19 Şubat 2017 Pazar

Umuda Uyanmak - Cordelia Strube


Merhabalar! Umarım hafta sonunuz güzel geçiyordur. Bugün size geçen gün bitirdiğim bir kitaptan söz etmek istiyorum. Yılbaşında instagramda pek çok kitap çekilişi yapılmıştı. Ben de bazılarına katılmış ve kazanmıştım. Çok hızlı okuyamadığım için, kitapları okudukça paylaşmaya çalışıyorum. Bunlardan bir tanesi de, Kanes Yayınları'nın düzenlediği çekilişten kazandığım Umuda Uyanmak adlı kitaptı. Kanes Yayınları'na tekrar teşekkür ediyorum.



Umuda Uyanmak, son zamanlarda okuduğum en değişik kitaplardandı. Benden kaynaklı bazı nedenlerden dolayı, elimde bayağı süründü. Bu 500 sayfalık kitabı merak etmeme rağmen, ancak bitirebildim. Ama bunda kitabın bir suçu yoktu.

Kitap, Kanada'nın kenar mahallelerinden birinde geçiyor. Bu nedenle oldukça argo kelime var. 11 yaşındaki Harriet çok sıkıntılı bir hayat yaşıyor. 5 yaşındaki kardeşi Irwin'in doğuştan gelen bir rahatsızlığı var. Bu yüzden annesi sürekli Irwin'le ilgileniyor. Harriet bu duruma çok içerliyor. Kendisini, yaptığı korkunç resimlerle ifade etmeye çalışıyor. Ama bu durum işleri daha da karıştırıyor. Annesi ve babası Irwin'in hastalığı yüzünden boşanmış. Babası başka bir kadınla evlenmiş. Uma adındaki bu kadınla çocuk sahibi olmaya çalışıyorlar. Bisiklete binmek de babası için tutku haline gelmiş. Harriet'e ayıracak zamanı yok. Annesi ise, sevgilisiyle birlikte yaşıyor. Üstelik Gennedy, Harriet'ı hiç sevmiyor. Irwin Harriet'e çok düşkün, ancak Harriet Irwin'in ölmesini istiyor. Zaten herkes İrwin'in yakında öleceğini konuşurken; O'nu yaşatmaya çalışmanın bir anlamı olmadığını düşünüyor. Harriet bir gün evden kaçmayı planlıyor. Bunun için de, para karşılığında apartmanda yaşayan yaşlıların getir götür işlerini yapıyor.



Harriet, gerçekten yaşına göre çok olgun bir çocuk. Kitabı okurken O'nun daha düzgün bir ortamda nasıl da farklı olabileceğini düşündüm. Irwin'in durumu çok zor. Ancak, kitap boyunca Harriet'e daha çok üzülüyorsunuz. Üstelik, kitabın ortalarında şoke edici bir olay yaşanıyor. Ben burayı okurken kalakaldım. Hiç beklemediğim bir şeydi. Daha fazla anlatmak istemiyorum. Merak edenler, okusun diyorum...


ARKA KAPAK

Irwin 5 yaşında. Puding yemesi yasak. Hayatta sevdiği tek şey 
ablası.
Harriet 11 yaşında. Sarı bukleleri var. Hayatta istediği tek şey kardeşinin ölmesi.
Akıl almaz hayal gücüyle yaptığı resimler ve hayata karşı sıra-
dışı bakış açısıyla Harriet'ın dünyasına adım attığınızda, kendinizi
hayatın tüm zorluklarına rağmen umudun asla tükenmediği, yaşa-
mak için her zaman bir sebebin olduğu bir yolculuğun içinde bula-
caksınız. Bu iki kardeşin bazen nefret bazen de sevgi dolu öyküsü,
yaşamın ta içinden okurun kalbine uzanıyor ve orada iz bırakıyor.

********

Babası dönünceye kadar saatler geçmiş gibi geldi. Harriet ejder-
ha resmini yapmaya isteksizdi. Babası menekşe rengi kapıya yaslandı 
ve resme dikkatle baktı. "Vay canına. Alevleri sevdim." 
"Alev püskürtüyor çünkü o mutlu bir ejderha." diye açıkladı 
Harriet. "Mutsuz ejderhalar alev püskürtemez."

********

"Kanada'nın yeni Alice Munro'su" - Toronto Star

"Strube'nin her şeye rağmen yaşamak için bir sebep olduğunu
gösteren mucizevi anlatımı bu kitabı okuyan herkesin kalbinde umut
tohumları yeşertiyor." - National Post 




Kitabın kapağı ve adı insanda cıvıl cıvıl bir his uyandırıyor. Ancak öyle değil. Kitabı okurken kendinizi üzülmeye ve düşünmeye hazırlayın. Ama hayatta her zaman umut etmek gerektiğini de hatırlayın. Ben zaman zaman Harriet'i düşünüyorum. Hafızama kazınan kitaplardan biri oldu...


Bu arada, bir taraftan da her gün bir motif örmeyi ihmal etmiyorum. Bittiğinde bana yelek olacak. Tabii kilo çok olunca, epey motif örmem gerekiyor :) Hepinize güzel bir hafta sonu diliyorum...

15 Şubat 2017 Çarşamba

Oğmaç Çorbası


Merhabalar! Ankara üç gündür çok soğuk. Ama bugün daha da soğuk. Sabahtan beri de kar atıştırıyor. Aheste aheste, tam seyretmelik yağıyor. Pek tutacağını sanmıyorum. 

Hava çok soğuk demiştim ya; ben de akşam için çorba yapayım dedim. Oğmaç çorbası, çocukluğumdan beri annemin sık sık yaptığı bir çorbadır. Şimdi eşim ve kızım da severek içiyorlar. Omaç diyen de, ovmaç diyen de; bizim gibi oğmaç diyen de var. Pek çok yörede farklı şekillerde yapılıyor. Ben internette dolaştığımda; genellikle hamur yapıldıktan sonra açılıp, kesilerek yapılan tarifleri gördüm. Bizimki böyle değil. Aslında çok daha pratik.

Bir tabağa tepeleme 5 - 6 kaşık un koyun. Üzerine damla damla su akıtırken, bir taraftan da elinizle unu ufalayın. Un aşağıdaki gibi yarı topaklaşıp, yarı bulgurumsu bir görüntü alana kadar bu işleme devam edin. Dilerseniz topakları daha küçük yapabilirsiniz...


Sonra tencerenize biraz zeytinyağı, biraz tereyağı koyun. Miktar size kalmış. Bir yemek kaşığı salça ya da bir adet domates rendesi koyup, kavurun. Utanç verici ama, evde salça kalmamış. Yedeğim var sanıyordum, nasıl gözümden kaçmış bilmem :) O yüzden ben sadece yazdan yaptığım domates konservesinden kullandım. Tarifini burada bulabilirsiniz. Daha sonra tencerenizin büyüklüğüne göre 10 - 12 bardak su ( et ya da tavuk suyu daha iyi olur) ekleyin. Su kaynadıktan sonra, tabaktaki hamurları elinizle ufalayarak tencereye dökerken, bir taraftan da karıştırın. Çünkü karıştırmazsanız, hamurlar dibe çöküp yapışabilir. Nane, tuz ve dilediğiniz baharatları ekleyin. 15 - 20 dakika kadar pişirin.


Ben naneyi yağda yakmayı çok sağlıklı bulmuyorum. O yüzden pişerken ekliyorum. Ama siz diğer türlü seviyorsanız, öyle yapın. 


Bu soğuk kış günlerinde size farklı bir seçenek sunmak istedim. Bilenlere de hatırlatayım dedim.  Denemek isterseniz kolay gelsin...

28 Ocak 2017 Cumartesi

Açıklamalı Boncuklu Mor Boyunluk


Merhabalar! Bugünlerde Ankara yine çok soğuk. Ben de yaklaşık 10 gündür griple boğuşuyorum. Bu yıl bir hastalandım, tam hastalandım... Yayınlarım da aksadı bayağı. Bu boyunluğu öreli epey oldu. Hatta instagramda paylaşmıştım. Burada yayınlamaya fırsatım olmadı. 

Kızımın eski bir atkısı vardı. Yıllardır kullanılmaktan iyice uzayıp, incelmişti. Onu söktüm ve ipi iki kat yaptım. Renk renk boncuk dizdim. 7 numara misinalı şişe 76 ilmek attım. 2 ters, 2 düz olarak 96 cm ördüm.


Örgüyü gevşek olarak bitirdim. Kazak boğazı gibi, sıcak tutan bir boyunluk oldu. 

 



Soğuk kış günleri için sizlere bir fikir olur umarım. Denemek isteyenlere kolay gelsin...

19 Ocak 2017 Perşembe

Açıklamalı Çiçekli Kırmızı Boyunluk ve Parmaksız Eldiven


Merhabalar! Yine arayı açtım değil mi? Yılbaşında kayınvalidem geldi. Beni takip edenler bilir; kendisi 86 yaşında, kalçasında platin olduğu için yarı yatalak. Şimdi bir de demans, yani bunama başladı. Bizi bayağı zorluyor. O yüzden bloğa fazla vakit ayıramıyorum. Ancak sizleri instagram ve facebooktan takip etmeye çalışıyorum. Tabii örgü örmeyi ve kitap okumayı bırakmadım. Ama burası benim can simidim. Kendime zaman yaratmaya ve yazacak güç bulmaya çalışacağım. 

Aslında bu boyunluk ve eldivenleri aralık ayının sonunda ördüm. Burada paylaşmak için şimdi fırsat bulabildim. Daha önce de aynı ipten kızıma bir bere örmüştüm. Hatırlamak isteyenler buraya bakabilirler. Bunlar da bereye takım oldu...




Boyunluğu, 7 numara misinalı şişle 56 ilmek atıp, kestiğim sıra dahil 30 sıra boyunca 2 ters, 2 düz lastik ördüm. Kesme işlemini biraz gevşek yaptım. Bu kısım alta getiriliyor. Boyunluk, 12 yaş için uygun oldu. Ama 10 - 14 yaş aralığı da kullanabilir. Ben çocuklar için böyle kazak boğazı gibi, saran boyunlukları daha uygun buluyorum.



Eldivenleri de 7 numara normal şişle ördüm. 20 ilmek attım. Siz çocuğunuzun elinin büyüklüğüne göre ilmek sayısını artırabilirsiniz. Yine kestiğim sıra dahil, 30 sıra çift lastik ördüm. Tabii bu uzunluk da size kalmış. Daha kısa yapabilirsiniz. En doğrusu ölçe ölçe yapmak... Örme işlemi bittikten sonra, baş parmak için boşluk bırakarak gizli dikişle dikin. Ben parmak yerini belirlemek istedim. Delik boyunca 3 sıra sık iğne yaptım. 

İp kalın ve yeterince gösterişli olduğu için böyle basit bir model seçtim. Soğuk kış günlerinde kızım severek kullanıyor. Denemek isteyenlere kolay gelsin... 

9 Ocak 2017 Pazartesi

Hayallerimin Kitapçısı - Petra Hartlieb


Merhabalar! Her yerde kar var. Ankara'da da yağdı, ama çok tutmadı. Şu anda hava buz gibi... Böyle havalarda yapılacak en güzel şey evde oturup, örgü örmek ve kitap okumak... Tabii dışarıda işi olanlar için zor... Onlara da kolay gelsin diyorum. Ben çalışırken hep bugünlerin hayalini kurardım. Çok şükür, istediğim oldu. Darısı diğer isteyenlerin başına...


Hayallerimin Kitapçısı, öncelikle adıyla dikkatimi çekmişti. Sonra gerçek bir öykünün romanı olduğunu öğrenince, kitabı almaya karar verdim. 200 sayfalık bir kitap olduğu için de yılbaşından önce okur, bitiririm diye araya sıkıştırdım. Ama istediğim hızda okuyamayınca yeni yıla sarktı. Kitapları ve kitapçıları seviyorsanız, bu kitaptan da hoşlanırsınız. Tabii Avrupalı bir yazar olarak, başlangıçta dili alıştığımdan biraz farklı geldi. Ama sonra sevdim. Bazı yerlerde, çok göze batmayan basım hataları vardı. Yazar, kitabı sanki sizinle sohbet ediyormuş gibi yazmış. Bazen şimdiki zamanı anlatırken; bazen geçmiş zamana dönüyor. Bu geçişlerde biraz sorun vardı bence. Ama dediğim gibi, bir süre sonra yazarın diline alışıyorsunuz.

Kitap Petra Hartlier'ın eşiyle birlikte, iş olsun diye Viyana'da satılık bir kitapçıya talip olmalarını anlatıyor. Aslında hiç sahip olmadıkları bir parayı teklif ediyorlar. Kendileri Hamburg'da yaşamalarına rağmen, kitapçı üzerlerine kalıyor.  Bu andan sonraki panikleri, parayı bulma çabaları, taşınma ve yaşantılarını yeni düzene uydurmaya çalışmaları anlatılıyor. Bu aşamadaki ve kitapçıyı çalıştırmaya başladıktan sonraki zorlukları keyifle okuyorsunuz. Aslında bu süreçte bizim gidip gezdiğimiz, alışveriş yaptığımız yerlerin nasıl zorluklarla ayakta kaldığını da düşünüyorsunuz. Kitabın konusu genel hatlarıyla böyle...

ARKA KAPAK 

Bir kadın, bir aile, bir kitapçı ve gerçeğe dönüşen hayaller...
Edebiyat eleştirmeni Petra Hartlieb, harabeye dönmüş bir "kitapçı" satın alınca, bütün ailesinin hayatı bir anda değişir...

Kitapçıyı tamir ederken dostluğu, aşkı ve aileyi yeniden keşfeden Petra, küçük şeylerle yetinmenin önemini bir kez daha anlayacak ve hayallerini gerçekleştirmek için çok çalışacaktır.

Zamanla mahallenin buluşma mekanına dönüşen kitapçının sahibi Petra Hartlieb, sessiz sedasız kaybolan mahalle yaşamının kitapçılarını ve küçük dükkanlarını anlatıyor bu gerçek öyküde...

Hayallerimin Kitapçısı, hayallerin bir gün gerçekleşebileceği ümidini aşılayan sıcacık bir roman.

"Biraz gözü karalık, biraz Polyannacılık ile bir harabeyi bir kitapçıya dönüştüren kadının hikayesi! Muteşem!" Der Spiegel

"Kitap okumayı seven sevmeyen herkes bu kitaba ve bu kitapçıya bayılacak!" S.F.Journal




İnternette kitabın yazarını araştırırken bir videoya rastladım. İzlediğimde çok şaşırdım. Çünkü kitabı okurken karakterleri ve kitapçıyı gözümde canlandırmıştım. Video, Almanca seslendirilmiş. Ne anlattığını tam olarak anlayamadım. Ancak, sanırım kitabın tanıtım videosu. Petra Hartlieb, eşi, çocukları ve kitapçı tam da gözümde canlandırdığım gibi. Bu da yazarın başarısı olsa gerek... İzlemek isterseniz videonun linkini buraya ekliyorum. 

Bol kitaplı, bol örgülü ve huzurlu bir hafta diliyorum... Her şey gönlünüzce olsun... 

Görüşleriniz Benim İçin Değerlidir!

Zaman ayırıp, yorum yaptığınız için teşekkür ederim. Yorumlarınız onaylandıktan sonra görüntülenecektir. Reklam ve hakaret içeren yorumları yayınlamıyorum. Düşüncelerinizi bekliyorum...