29 Kasım 2016 Salı
Bloğum 2 Yaşında
Zaman zaman yağmurlu, güzel bir sonbahar gününden merhabalar... Bugün bloğumu açalı tam 2 yıl bitmiş. Benim için zorlu günlerdi. Paylaşmak, içimi dökmek ve kendimi güzel bir şeylerle oyalamak ihtiyacındaydım.
Örüyordum, okuyordum. diğer blogları izliyordum... Ben de bir cesarete bloğumu açtım. Gerek diğer blogger arkadaşlarım; gerekse siz sevgili takipçilerim bana kucak açtınız. Ben de burada sizlerle çok güzel dostluklar kurdum.
Bu yıl fazla yayın yapamadığımı biliyorum. Ama pek çok blogger arkadaşım gibi ben de, ülkemizde yaşanan şeylerden oldukça etkilendim. Burası, benim hayata tutunmak için can simidim olmasına rağmen uzak kaldım. Umarım bundan sonra her şey güzel olur. Bizler de burada birlikte olmaya devam ederiz. Hepinize çok teşekkür ediyorum...
28 Kasım 2016 Pazartesi
Kayıp Hayaller Atölyesi - Beth Hoffman
Merhabalar! Bugünden itibaren havalar soğuyacak deniyordu. Pek çok yerde de öyle oldu. Ama Ankara'da hava henüz çok güzel. Öğlen kızımı okula götürürken güneşli havanın tadını çıkartmaya çalıştım. Ama ben bu satırları yazarken yavaş yavaş bulutlar gelmeye başladı.Yani tam da elimize kitabımızı alıp, koltuğa gömülme zamanı...
Kayıp Hayaller Atölyesi, Beth Hoffman'a ait okuduğum ilk kitap. Açıkçası, dili çok akıcı. Kitabı yer yer merak ederek ve büyük bir keyifle okudum. Özellikle ahşap boyamaya merakı olanların ilgisini çekecektir. Kitap, başından sonuna kadar hayvan sevgisi, aile bağları, arkadaşlık üzerine kurgulanmış.
Teddi, babasının çiftliğinde yaşayan ve hayalleri olan bir genç kız. Çocukluğundan beri eski mobilyaları bulup, boyayıp, tamir etmeyi çok seviyor. Zaman zaman bu mobilyaları da satma imkanı buluyor. Bir gün kendi dükkanını açmak istiyor. Teddi'nin annesi O'nun okumasını istiyor. Bu uğraşını ve hayallerini önemsemiyor. Teddi'nin sekreterlik okuluna gidebilmesi için tüm ayarlamaları yapıyor. Ama Teddi bunu hiç istemiyor. Babası ise O'nun ayaklari üzerinde durabileceğine inanıyor ve hayallerinin peşinden koşması için her türlü yardımı yapıyor. Teddi'nin doğaya aşırı düşkün ve hayvanlarla anlaşmakta özel becerisi olan bir de erkek kardeşi var. İkisi birbirlerine çok düşkünler. Teddi bir gün yenilediği eski bir komodini yol kenarında satmaya çalışırken, Bay Palmer adındaki antika satıcısıyla tanışıyor. Adam bir gün hayallerinin peşinden gitmeye karar verirse, kendisini bulmasını istiyor. Aradan zaman geçiyor ve Teddi, babasının lise bitirme hediyesi olarak aldığı arabayla evden ayrılıyor. Charleston'a gittiğinde Bay Palmer'ı buluyor. Bu andan itibaren Teddi'nin hayatı tamamen değişiyor...
Kitabı okumayanları da düşündüğüm için daha fazla ayrıntı vermeyeceğim. Teddi'nin ailesiyle ilgili bölümlerde oldukça duygu yüklü anlar bulabilirsiniz.
ARKA KAPAK
" Kardeşim bir hayal dünyasında yaşıyor gibiydi, bir kez bile
ağladığını duymadım. Küçük traktöründe oturup koca gözleriyle
etrafı izler, kulaklarını dikip doğayı dinlerdi. Öyle ki, doğanın sesi
ona herhangi bir insanınkinden çok daha etkileyici gelir, ağaçların
etrafında dolanan rüzgarın ve kuşların şarkısı ona dünyanın
gerçeklerini anlatırdı sanki."
Teddi Overman gençliğini yaşadığı çiftliğe her gidişinde, kardeşi
Josh'u ondan ayıran Kızıl Nehir'in büyüsüne kapılırdı. Her ne
kadar onun yokluğuna alışmakta zorlansa da, bir umutla onu hayata
yeniden bağlayacağına inandığı bir dükkan açmıştı. Müşterileri de
kendisi gibi farklı hikayeleri olan, birbirinden ilginç insanlardı.
Teddi, bu dükkan sayesinde tanıştığı ve harika dostluklar kurduğu
insanlar sayesinde ailesini yok eden o acı olayı kabullenmeyi
başarmış, ardından sürpriz bir şekilde aşkla tanışmıştı. Artık,
tamamen unutup geride bırakması ve her daim hatırlaması gereken
yaşanmışlıkları birbirinden ayırmanın tam zamanıydı.
Kayıp Hayaller Atölyesi, merak uyandıran karakterleri ve sıcacık
kurgusuyla bir kadının kırgınlıklarına, çocukken aldığı derin
yaralara ve tüm olumsuzluklara rağmen hayata tutunmasına
tanıklık eden etkileyici bir roman.
---------------------------------------------------------------------------------------------------
Ömrümüz boyunca karşımıza çıkan tüm zorluklara rağmen, bir gün hayatımızın düzene gireceğine inanmamıza yardımcı olan bir romandı. Örgümden de küçük bir parça göstererek, diğer kitabımı okumaya gidiyorum. Onu da yarıladım. Eğer bir terslik olmazsa, yakında sizlerle paylaşırım. Keyifli okumalar diliyorum.
21 Kasım 2016 Pazartesi
Açıklamalı Çarkıfelek Bere
Merhabalar! Geçen gün birkaç dolabımı elden geçirdim. Oraya buraya tıkıştırılmış, kalma yünler buldum. Öyle çok yünüm var ki... Artan yünlerin yüzüne bile bakmıyorum. Bu sefer hadi dedim, ortada kalmasınlar. Zaten çarkıfelek bere örmek istiyordum. Bari işe yarasınlar değil mi?
İpim nakonun çok eski bir yünü. Daha önce ördüğüm bir şaldan kalmıştı. Etiketini atmışım. Tiftik tarzı bir yün, ama çok az daha kalın. Fakat, berenin bant kısmına ip yetmedi. Aynısından bulma şansım olmadığı için de evdeki başka bir iple tamamladım.
Sağ olsun Sibel Kavaklıoğlu berenin yapılışını çok güzel anlatmış. Ben de O'nun youtube kanalından izleyerek yaptım. Videoyu izlemek isterseniz, link burada...
Ben de nasıl yaptığımı fotoğraflarla anlatmaya çalışacağım. Benim ipim biraz daha kalın olduğu için 3,5 numara tığ kullandım. İpim farklı olmasına rağmen sayıları değiştirmedim. Bu yüzden berem biraz daha dökümlü oldu. Sihirli halkayla başladım. İçine 13 tırabzan yaptım. Sonraki sırada, ikinci tırabzandan başlayarak her tırabzana çift battım. Bu arada, üst sıraya sıra başını belli ederek çıkmıyoruz. Geldiği gibi, diğer sıraya devam ediyoruz.
Ama trabzanların üzerine batmıyorsunuz. Bir seferinde fotoğraftaki gibi, tığı alttan tırabzanın etrafından geçiriyorsunuz. Bu kısmı örerken fotoğraf çekmeyi unutmuşum. Sonradan göstermeye çalıştım. Umarım yardımcı olur.
Diğer seferinde de, üstten tırabzanın etrafından geçiriyorsunuz. Daha önce bu yöntemle başka bereler de örmüştüm. Ama hiç kaydırma yapmamıştım.
Bu şekilde 2 tümsek, 2 çukur tırabzan yaparak devam ediyorsunuz. Sonuçta 6 tümsek, 6 çukur yaprak yapmaya başlamış oluyoruz. 14 sıra boyunca her yaprağın başındaki tırabzana çift batıyoruz. Böylece, her yaprakta 14 tırabzanımız oluyor. 14. sıradan sonra, 13 tırabzan kabarık yaprak örüp, 14. tırabzanda çukur yaprağa başlıyoruz. Çukur yaprak da 14 tırabzan olacak. Yani, her yaprağın son tırabzanında diğer yaprağa başlıyoruz. Böylece en üstteki ve en alttaki fotoğrafta görüldüğü gibi, yapraklar dönmeye başlıyor. Kaydırma yaptığımız sıradan itibaren artırma yapmıyoruz. Bu şekilde 14 sıra daha örüyoruz. Sonraki sırada 11 tırabzan örüp, 12. ve 13. tırabzanları birlikte alıyoruz. 14. tırabzanda yine kaydırma yapıyoruz. Bütün yapraklarda aynı işlemi uyguluyoruz. Her yaprakta 10 tırabzan kalana kadar böyle devam ediyoruz. Sonra tığımızın üzerine ip dolayarak yarım tırabzan yapmaya başlıyoruz. Yarım tırabzana çakma sık iğne de diyorlar. Her boşluğa bir kez batıyoruz. Ancak ikinci yarım tırabzan sırasına geçince, bir önceki sık iğnenin üzerine değil de, fotoğraftaki gibi ilmeğin arasına batıyoruz. Yani tığa ip doluyoruz, alttaki ilmeğin içine batıyoruz ve tek seferde çekiyoruz. Yaklaşık üç parmak kadar da böyle devam edip beremizi bitiriyoruz.
Berenin önden, yandan ve arkadan görünüşü böyle. Fark ettiyseniz, İlmeklerin içine battığımız için alın kısmı zincirli bir görünüme sahip. Yalnız, daha önce yazdığım gibi bere kısmında kullandığım ip biraz kalındı. O yüzden ben alın kısmında da eksiltme yaptım.
Evet hem elimde kalan ipimi değerlendirdim, hem de şık ve sıcacık bir bereye sahip oldum. Örmesi gerçekten çok zevkliydi. Ben böyle bulmaca çözer gibi örülen örnekleri seviyorum. İnsanın dikkatini tetikte tutuyor :) Umarım faydalı olabilmişimdir. Sibel Hanım'ın video linkini de yukarıda vermiştim. Oradan da takip ederek, bu güzel bereyi örebilirsiniz. Denemek isteyenlere kolay gelsin...
18 Kasım 2016 Cuma
Evde Ne Varsa Mücveri
Merhabalar! Havalar oldukça soğudu değil mi? Hepimiz evlerimizde yazıyoruz, okuyoruz, örüyoruz, pişiriyoruz, paylaşıyoruz. Bugün yaptığım mücveri herkes biliyordur zaten. Ama ben fikir olsun diye paylaşmak istedim.
Geçen hafta canım aşırı derecede kabak salatası istedi. Kabak zamanı geçtiği halde gittim, kabak aldım. Diyetime sağdık kaldığım zamanlarda normalden fazla çiğ sebze ve meyve tüketiyorum. O zaman da, sahneyi diyetimin baş düşmanı ülser alıyor. İlaç falan da kâr etmiyor. Bir ağrı, bir şişkinlik, hazımsızlık derken; çiğ sebze ve yeşillik tüketemez hale geliyorum. Baktım, kabaklar bozulacak ben de bu mücveri yaptım.
Üç adet kabağı ve bir küçük havucu rendenin büyük tarafıyla rendeledim. Dilerseniz siz ince tarafıyla rendeleyin. Kabağın mevsimi olmadığı için suyu kalmamış. O yüzden sıkmaya gerek duymadım.Taze soğanım olmadığı için, bir adet kuru soğan doğradım. Evde kalan bir adet kapya biberi de küçük küçük doğrayarak, ekledim. Üç yumurta kırdım. Bir yemek kaşığı zeytinyağ koydum. Dolu dolu üç yemek kaşığı tam buğday unu ekledim. Dereotu doğradım. Biraz da beyaz peynir ufaladım. Hepsini karıştırdıktan sonra, az yağlanmış tepsiye ince bir tabaka halinde yaydım. Üzerine çörek otu serptim. 150 derecelik fırında üzeri kızarana kadar pişirdim.
Sanırım unu dört kaşık koysam daha iyi olacakmış. Bir de ne unuttum dersiniz? Kabartma tozuuu... Evet, şimdi size tarifi yazarken aklıma geldi. Olsun, sadece pişerken çıkan koku için bile değer diyeceğim ama, tadı da gayet güzel olmuş. Kabağın mevsimsiz olması haricinde gayet sağlıklı ve lezzetli bir tarif oldu. Acaba bir dahaki sefere brokoli ya da karnabaharla mı denesem? Söz, denersem sizinle de paylaşacağım :)) Güzel bir hafta sonu geçirmeniz dileğiyle...
16 Kasım 2016 Çarşamba
Yün Görünce Dayanamadığımı Söylemiş miydim?
Merhabalar! Eğer bir örgüseverseniz, ne demek istediğimi çok iyi anlamışsınızdır. Evde küçük bir yüncü dükkanı açabilecek kadar yün stoğum var. Hatta bazıları artık üretilmiyor bile :) Buna rağmen, yün almadan duramıyorum. Kimi elbiseye, kimi ayakkabı ve çantaya dayanamaz. Ben de yün ve kitap görünce çıldırıyorum.
Geçenlerde Derya Baykal'ın programında, Sibel Kavaklıoğlu yeniden dikişsiz boyunluğu anlattı. Ben daha önce örmeye fırsat bulamamıştım. Şimdi kırçıllı olan iple örmek istiyorum. Bu yünler gerçekten çok hoşuma gitti. Hatta, Sibel Hanım'a instagramda yayınladığı bir tanesinin numarasını sordum. Sağ olsun, O da beni kırmayıp yanıtladı. Ama ne yazık ki ben o numarayı bulamadım. En yakın bu renk vardı, onu aldım... Belki birkaç yüncü gezme şansım olsaydı bulurdum. Cumartesi günü hasta bir akrabamı ziyarete gidiyordum. Kızılay'da yolumun üzerindeki yüncüme girdim, ipimi alıp çıktım hemen.
Niye bu renkler derseniz, mantom kahverengi. Hoşuma gittiği bir anda almıştım. Ama üzerine kullandığım aksesurların renkleri konusunda beni çok zorluyor. Bir daha siyahtan şaşmayacağım.
Aşağıdaki iplerle de bir atkı örmeyi planlıyorum. Oldukça değişik ve şık bir şey. Sıra ne zaman gelir bilmiyorum...
Bugün Ankara'da olduğu gibi, ülkenin pek çok yerinde hava soğuk. Sıcacık yünlerimize sarılıp, ısınalım değil mi?
Bol kitaplı, bol örgülü, sağlık ve huzur dolu günler diliyorum...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Görüşleriniz Benim İçin Değerlidir!
Zaman ayırıp, yorum yaptığınız için teşekkür ederim. Yorumlarınız onaylandıktan sonra görüntülenecektir. Reklam ve hakaret içeren yorumları yayınlamıyorum. Düşüncelerinizi bekliyorum...