güzel kızardı... 200 derecede, önceden ısıtılmış fırında mantarlar pişene kadar tutun.



Mantarlar yakından büyük görünüyor, aslında büyük değiller.



Hem kolay, hem de lezzetli oldu. Ben daha önce canım börek isteyince, böyle bir harç hazırlayıp ekmeklerin üzerine sürerdim. Tarifini burada bulabilirsiniz. Bazen de kabağın içine doldururdum. Onun tarifi de burada... Ama bizim protein ağırlıklı beslenmemiz gerektiği için, son zamanlardaki favori tarifim bu... Böreği de hiç aratmıyor biliyor musunuz? Denemek isteyenlere kolay gelsin...

8 Kasım 2017 Çarşamba

Ses Veriyorum


Merhabalar! Çok uzun zamandır sesim çıkmıyor değil mi? Buralara uğramayalı sanki bir asır geçmiş gibi geliyor. Son görüşmemizden bu yana yapraklar sarardı, havalar soğudu. Ben de çok büyük bir değişim yaşadım. Beni instagram ve facebookta takip edenler, az çok ne olduğunu biliyorlar. Ama ben yeniden buraya dönmek istiyorum. Girişi de bu yazıyla yapayım dedim...


Ben kızımın doğumundan beri kilo problemiyle uğraşıyorum. Ne yazık ki son 13 yılımı morbid obez olarak geçirdim. Yapmadığım şey, denemediğim diyet kalmadı. 2014'te Ayça Kaya'nın Sayarak Zayıfla kitabıyla tanışınca biraz umutlandım. Hatta 17 kilo verdim. O günlerde yazdıklarımı okumak isterseniz, buraya tıklayabilirsiniz. Ama daha fazlası olmadı. Ancak yine de kilomu sabit tutmayı başardım. Taa ki geçen kışa kadar... Özel nedenlerden dolayı zor bir kış geçirdim ve beş kilo aldım. 

Artık yorulmuştum ve tüp mide ameliyatı olmaya karar verdim. Ben bu işi son iki yıldır araştırıyordum. Eşimi de ikna ettikten sonra, temmuz ayında gidip kontrollerimi yaptırdım. Sonuçta, bu ameliyat için uygun bulundum. Biz sizi arayacağız dediler. Ben de merak ve heyecanla büyük günü beklemeye başladım. 27 eylül sabahı doktorumun asistanının telefonuyla uyandım ve o gün yatışım yapıldı. 28 eylül sabahı da ameliyat oldum.

Bugün tam 41 günlük tüp mideliyim. Asla pişman olmadım. Zor muydu? Evet zordu. Ama sağlığıma kavuşmam için yapılması gereken bir şeydi. Şu anda 2008'deki kiloma indim. Hala uzun bir yolum var. Ama bunun için ne gerekiyorsa yapıyorum. 

Eşimle birlikte keyifli yürüyüşler yapıyoruz. Yeni hayatımın tadını çıkartmaya çalışıyorum. Bol bol fotoğraf çekiyorum. Maalesef bileklerimde hala sorun var ve bu yüzden örgü öremiyorum. Keşke bunu da çözebilsem... Kitap okumaya devam ediyorum. En önemlisi, sorunlarımı yiyerek halletmemeyi öğreniyorum. Mutfağımı yeniden düzenliyorum. 

İçimde ne çok şey biriktirmişim. Hani dilim şişmiş derler ya; öyle oldu gerçekten. Yazımı buraya kadar okuyabildiyseniz hepinize teşekkür ediyorum. Arayı açmadan gelmeye çalışacağım. Görüşmek üzere...


18 Kasım 2016 Cuma

Evde Ne Varsa Mücveri


Merhabalar! Havalar oldukça soğudu değil mi? Hepimiz evlerimizde yazıyoruz, okuyoruz, örüyoruz, pişiriyoruz, paylaşıyoruz. Bugün yaptığım mücveri herkes biliyordur zaten. Ama ben fikir olsun diye paylaşmak istedim.



Geçen hafta canım aşırı derecede kabak salatası istedi. Kabak zamanı geçtiği halde gittim, kabak aldım. Diyetime sağdık kaldığım zamanlarda normalden fazla çiğ sebze ve meyve tüketiyorum. O zaman da, sahneyi diyetimin baş düşmanı ülser alıyor. İlaç falan da kâr etmiyor. Bir ağrı, bir şişkinlik, hazımsızlık derken; çiğ sebze ve yeşillik tüketemez hale geliyorum. Baktım, kabaklar bozulacak ben de bu mücveri yaptım.



Üç adet kabağı ve bir küçük havucu rendenin büyük tarafıyla rendeledim. Dilerseniz siz ince tarafıyla rendeleyin. Kabağın mevsimi olmadığı için suyu kalmamış. O yüzden sıkmaya gerek duymadım.Taze soğanım olmadığı için, bir adet kuru soğan doğradım. Evde kalan bir adet kapya biberi de küçük küçük doğrayarak, ekledim. Üç yumurta kırdım. Bir yemek kaşığı zeytinyağ koydum. Dolu dolu üç yemek kaşığı tam buğday unu ekledim. Dereotu doğradım. Biraz da beyaz peynir ufaladım. Hepsini karıştırdıktan sonra, az yağlanmış tepsiye ince bir tabaka halinde yaydım. Üzerine çörek otu serptim. 150 derecelik fırında üzeri kızarana kadar pişirdim.




Sanırım unu dört kaşık koysam daha iyi olacakmış. Bir de ne unuttum dersiniz? Kabartma tozuuu... Evet, şimdi size tarifi yazarken aklıma geldi. Olsun, sadece pişerken çıkan koku için bile değer diyeceğim ama, tadı da gayet güzel olmuş. Kabağın mevsimsiz olması haricinde gayet sağlıklı ve lezzetli bir tarif oldu. Acaba bir dahaki sefere brokoli ya da karnabaharla mı denesem? Söz, denersem sizinle de paylaşacağım :)) Güzel bir hafta sonu geçirmeniz dileğiyle...  




27 Ekim 2016 Perşembe

Fırında Lor Peynirli Kabak (Diyet Usulü)


Merhabalar! Bu, ne zamandır denemek istediğim bir tarifti. Daha önce bir komşumda yemiş ve çok beğenmiştim. Ancak şimdiden söyleyeyim ki; benim tarifim tam olarak diyet usulü. Son zamanlarda yediğime, içtiğime daha da dikkat edip; kilolarıma yeniden savaş açtım. Daha önce verdiğim 17 kilonun 15 kilosunu 2 yıldır korumayı başardım. Ancak, içimden bir insan daha çıkması gerekiyor. Yani yolum çok uzun... Ben Ayça Kaya'nın Sayarak Zayıfla kitabını takip ediyorum. Tam olarak uyguladığınızda hiç zorlanmıyorsunuz. Tabii hareket de şart. Hemen hemen her gün yarım saat yürümeye çalışıyorum. Neyse, yine lafı çok uzattım. Bugün öğlen yemeğimde bu tarifi denedim ve çok memnun kaldım.


Küçük boy bir kabağı, az tuzlu suda biraz haşladım. (Aslında buharda haşlansa daha iyi olur. Ama ben o suya mercimek çorbası yapmayı planlıyorum.) Sonra, kabağı ortadan ikiye bölüp; içini çıkarttım. Başka bir tabakta 2 yemek kaşığı lor peyniri, bol dereotu, 1 yumurta ve kabağın içini karıştırdım. kabakların içine doldurdum. Yağlı kağıt serdiğim fırın tepsisine alıp, 150 derece ısıtılmış fırında kızarana kadar pişirdim. Yazımın başında dediğim gibi diyet usulü yaptığım için, yağ ya da kaşar peyniri eklemedim.

2 yemek kaşığı lor peyniri 1 et demek. 1 yumurta da 1 et demek. Yağ koymadığım için kabağı ve yeşillikleri saymıyorum. Bu durumda bugünkü et hakkımın 2 tanesini bu öğünümde kullanmış oldum. Yanına 1-2 dilim esmer ekmekle gayet doyurucu bir öğün oldu. Denemek isteyenlere kolay gelsin...

14 Ekim 2016 Cuma

Yeşil Omlet


Merhabalar! Epeydir sağlıklı bir şeyler paylaşmamıştım sizinle. Bu sabah aklıma geldi. Belki sizin çocuklarınız da yumurta yemeyi sevmiyordur. Benim kızım küçükken yumurtayı çok severdi. Ama sonra ne olduysa, yemez oldu. Yumurtanın faydaları malum... Ben de bu tarifi denedim. Kızım sevince de çok mutlu oldum. Çocuğunuz yumurta yemiyorsa, siz de bir deneyin derim.



Yapılışı da çok basit. Aşağıdaki gibi, bol miktarda maydanoz ve dereotu doğrayın. Bugün dereotum yoktu, sadece maydanoz doğradım. Biraz beyaz peynir veya yağsız kaşar rendeleyin. Yumurtayı da kırıp, güzelce çırpın. Ben peynir koyduğum için tuz eklemiyorum. 


Tavanızı çok az yağlayın ve kızdırın. Karışımı tavaya döktükten sonra, kısık ateşte pişirin. Bir kapak ya da spatula yardımıyla ters çevirip, diğer tarafını da pişirin. 


Mevsimine göre yanına bol yeşillik, domates, salatalık, bir dilim ekmek ve bir adet mandalina ya da portakalla birlikte servis edin.



Sizin için de, çocuğunuz için de gayet besleyici ve sağlıklı bir kahvaltı seçeneği, üstelik de çok lezzetli. Denemek isteyenlere kolay gelsin...

8 Nisan 2016 Cuma

Yürürken Gözüme Takılanlar



Merhabalar! Bugün Ankara'da hava bir garip. Genellikle kapalı, ara ara güneş yüzünü göstermek için çabalıyor. Nem yüksek sanırım. Dedim ya garip, basık bir hava var. Daha önce yazdığım gibi, havalar düzeldiğinden beri her gün yürümeye çalışıyorum. Güzergahımda ruhuma iyi gelen pek çok şey var. Bugün sizlerle onları paylaşmak istiyorum. Yani bol fotoğraflı bir yazı olacak.

Ama öncesinde bir hatırlatma yapmak istedim. Ben 11 yıldır böyle kiloluyum. Ancak özellikle, buraya taşındıktan sonra insanlar beni çok sıkmaya başladılar. Benim gibi aşırı kilolu olanlar benzer davranışlarla mutlaka karşılaşmışlardır. Sokağa çıktığınız zaman dönüp, dönüp size bakıyorlar. Karşıdan gelirken trene bakar gibi gözlerini size dikiyorlar. Hatta daha ileri gidip, yanınızdan geçerken, ha ha ha yürü yürü belki zayıflarsın ya da, sen zayıflayabileceğini mi sanıyorsun diyenler oluyor. Önceleri bu tür davranışlar beni çok üzüyordu. Sokağa çıkmak istemiyordum. Bazen dönüp cevap veriyordum. ( Tabii bu tartışma yaratıp, daha çok gerilmemden başka bir işe yaramıyordu.) Artık bu tür bakışlara gözümü, seviyesiz sataşmalara da kulağımı kapatmayı öğrendim. Artık beni üzemiyorlar. Ama yeri gelmişken yazmak istedim. Belki bu tür davranışlarda bulunup da beni okuyan birileri görür. Yaptığı yanlışı anlar. Ya da benim gibi, bu tür davranışlara maruz kalanlar yalnız olmadığını anlar ve daha dik durur. Şişmanlık bir hastalıktır. Kimse durup dururken, çok yediği için yüz kilonun üzerine çıkmaz. Ayrıca kimse bu hale gelmeyi de istemez. Bunların altında bazı sağlık sorunları yatar. Bir gün sizin başına gelmeyeceğinin bir garantisi var mı? Lütfen biraz daha duyarlı olalım... 

Neyse bu kadar laf kalabalığı yeter değil mi? Şimdi yürüyüş güzergahımdaki güzelliklerle yazımı yumuşatayım :)) Görüntülerin kusuruna bakmayın. Hem cep telefonuyla çektim, hem de gün ışığında ekran karardığı için göz kararı fotoğraflar oldu...


Bu salıncak beni çağırdıysa da, oturmadan devam ettim...


Bu arada, bu yıl yürürken kulaklıkla müzik dinlemeye başladım. Daha önce bunu yapmıyordum. Yorulunca tempom düşüyordu. Ancak bu yıl sevdiğim hareketli müziklerden, karışık bir liste oluşturdum. Böylece tempom hiç düşmüyor. Bugün fotoğraf çekmek için sık sık durdum tabii. Ama ne yapayım, bunları sizlerle paylaşmak istedim...











Park boyunca böyle levhalarla karşılaşıyorsunuz. Hem bitkileri tanıyorsunuz, hem de ne kadar yürüdüğünüzü görüyorsunuz...



Yürüyüşten döndüğümde öğlen yemek saatim gelmişti. Hatta hazırlayana kadar, biraz da gecikti. Bu nedenle çok özenli fotoğraf çekemedim. Şekerim düşünce bu kadar oldu, idare edin...


Bir parça derisi alınmış, fırın torbasında pişmiş tavuk pirzola, bir et hakkı demek. Bir bardak ayran, bir süt hakkı, yanında bir dilim tam buğday ekmeği ( fotoğraf çekerken unutmuşum ) bir tahıl hakkı demek. Yağsız salatayı istediğiniz kadar yiyebiliyorsunuz. Aslında alışınca yiyecekleri sayarak tüketmek bu kadar kolay. Eh ne diyelim, sağlıklı beslenelim, bol bol hareket edelim ve kilolara vedalaşalııım...

7 Nisan 2016 Perşembe

Son Kamelya - Sarah Jio


Merhabalar! Ankara'da havalar iyice ısındı. Ben de daha düzenli yürümeye başladım. Önceleri yürüyüşten sonra kendimi ölecekmiş gibi hissetmeme rağmen, artık daha enerjik hissetmeye başladım. Fazlalık kıyafetlerden kurtuldum, fazla kilolara savaş açtım. Aldığım birkaç kiloyu verdim. Ama yolum çok uzun. Kaldığım yerden kiloları kovalamaya devam edeceğim. 

Aslında son okuduğum kitabı anlatacaktım değil mi? Ama bugün içimde tarif edemediğim bir sevinç var. Kendim için bir şeyler yapmanın sevinci. Bunu yapmayalı öyle çok olmuştu ki... Bu düzeni oturtmam gerekli, anlaşıldı...



Sonunda sıra kitaptan bahsetmeye geldi :)  Sarah Jio, en sevdiğim yazarlardan bir diğeri. Tüm kitaplarını aldım. Ama O'nun kitaplarını da sindire sindire okumayı seviyorum. Mart Menekşeleri, Yağmur Sonrası, Böğürtlen Kışı... Sırada Son Kamelya vardı. Onu da okudum. Kitapları, çıkış sırasıyla okuyorum. Arayı fazla açmadan diğerlerini de okumayı düşünüyorum.

Kitap yine iki farklı zaman diliminde geçiyor. 1940'lı yıllarda yaşayan Flora ve 1990'lı yıllarda yaşayan Addison'un hikayelerini okuyoruz. Flora, dadı rolü altında Livingston Köşkü'ne gider. Ama asıl amacı, Middlebury Pembesi adındaki eşsiz kamelyayı çalmaktır. Köşkte farklı insanlarla tanışır, hatta aşkı bulur. Burada yaşanan büyük bir gizemi öğrenmek için uğraşır. 1990'lı yıllarda ise Livingston Köşkü'nü Addison'un eşinin ailesi satın almıştır. Addison da tıpkı Flora gibi bitkilere düşkündür. Geçmişini eşinden titizlikle saklamaktadır. Bu arada köşkün geçmişinin de, kendisininki kadar karışık olduğunu öğrenir. Acaba köşkte neler olmuştur? Flora'ya ne olmuştur? Bunların hepsini kitabı okuduğunuzda öğreneceksiniz.


ARKA KAPAK  


Önce küçük bir tohum düşer kalbin odasına, sonra aşkla yeşerir.
Kulak verin, umudun sesini duyabiliyor musunuz?

1940'lı yılların Amerikası'nda bir fırıncının kızı olan Flora Lewis, un kokulu hayatının bir gün çok farklı yöne sürükleneceğini bilmiyordur. Genç kız bir yandan yaşlı anne babasına yardım ederken, öte yandan botanik bahçesinde bitkilerin ve çiçeklerin gizemli dünyasıyla uğraşmaktadır. Ta ki kendini uluslararası çiçek hırsızlığı zincirinin tam ortasında bulana kadar... Yapacağı iş çok basittir; İngiltere kırsalındaki Livingston Köşkü'ne gidip Middlebury Pembesi olarak bilinen ender bir kamelya türünü bulup haber vermek. Köşke dört öksüz çocuğa dadı olarak sızan Flora, içinde imkansız bir aşkın tohumlarını büyütürken, ne tür bir belaya bulaştığını acı bir şekilde öğrenecektir.

Tam elli sene sonra bahçe tasarımıyla uğraşan Addison Sinclair, eşiyle birlikte Livingston Köşkü'ne gelir. Geçmişindeki hayaletten kurtulmaya çalışan Addison, aslında burada çok daha sancılı bir gizemin içine düşer. Bunu çözmeye çalıştıkça dillere destan kamelya bahçesinin kanla sulandığı gerçeğine de adım adım yaklaşacaktır...

Mart Menekşeleri ve hâlâ çoksatanlar listesinde yer alan Böğürtlen Kışı yazarı Sarah Jio'dan muhteşem bir kitap daha. Son Kamelya, kalbimizdeki geçmişin zehrini umut kırıntısına tutunan küçük bir tohumla yok edebileceğimizi gösteren bir başyapıt.




Evet, arka kapaktan da anlaşılacağı gibi, kitap oldukça sürükleyici. Elinizden bırakmak istemiyorsunuz. Bölümler arasında bir geçmişe, bir bugüne gidip gelirken merakınız hep uyanık kalıyor. Tabii benim gibi yatmadan önce kitap okuyanlardansanız, siz de uyanık kalıyorsunuz:) Eh ne diyelim, gülü seven dikenine katlanır. Keyifli okumalar diliyorum...

1 Nisan 2016 Cuma

Tavuklu Balkabağı Yemeği - Ayça Kaya Tarifi



Merhabalar! Nisan da geldi çattı. Hava çok güzel. Dün, uzun zamandır yürümediğim kadar çok yürüdüm. Bayağı hamlamışım. Bugün sütçüm gelecekti. Onu kaçırmamak için gidemedim yürüyüşe. Ben yoğurdumu evden mayalıyorum da... Nasıl yaptığımı buradan okuyabilirsiniz.  

İhmal ettiğim sadece yürüyüş değildi. Diyetime de çok özen gösterdiğimi söyleyemem. Daha önce anlattığım bazı özel nedenlerden dolayı, evdeki önceliğimi son sıraya attım. Bu da bana kilo olarak döndü tabii. Aslında Ayça Kaya'nın Sayarak Zayıfla Kitabı'yla bayağı iyi gidiyordum. Yediklerimi not etmeyi ve saymayı bırakınca birkaç kilo alıverdim. Ama Ayça Hanım ne diyor: Zayıfladım diye sevinmeyin, kilo aldım diye üzülmeyin. Her gün yeniden başlayın. Ben bu sözleri beynime kazıdım. Kilo aldığımı fark edince, yediklerimi yeniden saymaya başladım. Kilo almamam gerek, çünkü zaten benim çoook uzun bir yolum var. Geçen haftadan beri yediklerimi not ediyorum ve sayarak besleniyorum. Elbette ödülünü de almaya başladım. 




Bu tarifi Ayça Hanım'ın Facebook sayfasında görmüştüm. 2014 yılına ait fotoğraflara bakarsanız, orijinal tarifi bulursunuz. Balkabağı fotoğrafı var. O günden beri denemek istedim. Ama, yemekte balkabağı nasıl olur bilemedim. Balkabağının çorbasını yaparım ve çok severim. Tarifini isteyenler buradan bakabilirler. Bundan cesaret alıp, geçen gün denedim ve çok beğendim. Son yaptığım çorbadan artan balkabağını derin dondurucuya atmıştım, onu kullandım.

İşte tarifi...Ayça Hanım soğanı sarımsağı çiğden koyuyordu, ben biraz kavurdum. Tencereye 1 yemek kaşığı zeytinyağ koydum. 1 adet soğan ve 2 diş sarımsağı doğradıktan sonra, şeffaflaşana kadar çevirdim. Yani yakmadan hafif kavurdum. Kuşbaşı doğradığım tavuk göğsünü ekledim. Biraz daha kavurdum. Üzerine doğranmış kırmızıbiber, kereviz ve ıspanak koydum. Çok az tuz ve kimyon ekledim. Tarifte karabiber de var. Ama benim mideme dokunuyor, koymadım. Yanmayacak kadar su koyup, sebzeler ve tavuk yumuşayana kadar pişirdim.

Yanında 1 kase yoğurt, 1 dilim ekmek ve bol salatayla birlikte tükettim. Yerken, sağlık deposu yediğimi hissettim doğrusu. Ayrıca korktuğum gibi kötü de değildi tadı. Hafif bir tatlımsılık vardı tabii. Ama çok lezzetliydi. Önümüzdeki kış bu yemekten sık sık pişirmeyi düşünüyorum. Denemek isteyenlere afiyet olsun...


Görüşleriniz Benim İçin Değerlidir!

Zaman ayırıp, yorum yaptığınız için teşekkür ederim. Yorumlarınız onaylandıktan sonra görüntülenecektir. Reklam ve hakaret içeren yorumları yayınlamıyorum. Düşüncelerinizi bekliyorum...