31 Temmuz 2018 Salı

Şans Bileziği - Viola Shipman



Merhabalar! Haziranın başından beri buralara hiç uğramamışım ne yazık ki... Sanırım instagramın anlık paylaşım kolaylığına ben de kendimi kaptırdım. Bir de, son dönemde zaman daha hızlı akıyor sanki... 

Bu süreçte okullar kapandı, tatile gittim geldim. Kızım evde olduğu için O'nunla daha fazla birlikte olmaya çalışıyorum. Günlerimiz genellikle dışarıda geçiyor. Akşamları da erken yatınca, doğru dürüst kitap bile okuyamıyorum. Ne yapsam da zamanı kuyruğundan yakalasam bilmiyorum :))

Bugün size harika bir kitap tanıtımıyla geldim. Şans Bileziği, uzun süre alıp almamayı düşündüğüm bir kitaptı. Okumaya başlar başlamaz, iyi ki almışım dedim. 



Kitapta, aynı aileden üç kuşak kadının hikayesini okuyoruz. Lolly şu anda 70'li yaşlarında enerjik, hayat dolu bir kadın. Küçük bir kızken annesinin kendisine verdiği tılsımları bileziğine takmaya başlamış ve ömrü boyunca da tılsım biriktirmeye devam etmiş. Bunu bir aile geleneği haline getirmiş ve her önemli günde kızına ve torununa da birer tılsım hediye etmeye devam etmiş. Kızını ve torununu özlüyor. Arden, Lolly'nin kızı. Ergenliğinden itibaren annesinden ve O'nun çılgınlıklarından utanmış. Yaşadıkları kasabayı ardında bırakıp, kendisine annesinden uzakta bir hayat kurmuş. Hüsranla biten evliliğinden bir kızı var. Ancak, hep kontrollü oluşu hayatın tadını çıkartmasına engel oluyor. Annesinin hediye ettiği şans bileziği hiç ilgisini çekmiyor. Lauren ise, Arden'ın kızı. Tıpkı büyükannesi gibi, şans bileziğini gururla takıyor. Ancak Lauren'ın da pek mutlu olduğunu söyleyemeyiz. Arden'ı kırmak istemediği için üniversitede, sevmediği bir bölümde okuyor. Bir gün Arden ve Lauren, Lolly'nin yaşadığı Lost Land Kasabası'ndan gelen bir telefonla Lolly'i ziyaret etmeye karar veriyorlar. 

Kitabın bundan sonrasını anlatmak istemiyorum. Ama kahramanlarımızın neler yaptığını, özellikle de Lolly'nin tılsımlarının hikayelerini merak ettiyseniz, bu kitabı mutlaka okuyun derim.



ARKA KAPAK

Hayat mucizelerle dolu! Tek yapman gereken onları görmek!

Lolly'nin her doğum gününde annesi ona şans bileziğine takması
için bir tılsım verir. "Anılarımızda yaşadıkları sürece kimse yok olmaz,
ölmez" der.
O günden sonra Lolly için şans bileziği ve ona eklenen her tılsım,
hayatın vazgeçilmez güzelliklerini hatırlatan bir rehbere dönüşür.
Hatıralarına olduğu kadar hayata da tutkuyla bağlı olan yetmiş yaşındaki
Lolly artık anılarının yavaş yavaş kendisini terk etmeye başladığını fark
ettiğinde tüm hikayesini kızı Arden ile torunu Lauren'a anlatmaya
karar verir ve harekete geçer.
Göl kıyısında Lolly'nin yalnız yaşadığı ev, geçmişe yeniden hayat
vermek için en doğru yerdir...



Bu arada yazar, kitapta öyle güzel betimlemeler yapmış ki; kitaba konu olan yarleri sık sık internetten araştırma isteği duydum. Gerçekten de anlatılan yerler harika bir manzaraya sahip. 

Oldukça duygu yüklü bir romandı diyebilirim. Zaman zaman gözlerimin yaşardığını söylemeliyim. Ama aynı zamanda yüzünüzde gülümsemeye neden olacak, huzurlu bir kitap... İnsanda aile ilişkilerini daha sıkı tutma isteği uyandırıyor. Eğer bu tür romanlardan hoşlanıyorsanız, mutlaka okuma listenize ekleyin derim...



Oldukça gecikmiş bir yazı olsa da, bu kitap hakkında bir şeyler yazmadan geçmek istemedim. Bu arada, örgü konusunda biraz maymun iştahlı davrandım galiba... Motifler, 365 gün battaniyesine ait. Oldukça geride kalsam da, örmeye devam ediyorum. Beyaz olan, yazlık hırka, bolero gibi bir şey olacaktı. Ama düşündüğümden devasa bir şey oldu. Ancak sonbaharda giyebilirim. Sanırım pek içime sinmediği için, bitmiş halini bir türlü fotoğraflayamadım. Sarı olan da baharlık bir bluz oluyor. Zaman darlığından o da nasibini aldı ve tamamlanmayı bekliyor. Bu arada birkaç mandala ördüm. Mandala tişört modasına ben de katılmak istedim. Hepsini toparladığımda onunla ilgili de bir post hazırlayacağım inşallah. Tabii yine iki ay sessiz kalmazsam :))

Eh, temmuz ayını da bir yazıyla kapattığıma göre şimdilik benden bu kadar. En kısa zamanda tekrar görüşmek üzere...

7 Haziran 2018 Perşembe

Deniz Feneri Yolu - Debbie Macomber



Merhabalar! Haziran da geldi... Hâlâ birdenbire indiren şiddetli yağmurlarla boğuşsak da, havalar iyice ısındı. Ben de deniiizzz, güneeeeşşş, kuuuummm diye sayıklamaya başladım :))  Deniz kenarında yaşayanlar bu konuda çok şanslılar. Sahile iniverdiler mi, mis gibi deniz havasını içlerine çekiyorlar... Şimdi bunları neden mi yazıyorum? Çünkü son bitirdiğim kitap, Sedir Koyu'nda geçiyor. Karakterler deniz kenarında oturuyor, yürüyor, çaylarını kahvelerini yudumluyor... Tamam tamam, daha fazla deniz özlemimi yazmayacağım :))



Debbie Macomber benim en sevdiğim yazarlardan biridir. Bunun en büyük nedeni de, hayata karşı iyimser bir bakış açısı olmasıdır. Debbie Macomber romanlarını okurken, kitabın sonunda her şeyin yoluna gireceğini bilirsiniz. Bu durum bazı okurların hoşuna gitmeyebilir tabii, ama ben seviyorum. Hayatımın son 15 yılı türlü zorluklar, mücadelelerle geçti. Hem ruhum, hem bedenim yorgun düştü. Artık daha iyimser şeyler okumak, izlemek istiyorum. Bu yüzden de pek çok kitapseverin küçümsediği, bu tarz kitapları tercih ediyorum.

Deniz Feneri Yolu, Sedir Koyu serisinin ilk kitabı. Debbie Macomber severler çoktan okumuştur. Ben de yıllarca kitaplığımda beklettim. Nedense, bu seriye başlayamadım bir türlü... Kitapta, yargıç Olivia ve ailesini,  kütüphaneci Grace ve ailesini, bebeğini kaybettiği için bunalıma giren Cecilia'nın yaşadıklarını okuyorsunuz. Daha önce Gül Limanı Oteli serisini okuduğum için, karakterlerin bazılarıyla tanışmıştım. O yüzden çok zorlanmadım. Olivia'nın annesi, kitaptaki en sevdiğim karakterlerden biri oldu. (Örgüsünü elinden hiç düşürmediği için olabilir mi?) En sevmediğim karakter ise, Olivia'nın müstakbel damadı Warren oldu. Kitabıma genellikle çayım, bazen de örgüm eşlik etti...



ARKA KAPAK

Her kadının bir hikayesi vardır...

Sevgili okur. Henüz beni tanımıyorsun.
Fakat bu durum birazdan değişecek çünkü seni evime,
yaşadığım yere davet ediyor; ailem, arkadaşlarım ve 
komşularımla tanışmanı istiyorum.
Gel hadi, hikayelerimizi öğren, hatta belki sırlarımızı da...

Yolunuzun kesiştiği her insanın az veya çok hayatınıza bir şey
kattığı gerçeğini bilirsiniz. İnsan ilişkileri üzerine özellikle eğilen,
hayatın içinden seçtiği olaylardan yola çıkarak yazdığı
romanlarıyla geniş kitlelerin beğenisini kazanan Debbie
Macomber, bu kez yeni karakterlerin birbirlerine geçmiş
hikayeleriyle karşınıza çıkıyor. Hiç bilmediğiniz ama tanımaktan
büyük keyif alacağınız bu insanların yaşamlarına dahil olurken
kimi zaman sevinecek, kimi zaman üzülecek, şaşırtıcı olaylara 
tanık olurken çoğu zaman heyecanlanacaksınız.




Arka kapakta da anlatıldığı gibi; sıcak, güzel hikayelerle dolu bir kitaptı. Aslında geçen hafta bitti, ama ancak yazma fırsatı bulabildim. Oldukça beğendiğim bir kitap oldu. Hatta seriyi arka arkaya okuyayım dedim, ama belki sıkıcı olur diye vazgeçtim. Hâlâ okumadıysanız ve bu tür kitapları seviyorsanız öneririm. Hepinize keyifli okumalar dilerim...

25 Mayıs 2018 Cuma

Unsuz Şekersiz Browni - Dilara Koçak Tarifi



Merhabalar! Bugün lafı fazla uzatmayı düşünmüyorum. (Becerebilirsem tabii :)) Pazartesi günü tüp mide ameliyatı olalı 8 ay bitiyor. Göğsümü gere gere, bu süre içinde hiç kaçamak yapmadım diyebilirim. Tabii ki misafirim geldi, tabii ki börek çörek, tatlı, pasta yaptım. Zaten evdekiler de zaman zaman bu tür şeyler yemek istiyorlar. Ama ben bu yaptıklarımdan sadece bir çatal tatmakla yetindim. Artık böyle beslenmeye alıştığımı da düşünüyorum. Fakat, ilerisi için alternatif tarifler de arıyorum. Yani ideal kiloma indiğimde, tabii ki ben de böyle şeyler yiyeceğim. Eski hatama düşmemek kaydıyla... Artık sağlıklı alternatifler ve porsiyon kontrolü hayatımın merkezinde...

İşte bu tarifle de böyle tanıştım. Dilara Hanım'ı uzun zamandır takip ederim. Zaman zaman tariflerini de denerim. Evde keçiboynuzu tozum vardı. Daha ameliyat olmadan önce almıştım. Bir türlü kullanmak kısmet olmamıştı. Ameliyattan sonra da bir kez süte karıştırıp içeyim dedim, ama kokusu iyi gelmedi. Bu tarifi gördüğümde denemeyi aklıma koydum. Fakat, özel bir günde denemek istedim. Bu kez misafirlerim, ya da evdekiler için değil; kendim için yaptım. Çünkü bugün benim doğum günüm :) Bu da benim doğum günü pastam :))




Becerebilirsem, aşağıda Dilara Hanım'ın videosunun linkini de vereceğim. Ama,buraya tarifi de yazayım dedim...




MALZEMELER:

2 Yumurta
7 Adet hurma ( benim hurmalarım ramazanda marketlerde satılan küçük hurmalardandı. O yüzden 13 tane kullandım.)
1/2 çay bardağı hindistancevizi yağı ve zeytinyağı karışımı (Ben sadece zeytinyağı kullandım.)
1 çay bardağı keçiboynuzu tozu
1 yemek kaşığı tepeleme kakao
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
5 adet ceviz
Çok az süt

YAPILIŞI:

Benim hurmalarım yumuşaktı, o yüzden sıcak suda bekletmedim. Hurmaların çekirdeklerini çıkartıp, robota attım. Rahat çekilebilmesi için 2, yemek kaşığı kadar süt ekledim. Krem haline gelene kadar robotta çektim. Ayrı bir kapta 2 yumurtayı çırptım. Üzerine yağı ekledim. İri çektiğim cevizleri ve hurmaları da karıştırdıktan sonra, diğer malzemeleri de ekledim. Kek kıvamına gelene kadar çırptım. En küçük boy kare borcama yağlı kağıt serip, karışımı içine döktüm. 170 derece fırında pişirdim.




Benim gibi keçiboynuzu kokusunu sevmiyorsanız da endişelenmeyin. Keki yaparken kokuyu alsanız da; piştikten sonra kakao, keçiboynuzunun kokusunu bastırmış.




Tadı ise bence muhteşem... Üstelik içinde zararlı hiçbir malzeme yok. Rafine şeker ve un kullanılmaması çok hoşuma gitti. 




Keçiboynuzunun yararları ise cabası... Evdekiler de çok beğendiğine göre, bu browni artık benim başucu tariflerimden biri olacak. Bu kadar çok fotoğraf çekmemden ne kadar beğendiğimizi anlamışsınızdır herhalde :))




Ama ne kadar masum olursa olsun, porsiyon kontrolü çok önemli. İşte bu da, benim payıma düşen miktar. Kekin tamamından dokuz dilim çıktı. Benim tabağımda yarım dilim var. Bunu da meyve ara öğünüm yerine yedim. Siz tüp mideli değilseniz, bir dilimi gönül rahatlığıyla yiyebilirsiniz. Ben Dilara Koçak'ın yalancısıyım :))

Eğer Dilara Hanım'ın videosunu izlemek isterseniz, youtube kanalına bir uğrayın derim. İşte bu videonun linki de burada...

Keçiboynuzu tozunu aktarlarda bulabilirsiniz. Sağlıklı beslenmeye özen gösteriyorsanız, bu tadı da deneyin derim...








18 Mayıs 2018 Cuma

Eliptik Bisiklet Aldım



Merhabalar! Buraları gerçekten özlüyorum. Ama sık sık uğrayamıyorum maalesef. Kendimi kurulmuş saat gibi hissediyorum. Tabii, bu durumdan şikayetçi olduğumu düşünmeyin sakın. Çalışırken bile bu kadar düzenli yaşamıyordum ben...

Son dört aydır haftanın üç günü pilatese gidiyordum. Sıkılaşma ve esneklik anlamında çok yararını gördüm. Özellikle de son 13 yılımı morbid obez olarak geçirdikten sonra, yeniden böyle hareketli olabileceğimi rüyamda görsem inanmazdım :)) Ama yaz tatili yaklaştı. Okullar kapanınca, haklı olarak kızım daha çok ilgi bekleyecek benden. Bu yüzden pilatese yaz boyunca ara vermeyi düşünüyorum. Tabii bu, hareketsiz olacağım anlamına gelmiyor. 

Tüp mide ameliyatı olalı sekiz ay bitmek üzere ve ben 47 kiloya yakın bir kilo verdim.  Ameliyat, bana verilmiş altın bir anahtardı. Bu süreçte doktorum ve diyetisyenim ne dediyse, harfiyen uyguladım. Hedef kiloma ulaşmak için hala bir miktar yolum var. Ama çoğu gitti, azı kaldı. Bana söylenen en önemli şeylerden biri de, sporu hayatımın bir parçası haline getirmemdi... Başlangıçta zor da olsa, bunu yapmayı başardım. Pilatese ara versem de, yürüyüşlere devam ediyorum. Sadece yürüyüş yeterli olmayacağı için bir de eliptik bisiklet edindim.



İşte bisikletim bu... Arkadaki dağınıklığın kusuruna bakmayın. Burası, benim küçük, sevimli oturma odam aslında. Ama evdeki herkes eline geçen her şeyi bu odaya atıyor. Hal böyle olunca da, burayı düzenli tutmak biraz güç oluyor :)  Bahaneyle kitaplığımın bir kısmını da göstermiş oldum size... Bu kitapların çoğunu okudum, bir kısmı da okunmayı bekliyor. Bir bu kadar da antredeki kitaplığımda var... Evet, hala kitap okumayı ve örgü örmeyi çok seviyorum. Ama artık, spor yapmayı da seviyorum. Özellikle de bu alet çok hoşuma gitti. Eşim dün A101'den aldı. Aynı, dikiş makinesi maceram gibi bir macera yaşadık yani :)) Dün sabah, saat sekiz buçukta eşimi A101'e yolladım. Yazık, adamcağız bir de oruçluydu. Taşımayı gözüm yese ben giderdim ama, o bile zor getirmiş. Zaten bir tane gelmiş, onu da eşim kapmış:) Tabii, demonte olarak geldi. Ben eşimi bisikletle baş başa bırakıp, teyzeme gittim. Döndüğümde bisikletim kurulmuş, beni bekliyordu. Durur muyum, akşam hemen denedim. Gerçekten zor, ama bir o kadar da eğlenceli. Bu akşam iftara misafirim var. Buna rağmen işimin arasında kaçıp kaçıp, bisiklete bindim. Düşünün, o kadar eğlenceli... Tabii 5 - 10 dakika binip, işime geri döndüm her seferinde. Artık, yarından itibaren her gün 30 dakika binmeye çalışırım. Tabii ilk günlerde o kadar uzun binebilir miyim bilmiyorum...

İşte, benden haberler şimdilik bu kadar. Belki yazımı okuyup, hevese gelen birileri olur. Ne olur, hayatınıza hareketi katın. Ben ettim, siz etmeyin...

5 Mayıs 2018 Cumartesi

Küçük Siyah Elbise - Susan Mcbride


Merhabalar! Umarım hafta sonunuz güzel geçiyordur. Ankara'da havalar çok güzeldi, ancak şu anda gökyüzü simsiyah. Uzaktan gök gürültüsü sesleri geliyor. Sanırım birazdan seller gidecek. Yani, tam kitap okumalık bir hava var... Ben istediğim hızda okuyamıyorum, ama kitaplardan da uzak kalmıyorum neyse ki... (Ve beklenen yağmur, feci bir şekilde geldi...)



Kitabın mistik bir yönü de var. Oldukça sürükleyici ve merak uyandırıcı... Evie artık yaşlanmıtır. Eski günleri hatırlamak için tavan arasına çıkar ve o sihirli siyah elbiseyi bulup, üzerine giyer. O sırada fenalaşır ve hastaneye kaldırılır. Başka bir şehirde yaşayan kızı Toni, bunu duyunca apar topar doğduğu kasabaya döner. Son zamanlarda annesiyle arası pek iyi değildir ve bunu telafi edememekten korkmaktadır. Evie ise, komadayken geçmişi hatırlamaktadır. Evie ve Anna birbirlerinden farklı iki kardeştir. Evie ne kadar akıllı ve oturaklıysa; Anna da o kadar güzel ve ele avuca sığmaz biridir. Babası Anna'yı istemediği biriyle evlendirmek istemektedir. Anna, önceleri bu duruma razıymış gibi görünür. Düğünden bir gün önce, iki kardeş alışverişe çıkar. Dükkanın birinde çok güzel siyah bir elbise görürler. Dükkandaki çingene kadın, bu elbisenin çok özel olduğunu ve giyenin, kaderini gördüğünü söyler. Evie korkar ve gitmek ister, ama Anna elbiseyi alır. Ertesi gün ise, bu evliliği yapamayacağını söyleyerek ortadan kaybolur. İşte her şey böyle başlar...

ARKA KAPAK

Bu küçük siyah elbiseyle ilgili bu kadar büyüleyici olan şey nedir?

Annemin apar topar hastaneye kaldırılmasından önce üzerine bu
elbiseyi giymesinin bir sebebi olmalı. Hele ki, şimdi Blue Hills'e 
dönmüş ve teyzemle ilgili annemin yıllardır benden sakladığı şeyleri
öğrenmişken bu işin peşini kolay kolay bırakamam.
Yıllar önce iki kız kardeşin arasını açan, insanlara hiç ummadıkları anlarda 
yepyeni yollar sunan ve ailemizin kadınlarını garip bir kaderle birbirine
bağlayan şey bu siyah elbise olabilir mi?

Gerçekleri öğrenmem için önce onu giymem gerek...


"Minik siyah bir elbisesi olmayan kadının geleceği de yoktur."
                                                                                 Coco Chanel




Bu, Susan Mcbride'ın okuduğum ikinci kitabı. Diğeri de Kızılderili ve Çingene idi. O da mistik bir hava taşıyordu ve çok beğenmiştim. Fikirlerimi merak ederseniz, buradan okuyabilirsiniz...   

Küçük Siyah Elbiseyi de severek okudum. Keşke Susan Mcbridge'ın başka kitapları da Türkçe'ye çevrilse... Polisiye ile fazla aram yok, ama biraz gizem de keyifli oluyor hani...

Ben her seferinde dediğim gibi, daha çok kitap okuyabilmeyi dileyerek izninizi istiyorum. En kısa zamanda görüşmek üzere...


Görüşleriniz Benim İçin Değerlidir!

Zaman ayırıp, yorum yaptığınız için teşekkür ederim. Yorumlarınız onaylandıktan sonra görüntülenecektir. Reklam ve hakaret içeren yorumları yayınlamıyorum. Düşüncelerinizi bekliyorum...