8 Ekim 2018 Pazartesi

Biraz Sohbet Edelim mi?



Merhabalar! Nasılsınız? Ben iyiyim. Buraya çok seyrek gelmeye başladım. Bugün biraz bundan söz edip, içimi dökmek istiyorum. Haydi karşılıklı birer kahve içip, sohbet edelim.



Bu bloğu açarken niyetim, kendim için elektronik bir günlük oluşturmaktı. Zor zamanlardı. Kayınvalidemin kalçası kırılmıştı ve neredeyse yatalaktı. O'na ben bakıyordum ve bu yüzden evden çıkamıyordum. Düzenli olarak blog okuyordum. Bir süre sonra ben de blog yazmaya cesaret ettim. Sevdiğim her şeyi burada paylaşmaya başladım. Uzun zamandır blog yazan arkadaşlarım bana kucak açtılar.  Çok güzel dostluklar kurdum. Hatta bazı blog yazarlarıyla telefonlaşmaya, mesajlaşmaya başladık. Diğer platformlarda da takipleşiyoruz. 

Buraların benim için ayrı bir önemi oldu. Fakat son zamanlarda bir şey dikkatimi çekti. İstatistiklere baktığım zaman hep aynı yazılarımın okunduğunu fark ettim. İnsanlar genellikle gelip, en popüler yazıları okuyup, gidiyorlar. Sizde de böyle mi oluyor? Yoksa ben bir yerlerde hata mı yapıyorum?

Evet başlangıçta buraya günlük mantığında yazıyordum. Ama şimdi o amaç için instagram var. Burası özen istiyor, zaman istiyor. Yazılarımın okunmadığını görünce, neden uğraşayım ki diyorum. Alışkanlıkla fotoğraflar çekiyorum, sonra o fotoğrafları telefonda ya da bilgisayarda unutuyorum. 

Bu yazım birçok kişinin ilgisini çekmeyecek biliyorum. Çoğumuzun blog okumadığının da farkındayım. Ama bu, genel bir sorun mu; yoksa ben bir yerlerde hata mı yapıyorum merak ettim.

Yeniden motive olup, yazmak istiyorum. Bazen popüler yazıları kaldırmayı bile düşünüyorum :)) Belki de inadına yazmalı... Daha çok yazmalı...

Başınızı ağrıttıysam kusura bakmayın, yine görüşmek üzere...


18 Eylül 2018 Salı

Gelincik ile Serçe - Kristy Cambron


Merhabalar! Dün okullar açıldı, bütün öğrenci ve öğretmenlerimize hayırlı olsun. Bu yıl kızım 8.sınıfa gidiyor. Yani hayatımızın dönüm noktalarından birini yaşayacağız. Bakalım zaman bize ne gösterecek...

Ben bloğumu çok özledim. Daha çok yazmak, daha çok okumak istiyorum. Elimden geldiğince buralardan kopmamaya çalışıyorum. Ama eskisi gibi de olmadığı kesin. Bu kitabı da bitireli epey oldu. Hatta, buraya yazacağım diye instagramda da paylaşmadım. Artık çalışma zamanı...

Gelincik ile Serçe, Arkadya Yayınlarının instagram çekilişinden kazandığım dört kitaptan birisiydi. Çok merak ediyordum fakat, savaş dönemine ait bir kitap olduğundan okumakta çekimserdim. Daha önce iyimser kitapları okumayı sevdiğimden söz etmiştim sanırım. Ama yine de kendimi çekilişe katılmaktan alıkoyamadım :) İyi ki de öyle yapmışım. Yalnız, önce Kelebek ile Kemanı okumanızı öneririm. Çünkü serinin ilk kitabı oymuş. Benim gibi, önce bunu okusanız da olur tabii; ama ben ilk fırsatta Kelebek ile Kemanı da okumak istiyorum. Çünkü, Sera ile William'ın hikayelerinin başını merak ettim.

Bu kitap da, iki ayrı zamanda geçiyor. Ancak yine kahramanlarımız bir şekilde birbirleriyle bağlantılı. Sizi bilmem ama, ben böyle kitapları çok seviyorum.



Bir yandan Sera ve William'ın düğün günlerinde yaşanan talihsizliği, Sera'nın bu durum karşısındaki tutumunu ve sanat galerisini bu şehre taşıma çabalarını; diğer yandan William'ın düştüğü durumdan kurtulmaya çalışırken, Sera ile birlikte evliliklerini ayakta tutma gayretlerini okuyacağız. Tabii hikayenin bir de 2. Dünya Savaşı ayağı var... Burada da Kaja'nın ailesiyle ilişkisini, Prag, Londra ve toplama kampında yaşadıklarını ve tabii büyük aşkını okuyacağız. Spolier vermemek adına kitabı çok fazla anlatamıyorum maalesef...



ARKA KAPAK

Belki de umut küçük bir serçenin kanadındadır...

Yeni sanat galerisinin açılışı ve bir peri masalını aratmayan
düğününün ardından Sera James, büyüleyici bir hayat sürmeye başlar.
Ancak William Hanover'ın işlemediği bir suç yüzünden 
tutuklanmasıyla peri masalı bir kâbusa dönüşür. Sera ile William 
korku ve endişe savaşını verirken, Sera aşık olduğu adamın gerçekte
kim olduğunu sorgulayacak, aradığı yanıtları ise geçmişte bulacaktır.

Kaja Makovsky, 1939 yılında yarı Yahudi ailesini geride bırakarak
Nazi işgali altında olan Prag'dan kaçmak zorunda kalır. Üç sene sonra
İngiltere'de artık bir gazetede çalışan Kaja, Nazilerin Londra'yı 
bombalamasının ardından Manş Denizi'nin karşı tarafında yaşanan 
korkunç olayları keşfeder. Bölgede binlerce Yahudi'nin katledildiğini
öğrendiğinde ailesini kurtarmak için hayatını riske atarak vatanım
dediği şehre geri dönmeye karar verir. Ancak şeyten boş durmayıp
onun planlarını bozar ve Kaja kendini korkularının merkezinde,
Terezin Toplama Kampı'nda bulur...

Umuda ve hayata tutunma hikayesinde Sera ve Kaja, yüreklerini saran
inanca tutunacak ve sevdiklerini korumak uğruna sonuna kadar
savaşacaklardır. Bu, geleceklerini yok saymak anlamına gelse bile...

Kelebek ile Keman'la gönlümüzde yer edinen Kristy Cambron, bu kez
Gelincik ile Serçe'yle savaşın karanlık yüzünün çocuklardaki etkisini,
kötü bildiklerimizin de içinde iyilik taşıyabileceğini yürek burkan bir
dille anlatıyor...


Ben kitabımı bazen çay, bazen kahve içerek, bazen yatmadan önce, bazen sabahın köründe evdekiler uyurken, bazen dışarıda, bazen kalmaya gittiğim yerlerde okudum.



Kısacası yaz tatilinde olduğumuz için boş zamanlarımı sevdiklerimle geçirmeye çalıştım ve kitap okumak için kısıtlı zaman bulabildim. O yüzden bitirmem de, buraya yazmam da gecikti tabii. Ama her sayfasını keyifle okudum.


Özellikle de Kaja'nın hikayesini daha bir merakla okudum. Muhtemelen, henüz ilk kitabı okumadığım için diye düşünüyorum. Eğer bu tür kitapları seviyorsanız hiç durmayın, hemen okumaya başlayın derim. Tabii hala okumadıysanız...

3 Eylül 2018 Pazartesi

Ben de Mandala Tişört Modasına Uydum



Merhabalar! Eylül gelmesine rağmen Ankara'da hava çoook sıcak. Gerçi yazın son günlerinde sıcaktan şikayet etmek ne kadar akıllıca olur bilemiyorum. Sonra yaz gelsin diye dört gözle bekliyoruz :))

Bu yaz çok hareketli geçti, evde pek durmadım. Belki de bu yüzden, zaman su gibi akıp gitti... Bu yıl çoğu örgü sever (daha doğrusu motif sever) illa ki mandala ördü. Onu da tişörte, çantaya ya da pantolona dikti. Ben de kusur kalır mıyım? Tabii ki hayır.

Önce evde kalan bebe yünleriyle bir tane kendime ördüm. Çünkü renk renk pamuklu ipim yoktu ve böyle küçük bir şey için evdeki ip yığınıma yenilerini eklemek istemedim. Bebe yünü olduğu için biraz büyükçe oldu, ama ben çok sevdim. Yaz boyunca da bol bol giydim.




Bluzumu kızım ve yeğenim çok beğendiler. Kız kardeşim de beğenenler kervanına katılınca, yeni ip almak farz oldu. Hepsi bu renklerden isteyince, en yakın renkleri bulmaya çalıştım. O yüzden bazı renkler Alize Diva, bazıları kartopu oldu. 

Belli bir şablonu takip ettiğimi söyleyemem. İnternette bulduğum motiflerin beğendiğim bölümlerini göz kararı ördüm. Belki siz de örmek istersiniz diye yakından fotoğrafladım.





Eh, örerken de bol bol çay keyfi yaptım tabii...




Fotoğraf çekmelere doyamadım :))




Üstteki fotoğraf da kızımın tişörtü. Anne kız birlikte giyip sokağa çıktığımızda bayağı ilgi çekiyoruz :))


Ve bu da kız kardeşiminki... Yeğenimin fotoğrafını çekmemişiz. Siz, aynısından bir tane daha düşünün :)


Renk renk iplerle uğraşmak ve bu motifleri örmek gerçekten çok zevkli. Kızım başka bir tişört için bir tane daha istiyor. Bu yaz mandalada seri üretim yapıyorum :)

Biz tişörtlerimizi severek giyiyoruz. Eğer hala örmediyseniz geç kalmış sayılmazsınız. Malum mevsimler kaydı, bu yıl kolay kolay kış gelmez. Hatta kalın iple örüp, kazaklarınıza bile dikebilirsiniz. Öreceklere kolay gelsin...




  

31 Temmuz 2018 Salı

Şans Bileziği - Viola Shipman



Merhabalar! Haziranın başından beri buralara hiç uğramamışım ne yazık ki... Sanırım instagramın anlık paylaşım kolaylığına ben de kendimi kaptırdım. Bir de, son dönemde zaman daha hızlı akıyor sanki... 

Bu süreçte okullar kapandı, tatile gittim geldim. Kızım evde olduğu için O'nunla daha fazla birlikte olmaya çalışıyorum. Günlerimiz genellikle dışarıda geçiyor. Akşamları da erken yatınca, doğru dürüst kitap bile okuyamıyorum. Ne yapsam da zamanı kuyruğundan yakalasam bilmiyorum :))

Bugün size harika bir kitap tanıtımıyla geldim. Şans Bileziği, uzun süre alıp almamayı düşündüğüm bir kitaptı. Okumaya başlar başlamaz, iyi ki almışım dedim. 



Kitapta, aynı aileden üç kuşak kadının hikayesini okuyoruz. Lolly şu anda 70'li yaşlarında enerjik, hayat dolu bir kadın. Küçük bir kızken annesinin kendisine verdiği tılsımları bileziğine takmaya başlamış ve ömrü boyunca da tılsım biriktirmeye devam etmiş. Bunu bir aile geleneği haline getirmiş ve her önemli günde kızına ve torununa da birer tılsım hediye etmeye devam etmiş. Kızını ve torununu özlüyor. Arden, Lolly'nin kızı. Ergenliğinden itibaren annesinden ve O'nun çılgınlıklarından utanmış. Yaşadıkları kasabayı ardında bırakıp, kendisine annesinden uzakta bir hayat kurmuş. Hüsranla biten evliliğinden bir kızı var. Ancak, hep kontrollü oluşu hayatın tadını çıkartmasına engel oluyor. Annesinin hediye ettiği şans bileziği hiç ilgisini çekmiyor. Lauren ise, Arden'ın kızı. Tıpkı büyükannesi gibi, şans bileziğini gururla takıyor. Ancak Lauren'ın da pek mutlu olduğunu söyleyemeyiz. Arden'ı kırmak istemediği için üniversitede, sevmediği bir bölümde okuyor. Bir gün Arden ve Lauren, Lolly'nin yaşadığı Lost Land Kasabası'ndan gelen bir telefonla Lolly'i ziyaret etmeye karar veriyorlar. 

Kitabın bundan sonrasını anlatmak istemiyorum. Ama kahramanlarımızın neler yaptığını, özellikle de Lolly'nin tılsımlarının hikayelerini merak ettiyseniz, bu kitabı mutlaka okuyun derim.



ARKA KAPAK

Hayat mucizelerle dolu! Tek yapman gereken onları görmek!

Lolly'nin her doğum gününde annesi ona şans bileziğine takması
için bir tılsım verir. "Anılarımızda yaşadıkları sürece kimse yok olmaz,
ölmez" der.
O günden sonra Lolly için şans bileziği ve ona eklenen her tılsım,
hayatın vazgeçilmez güzelliklerini hatırlatan bir rehbere dönüşür.
Hatıralarına olduğu kadar hayata da tutkuyla bağlı olan yetmiş yaşındaki
Lolly artık anılarının yavaş yavaş kendisini terk etmeye başladığını fark
ettiğinde tüm hikayesini kızı Arden ile torunu Lauren'a anlatmaya
karar verir ve harekete geçer.
Göl kıyısında Lolly'nin yalnız yaşadığı ev, geçmişe yeniden hayat
vermek için en doğru yerdir...



Bu arada yazar, kitapta öyle güzel betimlemeler yapmış ki; kitaba konu olan yarleri sık sık internetten araştırma isteği duydum. Gerçekten de anlatılan yerler harika bir manzaraya sahip. 

Oldukça duygu yüklü bir romandı diyebilirim. Zaman zaman gözlerimin yaşardığını söylemeliyim. Ama aynı zamanda yüzünüzde gülümsemeye neden olacak, huzurlu bir kitap... İnsanda aile ilişkilerini daha sıkı tutma isteği uyandırıyor. Eğer bu tür romanlardan hoşlanıyorsanız, mutlaka okuma listenize ekleyin derim...



Oldukça gecikmiş bir yazı olsa da, bu kitap hakkında bir şeyler yazmadan geçmek istemedim. Bu arada, örgü konusunda biraz maymun iştahlı davrandım galiba... Motifler, 365 gün battaniyesine ait. Oldukça geride kalsam da, örmeye devam ediyorum. Beyaz olan, yazlık hırka, bolero gibi bir şey olacaktı. Ama düşündüğümden devasa bir şey oldu. Ancak sonbaharda giyebilirim. Sanırım pek içime sinmediği için, bitmiş halini bir türlü fotoğraflayamadım. Sarı olan da baharlık bir bluz oluyor. Zaman darlığından o da nasibini aldı ve tamamlanmayı bekliyor. Bu arada birkaç mandala ördüm. Mandala tişört modasına ben de katılmak istedim. Hepsini toparladığımda onunla ilgili de bir post hazırlayacağım inşallah. Tabii yine iki ay sessiz kalmazsam :))

Eh, temmuz ayını da bir yazıyla kapattığıma göre şimdilik benden bu kadar. En kısa zamanda tekrar görüşmek üzere...

7 Haziran 2018 Perşembe

Deniz Feneri Yolu - Debbie Macomber



Merhabalar! Haziran da geldi... Hâlâ birdenbire indiren şiddetli yağmurlarla boğuşsak da, havalar iyice ısındı. Ben de deniiizzz, güneeeeşşş, kuuuummm diye sayıklamaya başladım :))  Deniz kenarında yaşayanlar bu konuda çok şanslılar. Sahile iniverdiler mi, mis gibi deniz havasını içlerine çekiyorlar... Şimdi bunları neden mi yazıyorum? Çünkü son bitirdiğim kitap, Sedir Koyu'nda geçiyor. Karakterler deniz kenarında oturuyor, yürüyor, çaylarını kahvelerini yudumluyor... Tamam tamam, daha fazla deniz özlemimi yazmayacağım :))



Debbie Macomber benim en sevdiğim yazarlardan biridir. Bunun en büyük nedeni de, hayata karşı iyimser bir bakış açısı olmasıdır. Debbie Macomber romanlarını okurken, kitabın sonunda her şeyin yoluna gireceğini bilirsiniz. Bu durum bazı okurların hoşuna gitmeyebilir tabii, ama ben seviyorum. Hayatımın son 15 yılı türlü zorluklar, mücadelelerle geçti. Hem ruhum, hem bedenim yorgun düştü. Artık daha iyimser şeyler okumak, izlemek istiyorum. Bu yüzden de pek çok kitapseverin küçümsediği, bu tarz kitapları tercih ediyorum.

Deniz Feneri Yolu, Sedir Koyu serisinin ilk kitabı. Debbie Macomber severler çoktan okumuştur. Ben de yıllarca kitaplığımda beklettim. Nedense, bu seriye başlayamadım bir türlü... Kitapta, yargıç Olivia ve ailesini,  kütüphaneci Grace ve ailesini, bebeğini kaybettiği için bunalıma giren Cecilia'nın yaşadıklarını okuyorsunuz. Daha önce Gül Limanı Oteli serisini okuduğum için, karakterlerin bazılarıyla tanışmıştım. O yüzden çok zorlanmadım. Olivia'nın annesi, kitaptaki en sevdiğim karakterlerden biri oldu. (Örgüsünü elinden hiç düşürmediği için olabilir mi?) En sevmediğim karakter ise, Olivia'nın müstakbel damadı Warren oldu. Kitabıma genellikle çayım, bazen de örgüm eşlik etti...



ARKA KAPAK

Her kadının bir hikayesi vardır...

Sevgili okur. Henüz beni tanımıyorsun.
Fakat bu durum birazdan değişecek çünkü seni evime,
yaşadığım yere davet ediyor; ailem, arkadaşlarım ve 
komşularımla tanışmanı istiyorum.
Gel hadi, hikayelerimizi öğren, hatta belki sırlarımızı da...

Yolunuzun kesiştiği her insanın az veya çok hayatınıza bir şey
kattığı gerçeğini bilirsiniz. İnsan ilişkileri üzerine özellikle eğilen,
hayatın içinden seçtiği olaylardan yola çıkarak yazdığı
romanlarıyla geniş kitlelerin beğenisini kazanan Debbie
Macomber, bu kez yeni karakterlerin birbirlerine geçmiş
hikayeleriyle karşınıza çıkıyor. Hiç bilmediğiniz ama tanımaktan
büyük keyif alacağınız bu insanların yaşamlarına dahil olurken
kimi zaman sevinecek, kimi zaman üzülecek, şaşırtıcı olaylara 
tanık olurken çoğu zaman heyecanlanacaksınız.




Arka kapakta da anlatıldığı gibi; sıcak, güzel hikayelerle dolu bir kitaptı. Aslında geçen hafta bitti, ama ancak yazma fırsatı bulabildim. Oldukça beğendiğim bir kitap oldu. Hatta seriyi arka arkaya okuyayım dedim, ama belki sıkıcı olur diye vazgeçtim. Hâlâ okumadıysanız ve bu tür kitapları seviyorsanız öneririm. Hepinize keyifli okumalar dilerim...

Görüşleriniz Benim İçin Değerlidir!

Zaman ayırıp, yorum yaptığınız için teşekkür ederim. Yorumlarınız onaylandıktan sonra görüntülenecektir. Reklam ve hakaret içeren yorumları yayınlamıyorum. Düşüncelerinizi bekliyorum...