29 Kasım 2017 Çarşamba

Bloğum 3 Yaşında


Merhabalar! Umarım gününüz güzel geçiyordur. Ben, zaman nasıl geçiyor anlamıyorum. Yeni düzeni üç aşağı, beş yukarı oturttum sayılır. Ama iki gündür yürüyüşe çıkamıyorum. Çünkü ayağımın altı su topladı ve üzerine basamıyorum. Evet, ameliyattan önce de yürüyordum. Ama, bu kadar uzun mesafe yürüyemiyordum. Her gün de yürümüyordum. Haftada 3 - 4 gün ancak yürüyebiliyordum. Tabii gövde ağır, ayaklar zorlandı haliyle... Ama olsun, dün ameliyat olalı 2 ay bitti ve ben 19 kilomdan kurtuldum :)) Bu arada, bilgisayarımı hala tamire gönderemedim. O yüzden fazla kullanmamaya çalışıyorum. Bakarsınız kapak tamamen kopar da, başıma daha büyük işler açılır. 


Böyle, arada sırada yazınca çenem düşüyor sanırım :) Esas konuya geleyim artık. Bugün bloğumu açalı tam üç yıl olmuş... Bu süre içinde çok güzel arkadaşlıklar kurdum, çok değerli insanlar tanıdım. 2017'de bloğumu çok ihmal etsem de, içim yazma isteğiyle; bilgisayarım, yazarım diye fotoğrafladığım şeylerin fotoğraflarıyla dolu... Ama size bir sır vereyim, bunlar genellikle yiyecek fotoğrafı... Artık uzunca bir süre bizim eve o tür yiyecekler girmeyecek. Tıpkı bu pasta gibi... Yani, o da eskilerden bir fotoğraf. Normal kiloma dönüp, vücudum normal bir şekilde çalışmaya başladıktan sonra, tabii ki arada sırada ben de bu tür şeylerden tadacağım. 

2017 benim için her anlamda çok zor bir yıldı. O yüzden hem kendi bloğumdan, hem de sizlerin bloglarından uzak durdum. Buna bir çeşit inziva diyebiliriz. Aslında instagram da bu durumda kısmen etkili tabii... Orada düzenli paylaşımlar yapınca burada tekrara düşmüşüm gibi hissediyorum bazen... İnstagram hesabımı takip etmek isterseniz, beni orada @betulkaralgucyetmez adıyla bulabilirsiniz. Şu bilgisayarı yaptırayım, buraya daha çok zaman ayıracağım söz...

Hepinize tek tek teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız, iyi ki arkadaşımsınız... Bloğu olmadan da beni takip edip, yazılarımı büyük bir sabırla okuyan ziyaretçilerime de binlerce defa teşekkür ediyorum. Burada kocaman bir ailem var biliyorum ve bu beni çok mutlu ediyor. Hepinize hayırlı kandiller, görüşmek üzere...

16 Kasım 2017 Perşembe

Yağmurda Dans - Juliette Sobanet


Merhabalar! Arayı açmayacağım diye söz verdim ve hemen geldim. Ama bundan sonraki yazılarımı ne sıklıkta yazarım, bilmiyorum. Çünkü nasıl oldu anlamadım ama, dizüstü bilgisayarımın kapak menteşesi kırıldı. Şu anda, bilgisayarımın kapağı vazoya dayalı bir vaziyette yazıyorum. :(( Bir fırsat yaratıp, onu tamire götürmem gerekecek. Tabii tamirden ne zaman gelir, bilemiyorum. Bu arada yine ayrı kalacağız... Neyse, lafı uzatmadan kitaba geçeyim...

Yağmurda Dans, çok merak ettiğim bir kitaptı. Merak ettiğim kadar da varmış. Gerçekten severek okudum. Kitapta, doğa üstü olaylar, polisiye, aşk hepsi bir arada... Üstelik iki farklı zamanda geçiyor. Bu durum, yazarlar tarafından çok tekrarlansa da, benim hoşuma gidiyor.



2012 yılında Amerika'da yaşayan Claudia, bir evlilik terapistidir. Ancak, kendisi ilişkilerinde başarılı olamamıştır. Bir önceki ilişkisinden hamile kalmıştır, fakat adam Claudia'yı terk etmiştir. O da bekar bir anne olmakta kararlıdır. Bu arada büyük annesinin dans stüdyosunda dans dersleri almaktadır. Orada bir aktör olan Edouard ile tanışmış ve aralarında bir elektrik oluşmuştur. Claudia, dans stüdyosunda fenalık geçirir ve uyandığında kendisini 1950'li yıllardaki Pariste bulur. Üstelik Ruby adındaki bir dansçı olarak uyanmıştır. Hiç Fransızca bilmemesine rağmen, sular seller gibi Fransızca konuşmaktadır. Gözleri dışında, tamamen farklı bir bedenin içindedir. Tüm bunlar yetmezmiş gibi, bir de en yakın arkadaşlarından birinin ölümü yüzünden baş şüpheli durumundadır. Claudia ne olduğunu anlamaya çalışırken, başından pek olay geçer...


ARKA KAPAK

Hayatınızı değiştirmek için bazen küçük bir zaman
dokunuşu yeterlidir.

Bir gün başka bir bedende gözlerinizi açsanız ne hissederdiniz?
Başarılı bir evlilik terapisti olan Claudia Davis, herkesin hayatına iyi
gelse de kendisi bu konuda şanslı değildir. Uzun zaman önce 
kaybettiği babasının acı kaybını hala yüreğinde taşıyan genç kadın,
mutsuz bir çocukluk geçirmiştir. Dahası artık bekar bir anne adayı
olduğu gerçeğiyle yüzleşmek zorundadır...

O akşam önemli bir kararı gerçekleştirmek için büyükannesinin
dans stüdyosuna gittiğinde kader ona bambaşka bir kapı açacaktır.
Stüdyodaki büyülü atmosfere girdiği anda artık hiçbir şey eskisi gibi 
değildir. Geçmişe, 1950'li yılların Paris'ine gözlerini açmıştır. Ve adı
Claudia Davis değil, danslarıyla göz dolduran Ruby Kerrigan'dır. 
Aynı zamanda cinayete kurban giden başka bir dansçının da baş
şüphelisidir...Neler olduğunu anlayamayan Claudia, kendini inkar
ettiği kaderin ellerine bırakmak zorundadır. Belki de gelecekteki 
hayatı, geçmiş hayatının hatalarından kurtulmasına bağlıdır... Belki
de gerçekten ikinci şans diye bir şey vardır...

Siyah Kar ile dikkatleri çeken Juliette Sobanet, bu kez Yağmurla Dans 
ile sizi zamanın ötesine gizemli bir yolculuğa sürüklüyor. Geçmiş
hayatların geleceğimizi nasıl etkilediğini okurken acaba sorusunu 
düşünmeden edemeyeceksiniz...


Ben büyük bir zevkle ve merakla okudum. Bu tür kitaplardan hoşlanıyorsanız, size de öneririm. Bu arada fotoğraflarımda çay yerine beyaz içecekler var artık. Aslında bir çay bardağı açık çay içmeye iznim var, ama şu anda çaydan eski tadı alamıyorum ne yazık ki... Ben de kitaplarıma, ara öğünlerimde kullandığım süt ve kefirle poz verdiriyorum :))  Keyifli okumalar diliyorum...




13 Kasım 2017 Pazartesi

Ganimetlerim


Merhabalar! Nasılsınız? Bugün size ganimetlerimle; yani, yeni kitaplarımla gelmek istedim. Kadınların genellikle ayakkabı ve çanta tutkuları olur. Benim tutkum ise, yün ve kitaplara karşı... Bir kısmını ameliyattan önce almıştım, ama apar topar ameliyata gidince paylaşamadım. Ben de hepsini birden aradan çıkartayım dedim.


İşte kitaplarım bunlar... Aslında aralarında Yağmurda Dans da vardı, ama onu fotoğraflamayı unutmuşum. Zaten, bu sabah bitti. En kısa zamanda onu da anlatacağım. Bu arada, masa örtümün kusuruna bakmayın. Balkon oldukça soğuk. Elime geçen ilk örtüyü yayıvermiştim. Eşim balkonda oyalanmama engel oluyor. Malum, bir süre hasta olmamam lazım...

Aşağıdaki kitap, Debbie Macomber hayranlarını sevindirecek. Gül Limanı Oteli serisinin yeni kitabı. Sizi bilmem ama, ben bu seriyi de sevdim. Okumak için sabırsızlanıyorum.


Kırmızı Şemsiyeli Kız da hızla okumak istediklerim arasında...


Yitik Kalpler İstasyonunu beğenen de var, beğenmeyen de... Bakalım ben hangi gurupta olacağım?


Ve en sevdiğim Türk Yazarlardan biri, Buket Uzuner... Toprak, dört kitaplık bir serinin ikinci kitabı. İlk kitap, Su'yu da okumuştum. Eğer merak ederseniz, burada...


Kar Taneleri de, aralık ayı için seçtiğim bir kitap. Ben aralık ayında, genellikle yılbaşı temalı kitapları okumayı seviyorum. Elimde böyle iki kitap daha var. Onlar da sürpriz olsun...


Aşağıdaki kitabı da evimizin yakınındaki marketten aldım. Bana çok sevimli göründü :)


İşte merakla okunmayı bekleyen iki kitap daha... 



Kitap kulemi bir de böyle görün...


Elimdeki tüm kitapları bir çırpıda okuyasım var. Bakalım ne hızda okuyacağım. Bu arada aramızda kalsın, almak istediğim çok güzel kitaplar var. Ama önce elimdekileri biraz eritmem gerekiyor. Neyse, lafı uzatmadan gidip biraz kitap okuyayım :) Sizlere de keyifli okumalar...


8 Kasım 2017 Çarşamba

Ses Veriyorum


Merhabalar! Çok uzun zamandır sesim çıkmıyor değil mi? Buralara uğramayalı sanki bir asır geçmiş gibi geliyor. Son görüşmemizden bu yana yapraklar sarardı, havalar soğudu. Ben de çok büyük bir değişim yaşadım. Beni instagram ve facebookta takip edenler, az çok ne olduğunu biliyorlar. Ama ben yeniden buraya dönmek istiyorum. Girişi de bu yazıyla yapayım dedim...


Ben kızımın doğumundan beri kilo problemiyle uğraşıyorum. Ne yazık ki son 13 yılımı morbid obez olarak geçirdim. Yapmadığım şey, denemediğim diyet kalmadı. 2014'te Ayça Kaya'nın Sayarak Zayıfla kitabıyla tanışınca biraz umutlandım. Hatta 17 kilo verdim. O günlerde yazdıklarımı okumak isterseniz, buraya tıklayabilirsiniz. Ama daha fazlası olmadı. Ancak yine de kilomu sabit tutmayı başardım. Taa ki geçen kışa kadar... Özel nedenlerden dolayı zor bir kış geçirdim ve beş kilo aldım. 

Artık yorulmuştum ve tüp mide ameliyatı olmaya karar verdim. Ben bu işi son iki yıldır araştırıyordum. Eşimi de ikna ettikten sonra, temmuz ayında gidip kontrollerimi yaptırdım. Sonuçta, bu ameliyat için uygun bulundum. Biz sizi arayacağız dediler. Ben de merak ve heyecanla büyük günü beklemeye başladım. 27 eylül sabahı doktorumun asistanının telefonuyla uyandım ve o gün yatışım yapıldı. 28 eylül sabahı da ameliyat oldum.

Bugün tam 41 günlük tüp mideliyim. Asla pişman olmadım. Zor muydu? Evet zordu. Ama sağlığıma kavuşmam için yapılması gereken bir şeydi. Şu anda 2008'deki kiloma indim. Hala uzun bir yolum var. Ama bunun için ne gerekiyorsa yapıyorum. 

Eşimle birlikte keyifli yürüyüşler yapıyoruz. Yeni hayatımın tadını çıkartmaya çalışıyorum. Bol bol fotoğraf çekiyorum. Maalesef bileklerimde hala sorun var ve bu yüzden örgü öremiyorum. Keşke bunu da çözebilsem... Kitap okumaya devam ediyorum. En önemlisi, sorunlarımı yiyerek halletmemeyi öğreniyorum. Mutfağımı yeniden düzenliyorum. 

İçimde ne çok şey biriktirmişim. Hani dilim şişmiş derler ya; öyle oldu gerçekten. Yazımı buraya kadar okuyabildiyseniz hepinize teşekkür ediyorum. Arayı açmadan gelmeye çalışacağım. Görüşmek üzere...


24 Eylül 2017 Pazar

Süt Kesiğinden Peynir Yaptım



Merhabalar! Umarım hafta sonunuz güzel geçiyordur. Bizde koşturmaca bitmedi hala. Kayınvalidemden sonra gelenimiz gidenimiz eksik olmuyor, sağolsunlar. Geçen hafta kırk mevlüdünü de yaptık, zaman ne çabuk geçiyor. Evde de ufak tefek tadilatlar devam ediyor. Okullar da açılınca, bir de alışveriş telaşı girdi araya... Olsun, sağlık olsun da; her şey hallolur nasılsa...

Cuma günleri bizim sütçü günümüzdür. Ben her hafta süt alıp, yoğurdumu kendim yaparım. Eskiden sütler hep kapıdan alınırdı ve bazen kaynatırken kesilirdi. O zaman babaannem, böyle peynir yapardı. Laf arasında kızıma anlatınca merak etti. Bir kez yapınca evdekiler çok sevdiler. Ben de zaman zaman yapmaya başladım. 

Bu kez sizin için de fotoğraflayayım dedim. Ama sütün kesildiği anın fotoğrafını çekmeden süzmüş bulundum.



Bu sefer 2 kilogram sütten yaptım. Süt iyice kaynadıktan sonra, içine iki yemek kaşığı yoğurt ekleyip, karıştırdım. Sonra yarım limonun suyunu sıkıp, sütün içine döktüm. Bu arada süt kaynamaya devam edecek. Bir süre sonra süt topak topak oluyor zaten. Süzgeci bir tencereye oturtup, sütü süzüyoruz. Ben çok yapmadığım için, süzgeç işimi görüyor. Bir kaşığın tersiyle iyice bastırıp, suyunun süzülmesini sağladım. Yarım saat kadar böyle süzgeçte tuttum. Tabii gidip, gelip kaşıkla bastırmayı ihmal etmedim. Suyu iyice süzülünce, ters çevirip süzgeçten çıkarttım.



Tabii oluşan peynir altı suyunu ziyan etmedim. Ondan da güzel bir oğmaç çorbası yaptım. Daha önce tarifini burada vermiştim. Bu kez su yerine, peynir altı suyunu kullandım.



Peynirin tadı da görüntüsü de gayet güzel oldu.



İki sabahtır kahvaltıda bize eşlik ediyor. 



  
Arada böyle değişik tadlar keyifli oluyor. Bu basit tarifi denemek isterseniz, kolay gelsin... 

Görüşleriniz Benim İçin Değerlidir!

Zaman ayırıp, yorum yaptığınız için teşekkür ederim. Yorumlarınız onaylandıktan sonra görüntülenecektir. Reklam ve hakaret içeren yorumları yayınlamıyorum. Düşüncelerinizi bekliyorum...