9 Ocak 2018 Salı
Baktüs Şal Ördüm
Merhabalar! Sonunda örgülerime kavuştum. Yavaş yavaş örüyorum, ama örüyorum. Benden mutlusu yok artık...
Kasım ayında, sevgili ayselceörgüler baktüs şal örme etkinliği başlatmıştı. Ben ancak aralık ayında katılabildim ve dün bitirebildim. Fotoğraf çekimi de bugüne kaldı... Yani 2018'de biten ilk işim, bu şal oldu.
Ben Nako Vals ile ördüm. Evdeki iplerimin arasından seçmiştim. Boyunda duruşu çok rahat oldu. Ama kalın bir iple ördüğünüzde daha çabuk bitirme ihtimaliniz var tabii..
Ben şalı bitirebilmek için 344 ilmeğe erişmek zorunda kaldım. Çok keyifle ördüm tabii. Ama malum, bilekler sorunlu... Bu kadar çok ilmek olunca yavaş yavaş örmem gerekti. Dolayısıyla da, aralıkta başlayıp, ocakta bitirdim :))
Şalımı o kadar çok sevdim ki; Fotoğraf çekmeye doyamadım. Bir de size kalp göndereyim dedim :)
Eğer siz de bu şaldan örmek isterseniz Ayselciğim burada, oyasını da burada çok güzel tarif etmiş. Ben de onun tarifiyle çok rahat bir şekilde ördüm. Bunca yıldır hiç baktüs şal örmemiştim. Kısmet bugüneymiş. Ayselciğim, tarif için de, etkinlik için de çok teşekkür ederim. Sayende ilk baktüs şalımı örmüş oldum. Bakarsın arkası gelir...
2 Ocak 2018 Salı
Kar Taneleri - John Green - Maureen Johnson - Lauren Myracle
Merhabalar! Umarım yeni yılın ilk günleri güzel geçiyordur. Benim bu iki günüm kitap okuyarak, örgü örerek ve sporumu evde yaparak geçti. Daha da geç olmadan, geçen ay yetiştiremediğim yazılarımı yazmak istiyorum. Kitapları okuyorum, ama hiçbir zaman buraya zamanında yazamıyorum. Aslında bu kötü oluyor. Çünkü kendimi yeni başladığım kitabın akışına kaptırınca, çoğu zaman diğer kitabın duygusu bana uzak kalıyor. Lafı fazla uzatmadan kitaba geçeyim...
Kar taneleri, yılbaşında geçen üç ayrı öyküden oluşuyor. Üç ayrı yazar tarafından yazılmış olmalarına rağmen, hepsi de birbiriyle bütünlük içinde.
Birinci hikaye, Maureen Johnson tarafından yazılmış. Kitabın baş kahramanı Jübile adında bir genç kız. Noelde ailesi hapse girince Florida'ya büyükannesinin yanına gitmek zorunda kalır. Ancak, bindiği tren kar fırtınası yüzünden Gracetown Kasabası yakınında yolda kalır. Böylece Jübilenin macerası başlar...
İkinci hikaye ise, John Green tarafından yazılmış. Aynı trendeki bir grup ponpon kız, kasaba yakınındaki bir kafeteryaya ulaşmayı başarır. Kafeteryada çalışan gençler, kasabadaki okul arkadaşları olan üç kafadarı da oraya çağırır. Bu arada, gençlerin hepsinin kız mı erkek mi olduğu konusu başlangıçta biraz akıl karıştırıyor. Jp, Dük ve Tobin de ponpon kızları görmek için kafeteryaya varma çabalarında sınır tanımazlar...
Üçüncü hikayeyi Lauren Myracle yazmış. Bu bölümde de Addie'nin hikayesini okuyoruz. Addie, erkek arkadaşı Jeb'den ayrıldığı için çok üzgündür. Onu teselli etmek de arkadaşları Dorrie ve Tegan'a düşer. Addie arkadaşları tarafından bencillikle suçlanan biridir. Çoğu zaman öyle davrandığı da doğrudur. Ama Addie, bu yıl her şeyi yoluna koymaya kararlıdır...
ARKA KAPAK
Son 50 Yılın En Feci Kar Fırtınası...
Kara Kışın Ortasında,
Üç Romantik Aşk Masalı!
Gracetown tam da yılbaşına günler kala kara gömülmüştür. Ancak
zorlu hava koşulları, can sıkıcı bir durum olmanın da ötesine geçer.
Her şeyden habersiz bir kız, fırtına yüzünden yolda kalan treninden
dışarı adım attığı anda hayat değiştirecek, kaçınılmaz olaylar
silsilesini de tetikler.
Çok geçmeden, aşırı enerjik on dört ponpon kız kasabanın
kafelerinden birine hücum eder. Dük'ün sinema gecesi onur
meselesine dönüşen bir görevle sevimsizce bölünür ve aşk acısıyla
kıvranan bir genç kız, minicik bir evcil hayvanın kaderinde çok
önemli bir rol oynar.
Üç hikaye bir araya gelirken yabancıların yolları kesişecek ve aşk
filizlenirken herkesin yüreği ısınacaktır...
Dokunaklı, yeni yıl kutlamalarının heyecanıyla dolu ve komik...
Günümüzün çoksatan üç yazarından başka ne beklenirdi ki zaten?
Üç yazarı da ilk kez okudum. Açıkçası, kitap bana arka kapakta yazdığı gibi eğlenceli gelmedi. Sanırım daha genç bir okuyucu kitlesine hitap ediyor. Zaten karakterler de 16 - 17 yaş aralığında. Belki bu yüzden, belki kitabın dili yüzünden, kitapla frekanslarımız tutmadı. Kitapları yarım bırakmak gibi bir alışkanlığım olmadığı için okuyup, bitirdim. Tabii bu göreceli bir kavram. Benim beğenmediğim bir kitaba başkaları bayılabilir. Bu yüzden kötü demek yanlış olur...
Şu anda elimde Debbie Macomber'ın Bay Mucize'si var. Bu kitap bana çok daha sıcak geldi. Aslında Bay Mucize de aralık hedefimdeydi. Ama Kar Taneleri'ni okumakta zorlandığım için, Bay Mucize ocak ayına sarktı... Onu da en kısa zamanda bitirmeyi hedefliyorum. Çünkü, bu yıl daha çok kitap okumak istiyorum. Hepinize keyifli okumalar diliyorum...
31 Aralık 2017 Pazar
Mutlu Yıllar
Merhabalar! Biliyorum ki, şu anda pek çok evde tatlı bir telaşe var. Ya ailenize akşam güzel bir sofra hazırlamak için uğraşıyorsunuz, ya da dışarıya çıkarken ne giysem, makyajımı nasıl yapsam telaşındasınız. Veya yemeğe davetli olduğunuz akraba ya da dostlarınıza götüreceğiniz bir şeyler hazırlıyorsunuz. Ne yapıyor olursanız olun, güzel bir gün geçirin...
Fotoğraf, internetten alıntıdır. Çok şirin değiller mi? 2017 sizler için nasıldı bilmiyorum. Belki şu anda hastası olan, yakınını kaybetmenin acısını yaşayan evler var... Ama yine de ben aralık ayını, özellikle de yılbaşını çok seviyorum. Aralık ayı boyunca yılbaşı temalı kitaplar okur, yine yılbaşı temalı filmler izlerim. Bunları sizlerle paylaşmayı çok istedim. Ama özellikle bu son hafta, benim için çok yoğun geçti. Artık, ocağın ilk haftasında paylaşırım diye umuyorum.
2017, ailemiz için biraz zor geçti. Kayınvalidemin demans hastalığı had safhaya ulaştı. Tabiri caizse, hepimize kök söktürdü... Bu stres, benim sağlık sorunlarımı ve kilolarımı daha da arttırdı. Buralara da fazla uğrayamadım. Ağustos ayında kayınvalidemi kaybettik. Eylül ayında da benim tüp mide ameliyatım gerçekleşti. Allah, her şeyi öyle bir ayarlamıştı ki... Kısacası biz 2017'de hem ağladık, hem güldük.
Umarım 2018, hepimiz için bu yıldan daha iyi geçer. Gönlümüz dünya ve ülkemiz için başta barış olmak üzere, çok şey istiyor tabii... Ama ne kadarı gerçekleşir bilmiyorum. Bunu gerçekleştirmek için önce kendi kalbimize, niyetlerimize bakmamız gerek sanırım. Herkes bunu yapsa, davranışlarına çeki düzen verse, dünya daha yaşanılası bir yer olur sanırım.
Ben geçen yıl dilediğim gibi, daha çok kitap okumayı başardım, zayıflamaya da başladım. Buraya okuduğum kitapların hepsini yazamadım. Bu yıl daha da çok kitap okumayı diliyorum. Sevdiklerimle birlikte sağlıklı bir hayat sürmeyi diliyorum. Bileklerim iyileşirse, daha çok örgü örebilirim :))
Yine aldım kalemi elime, yazdım da yazdım... Hepinize sağlıklı, mutlu, huzurlu, güzel, gönlünüzden geçenlerin gerçekleştiği bir yıl diliyorum...
28 Aralık 2017 Perşembe
Yeni Yıl Alışverişim
Merhabalar! Bir süredir yürüyüş yapmak dışında pek dışarıya çıkmıyordum. Biraz insan içine karışmaya ihtiyacım vardı doğrusu. Dün, sadece dolaşmak için Kızılay'a gittim. Her yer çok kalabalıktı. Herkes yılbaşı için alışveriş yapıyordu. Ben de kendimi o büyüye kaptırdım...
Tabii ki ilk işim yüncülere girmek oldu. Yüncüler, her zamanki gibi kalabalıktı. Benimse zamanım sınırlıydı. Çünkü eşim de benimle gelmişti. Neyse ki O, berberine gitmek için yanımdan ayrıldı. Yoksa nasıl yoldan çıkacaktım ben? Eşim asla izin vermezdi :)) Aslında, aklımda 40 cm'lik misinalı şiş almak vardı. Bir de şu anda ördüğüm baktüs şal, şişlere sığmadığı için ona uygun bir misinalı şiş alacaktım. Ama söz konusu yün olunca ben durabilir miyim? Tabii ki hayır...
Evde o kadar yün varken, benim de bileklerim sağlam değilken yün almak ne kadar akıllıca oldu bilmiyorum. Ama ben eve mutlu mesut döndüm...
İşte yeni yünlerim... Aşağıdaki yünleri kızıma bere ve boyunluk örmek için aldım.
Bunlar da benim. Bere kullanmayı da, örmeyi de çok seviyorum. Bakalım, sıra ne zaman gelecek...
Kızım artık 7. sınıfa gidiyor. Eski, çocuksu berelerini kullanmak istemiyor haliyle... Yani bunlar da onun :) Çoooook çalışmam lazım, çoookkk...
Örgüseverin yeni yıl alışverişi de böyle oluyor işte... İki gündür onları poşetten çıkartıp çıkartıp seviyorum. Biran önce elimdeki işim bitse de, bu güzelleri örmeye başlasam... Sizler neler örüyorsunuz bu ara? Hepinize kolay gelsin...
24 Aralık 2017 Pazar
Kadife Çiçekleri Düşerken - Susan Meissner
Merhabalar! Ankara'ya dün ilk kar yağdı. Aslında ilk demek belki yanlış olur. Bizim semte ilk kar yağdı :)) Ama bizim semt biraz alçak kaldığı için fazla kar almadı. Bugün hava buz gibi. Zaten klasik Ankara havası... Biraz kar yağar, sonra dona çeker... Oysa kızımla kar yağmasını dört gözle bekliyoruz. Geçen yıla göre çok daha hafif olduğum için, doya doya kartopu oynamayı planlıyoruz...
Bugünü evde blog, kitap okuyarak, örgü örerek ve yılbaşı ile ilgili bir film izleyerek geçirmeyi düşünüyorum. Ama önce, bittiği halde masamda bekleyen kitap hakkındaki düşüncelerimi dile getireceğim. Buraya kitaplar hakkında notlar düşmeyi ihmal etmemeye çalışıyorum. Çünkü burası benim için bir günlük gibi. Zaman zaman geriye bakıp, ne zaman ne olmuş buradan görebiliyorum. Bu da beni mutlu ediyor... Artık kitaba geçsem iyi olacak :))
Kadife Çiçekleri Düşerken, iki farklı zamanda geçen kitaplardan. Aslında insanların hayatlarını etkileyen gerçek iki büyük olayı ele alıyor... Clara'nın hikayesi 1911'de Manhattan'da geçiyor. Hemşire olan Clara'nın çalıştığı binada bir kumaş fabrikası var. O fabrikanın muhasebe katında çalışan Edward adındaki bir gençle her gün karşılaşır ve aralarında bir çekim oluşur. Edward, bir gün Clara'yı fabrika katına davet eder. Birlikte fabrikayı gezmek için sözleşirler... Ama o gün, Clara fabrika katına varmak üzereyken yangın çıkar. Bina boşaltılmaya başlar. Ancak yangın fabrika katında çıkmıştır. Clara binadan kurtulmayı başarır. Ama Edward ve pek çok işçi bu yangında ölür. Clara, Edward'ın ve başka işçilerin yanarak ölmektense, aşağıya atladıklarına şahit olur. Bu O'nu çok etkiler. Ayrıca Edward'ın kendisini gezdirmek istediği için o katta olduğu fikri, vicdanını sızlatmaktadır. Bu yükü daha fazla taşıyamaz ve Ellis Adası'na tayinini ister. Ellis Adası, Amerika'ya gelen göçmenlerin sağlık kontrolünden geçirildiği, hasta olanların ise burada iyileşene kadar bekletildiği bir yerdir. Farklı ülkelerden, farklı diller konuşan pek çok insan buraya gelir ve gider... Clara'nın günleri çok yoğun geçer. Yine böyle bir günde, hasta bir göçmen Clara'nın dikkatini çeker. Adamın boynunda, üzerinde kadife çiçekleri resmedilmiş bir kadın şalı vardır. Clara, bu adamın hikayesini öğrenmeye karar verir. Bu süreçte kendi yaralarıyla da yüzleşmek ve iyileşmek için adımlar atmak zorunda kalır...
Taryn'in hikayesi ise, 2011 yılında başlar. Çalıştığı kumaş dükkanında gördüğü bir fotoğraf, O'nu eski anılara götürür. Taryn, 2001'de Manhattan'daki İkiz Kuleler'e yapılan saldırıda eşini kaybetmiştir. Kendisi de zor kurtulmuştur. Taryn eşinin ölümünden kendisini sorumlu tutar. Çünkü eşi, daha alt katlardan birinde çalışmaktadır. Taryn eşinin, ona mesaj bırakıp, kulenin üst katlarındaki kafeteryada buluşmak istediği için öldüğünü düşünür. Ama Taryn oraya zamanında gidememiştir. Bu nedenle de hayatta kalmıştır... Acaba Taryn hayatını yeniden yoluna koyabilek midir?
ARKA KAPAK
-------------------------------
Feda ettiğimiz aşk dayanılır kılar bu dünyayı...
Eylül 1911. Ellis Adası'da hemşire olan Clara Wood, kendine bir söz
vermiştir. İlk görüşte aşık olduğu adamı kaybettiği Manhattan'a bir daha
asla adım atmayacaktır. Ancak hasta bir göçmenin adaya gelmesiyle
hayatı başka bir yöne kaymaya başlar. Gizemli göçmenin acısı Clara'ya
adeta ayna olurken, genç adamın yanından hiç ayırmadığı kadife
çiçekleriyle bezeli şal genç kızın ilgisini çeker. Ve Clara hiç farkına bile
varmadan bir çıkmazın içindedir artık. Üstlendiği sorumluluk O'nu yok
mu edecek, yoksa özgür mü kılacaktır?
Eylül 2011. Eski kumaşları yeniden gün yüzüne çıkarmakla uğraşan Taryn
Michaels, tüm hayatını küçük kızına adayan dul bir annedir. Ta ki uzun
zaman önce çekilen, boynunda kadife çiçekleriyle bezeli bir şalın
olduğunu gösteren bir fotoğraf yerel bir dergide yayımlanana kadar... O
andan itibaren Taryn, geçmişinde bırakmak için savaş verdiği 11 Eylül
saldırılarının korkunç anılarıyla yeniden yüzleşmek zorunda kalır. Hem
eşini kaybettiği, hem de bir yabancının kendisini kurtardığı o günle...
Peki, Taryn bunca zaman yüreğinde ağırlığını taşıdığı soruların yanıtını
bulabilecek midir?
Kadife Çiçekleri Düşerken, farklı dönemlerde yaşamış ve farklı felaketler
atlatmış iki kadının hayatlarındaki verdiği mücadeleyi anlatan duygu
yüklü bir roman...
Romanın en çok hoşuma giden yönlerinden biri de kadife çiçekli şalın, karakterleri bir şekilde birbirine bağlaması... Bir solukta okunabilecek, hem duygusal, hem de sürükleyici bir romandı. Kadife Çiçekleri Düşerken, benim beğendiğim kitaplar arasında yerini aldı...
Keyifli ve güzel bir pazar geçirmeniz dileğiyle, keyifli okumalar...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Görüşleriniz Benim İçin Değerlidir!
Zaman ayırıp, yorum yaptığınız için teşekkür ederim. Yorumlarınız onaylandıktan sonra görüntülenecektir. Reklam ve hakaret içeren yorumları yayınlamıyorum. Düşüncelerinizi bekliyorum...











