5 Şubat 2019 Salı

Mimlenmişim - Hangisini Tercih Edersin?





Merhabalar! Bu ay bloglar bayağı hareketlenmiş, çok da güzel olmuş. Bu arada sevgili blog arkadaşım Yüreğimin İklimi beni mimlemiş. Kendisini blog yazmaya başlamadan çok öncesinden beri takip ederim. Eğer hala bloğunu okumadıysanız, mutlaka ziyaret edin derim. O'nun mim yazısını linkte bulabilirsiniz. http://yuregiminiklimi.blogspot.com/2019/02/mim-hangisini-tercih-edersin.html  

Hangisini tercih edersin? Uçabilme yeteneğinin olmasını mı yoksa su altında da nefes alabilmeyi mi? Neden?

Uçabilme yeteneğimin olmasını tercih ederim. Gökyüzünde kuşlar gibi süzülürken, manzaranın tadını çıkartmak keyifli olsa gerek...


Hangisini tercih edersin? Sonsuza dek etrafının kitaplarla çevrili olmasını mı yoksa evcil hayvanlarla mı? Neden?

Bu konuda bir seçim yapmak çok zor. Çünkü özellikle, kedileri çok severim. Ama galiba tercihimi kitaplardan yana kullanacağım :) Kitaplar, farklı dünyalara açılan kapılardır.


Hangisini tercih edersin? Büyük ellere sahip olmayı mı yoksa büyük ayaklara mı? Neden?

Sanırım ikisini de istemem. Her şeyin normali güzel :))


Hangisini tercih edersin? Geriye kalan hayatının tamamında çay içmeyi mi yoksa kahve içmeyi mi? Neden?

Eskiden olsa, düşünmeden çay derdim. Ama tüp mide ameliyatından sonra kahveye de çok düşkünüm. Bu da karar vermesi zor bir soru olmuş. Şu anda kahve içiyorum desem...

Hangisini tercih edersin? Pilav üstü kuru mu yoksa köfte patates mi? Neden?

Hmmm? İkisini de çok severim. Ama köfte diyeceğim. Hala protein ağırlıklı besleniyorum. Kuru fasulye de protein, ama minik midem onu hazmetmekte zorlanıyor.  

Hangisini tercih edersin? Sınırsız döner mi yoksa sınırsız kokoreç mi? Neden?

Tabii ki döner diyeceğim. Yıllar önce bir kez kokoreç yemiştim. Çok acı gelmişti. Oldum olası acıyla aram yoktur :)

Hangisini tercih edersin? Ölüm saatini bilmeyi mi? Yoksa nasıl öleceğini bilmeyi mi? (Ölüm tarihini ve ölüm şeklini değiştiremiyorsun) Neden?

İkisini de istemem. Bence bu korkunç bir şey olurdu. Düşünsenize, öleceğiniz gün yaklaştıkça ne hissedersiniz? Ya da boğularak öleceğinizi bilseniz; bırakın denize girmeyi, su bile içemezsiniz. Ben bilmeyeyim daha iyi...

Hangisini tercih edersin? 500 yıl gelecekte yaşamayı mı yoksa 500 yıl geçmişte yaşamayı mı? Neden?

Günümüzde yaşamayı tercih ederdim. 500 yıl öncesini zaten biliyoruz. 500 yıl sonrası da belki kabus gibi olacak. Şimdiki zaman iyidir...


Hangisini tercih edersin? Her yıl yenilenen tek seferlik uluslararası bir uçuş bileti mi yoksa yurt içinde geçerli sınırsız uçak bileti mi? Neden?

Bu da kararsız kaldığım sorulardan biri oldu. Evet yurt içi bilet erişimi daha kolay, ama hala görmek istediğim çok yer var. Fakat yurt dışında da gitmek istediğim pek çok yer var. Galiba uluslararası bileti seçerdim...

Hangisini tercih edersin? Daha çok dinlemeyi mi daha çok konuşmayı mı? Neden?

Böyle uzun uzun yazdığıma bakmayın siz. Aslında konuşmayı pek sevmem. Yani, daha çok dinlemeyi tercih ederdim...

Beni mimlediğin için teşekkür ederim Özlemcim. Soruları cevaplamaktan keyif aldım. Umarım sizler de okumaktan zevk almışsınızdır. Aslında benim de 12 kişiyi mimlemem gerekiyormuş. Ama pek çok arkadaşım mim cevaplamayı sevmiyor. Ben de biraz geç kaldım zaten. Bu yüzden kimseyi mimlemek istemedim.

Aslında her gün yazı yazma meydan okuması çok güzel. Ama şu anki koşullarım için biraz zor. Belki başka bir yazımda içimi dökerim. En azından daha sık geleceğim, söz...




1 Şubat 2019 Cuma

On İki Gün - Debbie Macomber

Merhabalar! Yine uzun bir sessizlik dönemine girdim. Aslında bu yazıyı dün yazacaktım, ama fırsat bulamadım. 



Yılın son günlerinde herkes gibi ben de bazı kararlar almıştım. Maalesef, şu ana kadar hiçbirine uyamadım :) Bunların başında her gün bloğa uğramak geliyordu, ama olmadı tabii... Gördüğüm kadarıyla 2 takipçim gitmiş. Ama yeni gelenler de olmuş. Yani, büyük bir ihtimalle giden daha fazla kişi var. Tek tek kim gitmiş diye bakma fırsatım olmadı. Ama burada da instagramdaki gibi tanıtım amacıyla gelip, takip edilince de takibi bırakma huyu mu başladı bilmiyorum. Ama bu benim en sinir olduğum durum olduğu için, böyle insanları tek tek bulup takipten çıkıyorum. Çünkü birini takibe alıyorsanız, paylaştıkları ilginizi çekiyor demektir. Aksi, bence saygısızlıktır... Her neyse...

Bir aydır sessiz kalınca, bir o dala bir bu dala konuyorum sanırım. Ama zamanımı daha iyi kullanma alışkanlığı edinsem iyi olacak. Çünkü zamansızlık en çok iki konuda üzüyor beni. Biri, blogtan çok uzak kalıyorum. Diğeri de, çok az kitap okuyorum. Ben genellikle gece yatmadan önce kitap okurdum. El ayak çekilince, sessiz sakin okuma saatlerim başlardı. Tüp mide ameliyatından sonra akşamları erkenden uykum geliyor. O yüzden gece kitap okuma fırsatı bulamıyorum. Eşim evde olduğu için, gün içinde de okuma fırsatım pek olmuyor. Çünkü eşime kitap okuma alışkanlığı aşılayamadım maalesef... Her ay en azından bir kitap bitirmeye çalışıyorum. Bu çok az biliyorum, hiç yoktan iyidir diye düşünüyorum. Ama ne yazık ki geçen yıl bu hedefimi tamamlayamadım. Bu yıl açığı kapatmalıyım...


Lafı uzatmadan kitaba geçeyim artık... Julia bir mağazada satış elemanı olarak çalışmaktadır. Oldukça neşeli bir insandır. Üstelik Noel yaklaştığı için daha da coşkuludur. Her sabah asansörde, kapı komşusu Cain ile karşılaşır ve sohbet başlatmaya çalışır. Ancak Cain, sohbet etmeye hiç de hevesli değildir. Üstelik Julia'ya oldukça kaba davranmaktadır. Bir gün Julia telefonda en yakın arkadaşına bu kaba adamı anlatırken arkadaşı, bu adamı iyilikle öldürmesini tavsiye eder. Evet, birini iyilikle öldürmek... Üstelik Julia'nın yeni bir iş başvurusu vardır. Bu işi alabilmesi için ilgi çekici bir blog hazırlayarak, rakiplerinin önüne geçmesi gerekmektedir. Julia, Noel'e 12 gün kala Cain'e sinir bozacak kadar iyi davranmaya başlar ve olan biteni bloğunda da paylaşır. Acaba bu 12 gün Julia ve Cain'e neler getirecektir?



ARKA KAPAK

Satış elemanı olarak çalıştığı mağazada mutsuz olan ve sosyal medya ile 
ilgili bir işin hayalini kurarak blog yazmaya başlayan, neşeli, sevecen
Julia...

Julia'nın kapı komşusu olan, asık yüzlü, huysuz ama çok yakışıklı Cain.

İkilinin yolu her sabah asansörde kesişirken, hangisinin duyguları
galip gelecek?

Julia kendisini sinir bozucu bulduğunu söyleyen bu adamı "iyilik 
planı" ile alt edebilecek mi?

Ve en önemlisi Cain, aralarında gelişen ilişkinin ardındaki sırrı
öğrendiğinde her şey aynı kalacak mı?




Şu incecik kitabı bile 1 ayda zor bitirdim. Ama en azından ocak hedefimi gerçekleştirmiş oldum :) Kitap hafif, eğlenceli ve güzel bir yılbaşı hikayesiydi. Eğer Debbie Macomber seviyorsanız, bu kitabı da seversiniz. Daha sık görüşmek dileğiyle, keyifli okumalar...





30 Aralık 2018 Pazar

Yürürken Gözüme Takılanlar


Merhabalar! Umarım 2018'in son günleri güzel geçiyordur. Geçen gün kar yağacakmış demiştim. O akşam üzeri Ankara'da güzel bir kar yağışı oldu. Ama sonra hava buz kesti. Kaç gündür resmen donuyoruz. Tabii Doğu illerinde yaşayanlar şimdi bana gülüyorlardır :) Ama ben Ankara standartlarına göre konuşuyorum. Dün gece de hafif bir kar yağışı olmuş. Şu an bu yazıyı yazarken, dışarıda oynayan çocukların sesini duyuyorum. Evsizler ve sokak hayvanları için çok zor olsa da; genellikle kar insanları neşelendiriyor. En azından beni ve çocukları...

Şimdi lafı uzatmadan, farklı günlerde cep telefonumla amatörce çektiğim fotoğraflarımla sizi baş başa bırakmak istiyorum...







Kızımın kar meleği...



Umarım sıkılmazsınız...


























Geçen yıl hiç kar görmeyince böyle buldumcuk oldum işte :) Şimdi gidip yer yıl sonu yaptığım şeyi yapmak istiyorum. Güzel, eğlenceli yeni yıl filmleri izleyeceğim. Bir derleme yapıp, sizinle paylaşmak istemiştim, ama yetiştiremedim. Geçen haftalar biraz yoğun geçti. Ama daha önce bir liste paylaşmıştım. Bakmak isterseniz, burada... Bu listeye daha sonra Tesadüf (Serendipity) de eklendi. Romantik yılbaşı filmlerini seviyorsanız, izlemenizi öneririm. Güzel bir pazar günü geçirmeniz dileğiyle...

25 Aralık 2018 Salı

Boza Yaptım


Merhabalar! Bugün Ankara'da gri, kasvetli, yağmurlu bir hava var. Öğleden sonra kar bekleniyormuş. Arkasından da dondurucu soğuklar gelecekmiş. Geçen yıl kar ve soğuk görmemiştik, ama bu yıl pek öyle olmayacak gibi. Ne yapalım biz de elimizde kitabımız, örgümüz, sıcak içeceğimiz ya da bozamız ile battaniye altında otururuz...




Boza... Hani şu faydaları saymakla bitmeyen geleneksel içeceğimiz... Boza deyince aklıma hep çocukluğum gelir. Kış akşamlarında sobanın yanında ailece oturmuş, televizyon izlerken dışarıdan belli belirsiz bir ses gelirdi. Kulak kabartınca, sokaktan BOOOZZZAAAA diye bağıran bozacının geçtiğini anlardık. Başka şehirlerde bu alışkanlık var mıydı bilmiyorum ama, biz Ankaralılar için bu ses kışın vazgeçilmezleri arasındaydı. Gerçi sokaktan geçen bozacıdan boza aldığımızı hiç hatırlamıyorum. Ankara'da boza deyince akla ilk olarak Akman gelirdi. Akman'dan boza alınır, bir bardak da maya olarak ayrılırdı. Evet, bozamızı çoğunlukla annem yapardı. Biz de üzerine tarçın serpip, leblebi koyarak afiyetle içerdik...

Son yıllarda midemde sorunlarım olduğu için boza gibi ekşi, mayalı içecekleri tüketemiyordum. Ameliyattan sonra pek çok sorun ortadan kalkınca daha bir özgür oldum. 

Geçen hafta teyzeme gittiğimizde, kapıdan giren annemin bir poşete sıkı sıkı sarıldığını görünce meraklandım. Mutfağa gidip de, ev yapımı bozayı görünce ağzım kulaklarıma vardı. Tabii ki tencerenin dibinde kalan son bardak bozaya maya olarak el koydum :)) İşte benim çocukluğumdan beri annemin yaptığı bozanın tarifi...

Bir gece önce 1,5 su bardağı bulguru yıkadıktan sonra, sıcağa yakın suda ıslatın. Su, bulgurun üzerine dört parmak kadar çıksa yetiyor. Ertesi gün, bulgurun üzerine sıcak su ekleyerek, iyice haşlayın.



Daha sonra bulgurlar tamamen ezilene kadar blenderden geçirin.



Bulgurlar iyice ezilince iki kez tel süzgeçten geçirin. Evet, yanlış okumadınız iki kez... Çünkü eşim bana gülüp, ikinciye ne gerek var demişti. Ama yanımda durunca, ikinciye de gerek olduğunu gördü :))



Sonra bulgurlu karışımı daha büyük bir tencereye boşaltın. Eğer çok koyuysa sulandırabilirsiniz. İçine iki yemek kaşığı şeker ve maya olarak ayırdığınız bir çay bardağı bozayı ekleyin. Ben teyzemden getirirken kırılmasın diye plastik bardağa koymuştum.



İyice karıştırdıktan sonra tencerenin kapağını kapatın ve güzelce sarıp, sarmalayın. Mutfağınızda en az 24 saat bekletin. Eğer mutfak sıcaksa, bu zaman yeterli olabilir. Ama serinse, 48 saat kadar bekletmeniz daha iyi olur. Bu aşama biraz sizin ağız tadınızla ilgili. Örneğin bizimkiler çok ekşi sevmedikleri için ben 24 saat beklettim.



En iyisi 24 saatin sonunda açıp, tadına bakmak. Yalnız, henüz şeker koyulmadığı için biraz ekşi gelebiliyor. Karar verirken bunu göz önünde bulundurun. Bozaya 1,5 su bardağı toz şeker ekleyin. Muhtemelen bozanız koyulaştığı için, zevkinize göre biraz sulandırabilirsiniz. İyice karıştırdıktan sonra bozanız hazır...



Burada şeker konusunda da uyarmak istiyorum. Malum, herkesin ağız tadı farklıdır. Şekeri yavaş yavaş, tadına bakarak eklemenizi öneririm. Böylece daha az ya da daha fazla ekleyebilirsiniz.



Unutmadan! Maya için bir bardak boza ayırmayı unutmayın sakın :)) Afiyet, şifa olsun...






12 Aralık 2018 Çarşamba

Chia Tohumlu Omlet


Merhabalar! Arayı fazla açmadan geleyim dedim. Bu sabah evden çıkmadan önce sıkı bir kahvaltı yapmak isterseniz, belki değişik bir seçenek olabilir diye düşündüm. 

Eğer evde chia tohumunuz varsa, bu tarifi mutlaka deneyin derim. Oldukça tok tutuyor. Yerken de ağzınızda çıtır çıtır, incir çekirdeği yiyormuşsunuz gibi bir his uyandırıyor. Lafı fazla uzatmadan tarife geçeyim...

İlk fotoğrafları aile için hazırladığım zaman çekmiştim. Ama ben size 1 kişilik tarif vereceğim. 1 yemek kaşığı sütün içine 1 tatlı kaşığı chia tohumunu koyup, 5 - 10 dakika şişmesini bekleyin.




Chia tohumu böyle şişip, jelleştikten sonra, içine bir yumurta kırın ve güzelce çırpın. Ben genellikle bu karışıma lor peyniri ya da kaşar rendesi de ekliyorum. Dediğim gibi, ben aile için hazırlarken fotoğraf çekmiştim.



Tavanızı fırçayla şöyle bir yağlayıp, kızdırın ve karışımı içine dökün.


Eğer karışımın içine peynir eklemediyseniz, yukarıdaki gibi tavadaki omletin üzerine gezdirin. Sonrada omleti aşağıdaki gibi katlayıp, kısık ateşte pişirin.


Ben son zamanlarda peyniri genellikle karışıma ekliyorum. O zaman omleti açık şekilde pişiriyorum.




Malum, ben artık çok az yiyorum. Omletin içinde chia tohumu ve peynir de olunca, yarım omlet benim için yeterli oluyor. Eğer değişik tatları denemeyi seviyorsanız bu omleti de denemenizi öneririm. Şimdiden afiyet olsun...

Görüşleriniz Benim İçin Değerlidir!

Zaman ayırıp, yorum yaptığınız için teşekkür ederim. Yorumlarınız onaylandıktan sonra görüntülenecektir. Reklam ve hakaret içeren yorumları yayınlamıyorum. Düşüncelerinizi bekliyorum...