18 Eylül 2018 Salı

Gelincik ile Serçe - Kristy Cambron


Merhabalar! Dün okullar açıldı, bütün öğrenci ve öğretmenlerimize hayırlı olsun. Bu yıl kızım 8.sınıfa gidiyor. Yani hayatımızın dönüm noktalarından birini yaşayacağız. Bakalım zaman bize ne gösterecek...

Ben bloğumu çok özledim. Daha çok yazmak, daha çok okumak istiyorum. Elimden geldiğince buralardan kopmamaya çalışıyorum. Ama eskisi gibi de olmadığı kesin. Bu kitabı da bitireli epey oldu. Hatta, buraya yazacağım diye instagramda da paylaşmadım. Artık çalışma zamanı...

Gelincik ile Serçe, Arkadya Yayınlarının instagram çekilişinden kazandığım dört kitaptan birisiydi. Çok merak ediyordum fakat, savaş dönemine ait bir kitap olduğundan okumakta çekimserdim. Daha önce iyimser kitapları okumayı sevdiğimden söz etmiştim sanırım. Ama yine de kendimi çekilişe katılmaktan alıkoyamadım :) İyi ki de öyle yapmışım. Yalnız, önce Kelebek ile Kemanı okumanızı öneririm. Çünkü serinin ilk kitabı oymuş. Benim gibi, önce bunu okusanız da olur tabii; ama ben ilk fırsatta Kelebek ile Kemanı da okumak istiyorum. Çünkü, Sera ile William'ın hikayelerinin başını merak ettim.

Bu kitap da, iki ayrı zamanda geçiyor. Ancak yine kahramanlarımız bir şekilde birbirleriyle bağlantılı. Sizi bilmem ama, ben böyle kitapları çok seviyorum.



Bir yandan Sera ve William'ın düğün günlerinde yaşanan talihsizliği, Sera'nın bu durum karşısındaki tutumunu ve sanat galerisini bu şehre taşıma çabalarını; diğer yandan William'ın düştüğü durumdan kurtulmaya çalışırken, Sera ile birlikte evliliklerini ayakta tutma gayretlerini okuyacağız. Tabii hikayenin bir de 2. Dünya Savaşı ayağı var... Burada da Kaja'nın ailesiyle ilişkisini, Prag, Londra ve toplama kampında yaşadıklarını ve tabii büyük aşkını okuyacağız. Spolier vermemek adına kitabı çok fazla anlatamıyorum maalesef...



ARKA KAPAK

Belki de umut küçük bir serçenin kanadındadır...

Yeni sanat galerisinin açılışı ve bir peri masalını aratmayan
düğününün ardından Sera James, büyüleyici bir hayat sürmeye başlar.
Ancak William Hanover'ın işlemediği bir suç yüzünden 
tutuklanmasıyla peri masalı bir kâbusa dönüşür. Sera ile William 
korku ve endişe savaşını verirken, Sera aşık olduğu adamın gerçekte
kim olduğunu sorgulayacak, aradığı yanıtları ise geçmişte bulacaktır.

Kaja Makovsky, 1939 yılında yarı Yahudi ailesini geride bırakarak
Nazi işgali altında olan Prag'dan kaçmak zorunda kalır. Üç sene sonra
İngiltere'de artık bir gazetede çalışan Kaja, Nazilerin Londra'yı 
bombalamasının ardından Manş Denizi'nin karşı tarafında yaşanan 
korkunç olayları keşfeder. Bölgede binlerce Yahudi'nin katledildiğini
öğrendiğinde ailesini kurtarmak için hayatını riske atarak vatanım
dediği şehre geri dönmeye karar verir. Ancak şeyten boş durmayıp
onun planlarını bozar ve Kaja kendini korkularının merkezinde,
Terezin Toplama Kampı'nda bulur...

Umuda ve hayata tutunma hikayesinde Sera ve Kaja, yüreklerini saran
inanca tutunacak ve sevdiklerini korumak uğruna sonuna kadar
savaşacaklardır. Bu, geleceklerini yok saymak anlamına gelse bile...

Kelebek ile Keman'la gönlümüzde yer edinen Kristy Cambron, bu kez
Gelincik ile Serçe'yle savaşın karanlık yüzünün çocuklardaki etkisini,
kötü bildiklerimizin de içinde iyilik taşıyabileceğini yürek burkan bir
dille anlatıyor...


Ben kitabımı bazen çay, bazen kahve içerek, bazen yatmadan önce, bazen sabahın köründe evdekiler uyurken, bazen dışarıda, bazen kalmaya gittiğim yerlerde okudum.



Kısacası yaz tatilinde olduğumuz için boş zamanlarımı sevdiklerimle geçirmeye çalıştım ve kitap okumak için kısıtlı zaman bulabildim. O yüzden bitirmem de, buraya yazmam da gecikti tabii. Ama her sayfasını keyifle okudum.


Özellikle de Kaja'nın hikayesini daha bir merakla okudum. Muhtemelen, henüz ilk kitabı okumadığım için diye düşünüyorum. Eğer bu tür kitapları seviyorsanız hiç durmayın, hemen okumaya başlayın derim. Tabii hala okumadıysanız...

3 Eylül 2018 Pazartesi

Ben de Mandala Tişört Modasına Uydum



Merhabalar! Eylül gelmesine rağmen Ankara'da hava çoook sıcak. Gerçi yazın son günlerinde sıcaktan şikayet etmek ne kadar akıllıca olur bilemiyorum. Sonra yaz gelsin diye dört gözle bekliyoruz :))

Bu yaz çok hareketli geçti, evde pek durmadım. Belki de bu yüzden, zaman su gibi akıp gitti... Bu yıl çoğu örgü sever (daha doğrusu motif sever) illa ki mandala ördü. Onu da tişörte, çantaya ya da pantolona dikti. Ben de kusur kalır mıyım? Tabii ki hayır.

Önce evde kalan bebe yünleriyle bir tane kendime ördüm. Çünkü renk renk pamuklu ipim yoktu ve böyle küçük bir şey için evdeki ip yığınıma yenilerini eklemek istemedim. Bebe yünü olduğu için biraz büyükçe oldu, ama ben çok sevdim. Yaz boyunca da bol bol giydim.




Bluzumu kızım ve yeğenim çok beğendiler. Kız kardeşim de beğenenler kervanına katılınca, yeni ip almak farz oldu. Hepsi bu renklerden isteyince, en yakın renkleri bulmaya çalıştım. O yüzden bazı renkler Alize Diva, bazıları kartopu oldu. 

Belli bir şablonu takip ettiğimi söyleyemem. İnternette bulduğum motiflerin beğendiğim bölümlerini göz kararı ördüm. Belki siz de örmek istersiniz diye yakından fotoğrafladım.





Eh, örerken de bol bol çay keyfi yaptım tabii...




Fotoğraf çekmelere doyamadım :))




Üstteki fotoğraf da kızımın tişörtü. Anne kız birlikte giyip sokağa çıktığımızda bayağı ilgi çekiyoruz :))


Ve bu da kız kardeşiminki... Yeğenimin fotoğrafını çekmemişiz. Siz, aynısından bir tane daha düşünün :)


Renk renk iplerle uğraşmak ve bu motifleri örmek gerçekten çok zevkli. Kızım başka bir tişört için bir tane daha istiyor. Bu yaz mandalada seri üretim yapıyorum :)

Biz tişörtlerimizi severek giyiyoruz. Eğer hala örmediyseniz geç kalmış sayılmazsınız. Malum mevsimler kaydı, bu yıl kolay kolay kış gelmez. Hatta kalın iple örüp, kazaklarınıza bile dikebilirsiniz. Öreceklere kolay gelsin...




  

31 Temmuz 2018 Salı

Şans Bileziği - Viola Shipman



Merhabalar! Haziranın başından beri buralara hiç uğramamışım ne yazık ki... Sanırım instagramın anlık paylaşım kolaylığına ben de kendimi kaptırdım. Bir de, son dönemde zaman daha hızlı akıyor sanki... 

Bu süreçte okullar kapandı, tatile gittim geldim. Kızım evde olduğu için O'nunla daha fazla birlikte olmaya çalışıyorum. Günlerimiz genellikle dışarıda geçiyor. Akşamları da erken yatınca, doğru dürüst kitap bile okuyamıyorum. Ne yapsam da zamanı kuyruğundan yakalasam bilmiyorum :))

Bugün size harika bir kitap tanıtımıyla geldim. Şans Bileziği, uzun süre alıp almamayı düşündüğüm bir kitaptı. Okumaya başlar başlamaz, iyi ki almışım dedim. 



Kitapta, aynı aileden üç kuşak kadının hikayesini okuyoruz. Lolly şu anda 70'li yaşlarında enerjik, hayat dolu bir kadın. Küçük bir kızken annesinin kendisine verdiği tılsımları bileziğine takmaya başlamış ve ömrü boyunca da tılsım biriktirmeye devam etmiş. Bunu bir aile geleneği haline getirmiş ve her önemli günde kızına ve torununa da birer tılsım hediye etmeye devam etmiş. Kızını ve torununu özlüyor. Arden, Lolly'nin kızı. Ergenliğinden itibaren annesinden ve O'nun çılgınlıklarından utanmış. Yaşadıkları kasabayı ardında bırakıp, kendisine annesinden uzakta bir hayat kurmuş. Hüsranla biten evliliğinden bir kızı var. Ancak, hep kontrollü oluşu hayatın tadını çıkartmasına engel oluyor. Annesinin hediye ettiği şans bileziği hiç ilgisini çekmiyor. Lauren ise, Arden'ın kızı. Tıpkı büyükannesi gibi, şans bileziğini gururla takıyor. Ancak Lauren'ın da pek mutlu olduğunu söyleyemeyiz. Arden'ı kırmak istemediği için üniversitede, sevmediği bir bölümde okuyor. Bir gün Arden ve Lauren, Lolly'nin yaşadığı Lost Land Kasabası'ndan gelen bir telefonla Lolly'i ziyaret etmeye karar veriyorlar. 

Kitabın bundan sonrasını anlatmak istemiyorum. Ama kahramanlarımızın neler yaptığını, özellikle de Lolly'nin tılsımlarının hikayelerini merak ettiyseniz, bu kitabı mutlaka okuyun derim.



ARKA KAPAK

Hayat mucizelerle dolu! Tek yapman gereken onları görmek!

Lolly'nin her doğum gününde annesi ona şans bileziğine takması
için bir tılsım verir. "Anılarımızda yaşadıkları sürece kimse yok olmaz,
ölmez" der.
O günden sonra Lolly için şans bileziği ve ona eklenen her tılsım,
hayatın vazgeçilmez güzelliklerini hatırlatan bir rehbere dönüşür.
Hatıralarına olduğu kadar hayata da tutkuyla bağlı olan yetmiş yaşındaki
Lolly artık anılarının yavaş yavaş kendisini terk etmeye başladığını fark
ettiğinde tüm hikayesini kızı Arden ile torunu Lauren'a anlatmaya
karar verir ve harekete geçer.
Göl kıyısında Lolly'nin yalnız yaşadığı ev, geçmişe yeniden hayat
vermek için en doğru yerdir...



Bu arada yazar, kitapta öyle güzel betimlemeler yapmış ki; kitaba konu olan yarleri sık sık internetten araştırma isteği duydum. Gerçekten de anlatılan yerler harika bir manzaraya sahip. 

Oldukça duygu yüklü bir romandı diyebilirim. Zaman zaman gözlerimin yaşardığını söylemeliyim. Ama aynı zamanda yüzünüzde gülümsemeye neden olacak, huzurlu bir kitap... İnsanda aile ilişkilerini daha sıkı tutma isteği uyandırıyor. Eğer bu tür romanlardan hoşlanıyorsanız, mutlaka okuma listenize ekleyin derim...



Oldukça gecikmiş bir yazı olsa da, bu kitap hakkında bir şeyler yazmadan geçmek istemedim. Bu arada, örgü konusunda biraz maymun iştahlı davrandım galiba... Motifler, 365 gün battaniyesine ait. Oldukça geride kalsam da, örmeye devam ediyorum. Beyaz olan, yazlık hırka, bolero gibi bir şey olacaktı. Ama düşündüğümden devasa bir şey oldu. Ancak sonbaharda giyebilirim. Sanırım pek içime sinmediği için, bitmiş halini bir türlü fotoğraflayamadım. Sarı olan da baharlık bir bluz oluyor. Zaman darlığından o da nasibini aldı ve tamamlanmayı bekliyor. Bu arada birkaç mandala ördüm. Mandala tişört modasına ben de katılmak istedim. Hepsini toparladığımda onunla ilgili de bir post hazırlayacağım inşallah. Tabii yine iki ay sessiz kalmazsam :))

Eh, temmuz ayını da bir yazıyla kapattığıma göre şimdilik benden bu kadar. En kısa zamanda tekrar görüşmek üzere...

7 Haziran 2018 Perşembe

Deniz Feneri Yolu - Debbie Macomber



Merhabalar! Haziran da geldi... Hâlâ birdenbire indiren şiddetli yağmurlarla boğuşsak da, havalar iyice ısındı. Ben de deniiizzz, güneeeeşşş, kuuuummm diye sayıklamaya başladım :))  Deniz kenarında yaşayanlar bu konuda çok şanslılar. Sahile iniverdiler mi, mis gibi deniz havasını içlerine çekiyorlar... Şimdi bunları neden mi yazıyorum? Çünkü son bitirdiğim kitap, Sedir Koyu'nda geçiyor. Karakterler deniz kenarında oturuyor, yürüyor, çaylarını kahvelerini yudumluyor... Tamam tamam, daha fazla deniz özlemimi yazmayacağım :))



Debbie Macomber benim en sevdiğim yazarlardan biridir. Bunun en büyük nedeni de, hayata karşı iyimser bir bakış açısı olmasıdır. Debbie Macomber romanlarını okurken, kitabın sonunda her şeyin yoluna gireceğini bilirsiniz. Bu durum bazı okurların hoşuna gitmeyebilir tabii, ama ben seviyorum. Hayatımın son 15 yılı türlü zorluklar, mücadelelerle geçti. Hem ruhum, hem bedenim yorgun düştü. Artık daha iyimser şeyler okumak, izlemek istiyorum. Bu yüzden de pek çok kitapseverin küçümsediği, bu tarz kitapları tercih ediyorum.

Deniz Feneri Yolu, Sedir Koyu serisinin ilk kitabı. Debbie Macomber severler çoktan okumuştur. Ben de yıllarca kitaplığımda beklettim. Nedense, bu seriye başlayamadım bir türlü... Kitapta, yargıç Olivia ve ailesini,  kütüphaneci Grace ve ailesini, bebeğini kaybettiği için bunalıma giren Cecilia'nın yaşadıklarını okuyorsunuz. Daha önce Gül Limanı Oteli serisini okuduğum için, karakterlerin bazılarıyla tanışmıştım. O yüzden çok zorlanmadım. Olivia'nın annesi, kitaptaki en sevdiğim karakterlerden biri oldu. (Örgüsünü elinden hiç düşürmediği için olabilir mi?) En sevmediğim karakter ise, Olivia'nın müstakbel damadı Warren oldu. Kitabıma genellikle çayım, bazen de örgüm eşlik etti...



ARKA KAPAK

Her kadının bir hikayesi vardır...

Sevgili okur. Henüz beni tanımıyorsun.
Fakat bu durum birazdan değişecek çünkü seni evime,
yaşadığım yere davet ediyor; ailem, arkadaşlarım ve 
komşularımla tanışmanı istiyorum.
Gel hadi, hikayelerimizi öğren, hatta belki sırlarımızı da...

Yolunuzun kesiştiği her insanın az veya çok hayatınıza bir şey
kattığı gerçeğini bilirsiniz. İnsan ilişkileri üzerine özellikle eğilen,
hayatın içinden seçtiği olaylardan yola çıkarak yazdığı
romanlarıyla geniş kitlelerin beğenisini kazanan Debbie
Macomber, bu kez yeni karakterlerin birbirlerine geçmiş
hikayeleriyle karşınıza çıkıyor. Hiç bilmediğiniz ama tanımaktan
büyük keyif alacağınız bu insanların yaşamlarına dahil olurken
kimi zaman sevinecek, kimi zaman üzülecek, şaşırtıcı olaylara 
tanık olurken çoğu zaman heyecanlanacaksınız.




Arka kapakta da anlatıldığı gibi; sıcak, güzel hikayelerle dolu bir kitaptı. Aslında geçen hafta bitti, ama ancak yazma fırsatı bulabildim. Oldukça beğendiğim bir kitap oldu. Hatta seriyi arka arkaya okuyayım dedim, ama belki sıkıcı olur diye vazgeçtim. Hâlâ okumadıysanız ve bu tür kitapları seviyorsanız öneririm. Hepinize keyifli okumalar dilerim...

25 Mayıs 2018 Cuma

Unsuz Şekersiz Browni - Dilara Koçak Tarifi



Merhabalar! Bugün lafı fazla uzatmayı düşünmüyorum. (Becerebilirsem tabii :)) Pazartesi günü tüp mide ameliyatı olalı 8 ay bitiyor. Göğsümü gere gere, bu süre içinde hiç kaçamak yapmadım diyebilirim. Tabii ki misafirim geldi, tabii ki börek çörek, tatlı, pasta yaptım. Zaten evdekiler de zaman zaman bu tür şeyler yemek istiyorlar. Ama ben bu yaptıklarımdan sadece bir çatal tatmakla yetindim. Artık böyle beslenmeye alıştığımı da düşünüyorum. Fakat, ilerisi için alternatif tarifler de arıyorum. Yani ideal kiloma indiğimde, tabii ki ben de böyle şeyler yiyeceğim. Eski hatama düşmemek kaydıyla... Artık sağlıklı alternatifler ve porsiyon kontrolü hayatımın merkezinde...

İşte bu tarifle de böyle tanıştım. Dilara Hanım'ı uzun zamandır takip ederim. Zaman zaman tariflerini de denerim. Evde keçiboynuzu tozum vardı. Daha ameliyat olmadan önce almıştım. Bir türlü kullanmak kısmet olmamıştı. Ameliyattan sonra da bir kez süte karıştırıp içeyim dedim, ama kokusu iyi gelmedi. Bu tarifi gördüğümde denemeyi aklıma koydum. Fakat, özel bir günde denemek istedim. Bu kez misafirlerim, ya da evdekiler için değil; kendim için yaptım. Çünkü bugün benim doğum günüm :) Bu da benim doğum günü pastam :))




Becerebilirsem, aşağıda Dilara Hanım'ın videosunun linkini de vereceğim. Ama,buraya tarifi de yazayım dedim...




MALZEMELER:

2 Yumurta
7 Adet hurma ( benim hurmalarım ramazanda marketlerde satılan küçük hurmalardandı. O yüzden 13 tane kullandım.)
1/2 çay bardağı hindistancevizi yağı ve zeytinyağı karışımı (Ben sadece zeytinyağı kullandım.)
1 çay bardağı keçiboynuzu tozu
1 yemek kaşığı tepeleme kakao
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
5 adet ceviz
Çok az süt

YAPILIŞI:

Benim hurmalarım yumuşaktı, o yüzden sıcak suda bekletmedim. Hurmaların çekirdeklerini çıkartıp, robota attım. Rahat çekilebilmesi için 2, yemek kaşığı kadar süt ekledim. Krem haline gelene kadar robotta çektim. Ayrı bir kapta 2 yumurtayı çırptım. Üzerine yağı ekledim. İri çektiğim cevizleri ve hurmaları da karıştırdıktan sonra, diğer malzemeleri de ekledim. Kek kıvamına gelene kadar çırptım. En küçük boy kare borcama yağlı kağıt serip, karışımı içine döktüm. 170 derece fırında pişirdim.




Benim gibi keçiboynuzu kokusunu sevmiyorsanız da endişelenmeyin. Keki yaparken kokuyu alsanız da; piştikten sonra kakao, keçiboynuzunun kokusunu bastırmış.




Tadı ise bence muhteşem... Üstelik içinde zararlı hiçbir malzeme yok. Rafine şeker ve un kullanılmaması çok hoşuma gitti. 




Keçiboynuzunun yararları ise cabası... Evdekiler de çok beğendiğine göre, bu browni artık benim başucu tariflerimden biri olacak. Bu kadar çok fotoğraf çekmemden ne kadar beğendiğimizi anlamışsınızdır herhalde :))




Ama ne kadar masum olursa olsun, porsiyon kontrolü çok önemli. İşte bu da, benim payıma düşen miktar. Kekin tamamından dokuz dilim çıktı. Benim tabağımda yarım dilim var. Bunu da meyve ara öğünüm yerine yedim. Siz tüp mideli değilseniz, bir dilimi gönül rahatlığıyla yiyebilirsiniz. Ben Dilara Koçak'ın yalancısıyım :))

Eğer Dilara Hanım'ın videosunu izlemek isterseniz, youtube kanalına bir uğrayın derim. İşte bu videonun linki de burada...

Keçiboynuzu tozunu aktarlarda bulabilirsiniz. Sağlıklı beslenmeye özen gösteriyorsanız, bu tadı da deneyin derim...








18 Mayıs 2018 Cuma

Eliptik Bisiklet Aldım



Merhabalar! Buraları gerçekten özlüyorum. Ama sık sık uğrayamıyorum maalesef. Kendimi kurulmuş saat gibi hissediyorum. Tabii, bu durumdan şikayetçi olduğumu düşünmeyin sakın. Çalışırken bile bu kadar düzenli yaşamıyordum ben...

Son dört aydır haftanın üç günü pilatese gidiyordum. Sıkılaşma ve esneklik anlamında çok yararını gördüm. Özellikle de son 13 yılımı morbid obez olarak geçirdikten sonra, yeniden böyle hareketli olabileceğimi rüyamda görsem inanmazdım :)) Ama yaz tatili yaklaştı. Okullar kapanınca, haklı olarak kızım daha çok ilgi bekleyecek benden. Bu yüzden pilatese yaz boyunca ara vermeyi düşünüyorum. Tabii bu, hareketsiz olacağım anlamına gelmiyor. 

Tüp mide ameliyatı olalı sekiz ay bitmek üzere ve ben 47 kiloya yakın bir kilo verdim.  Ameliyat, bana verilmiş altın bir anahtardı. Bu süreçte doktorum ve diyetisyenim ne dediyse, harfiyen uyguladım. Hedef kiloma ulaşmak için hala bir miktar yolum var. Ama çoğu gitti, azı kaldı. Bana söylenen en önemli şeylerden biri de, sporu hayatımın bir parçası haline getirmemdi... Başlangıçta zor da olsa, bunu yapmayı başardım. Pilatese ara versem de, yürüyüşlere devam ediyorum. Sadece yürüyüş yeterli olmayacağı için bir de eliptik bisiklet edindim.



İşte bisikletim bu... Arkadaki dağınıklığın kusuruna bakmayın. Burası, benim küçük, sevimli oturma odam aslında. Ama evdeki herkes eline geçen her şeyi bu odaya atıyor. Hal böyle olunca da, burayı düzenli tutmak biraz güç oluyor :)  Bahaneyle kitaplığımın bir kısmını da göstermiş oldum size... Bu kitapların çoğunu okudum, bir kısmı da okunmayı bekliyor. Bir bu kadar da antredeki kitaplığımda var... Evet, hala kitap okumayı ve örgü örmeyi çok seviyorum. Ama artık, spor yapmayı da seviyorum. Özellikle de bu alet çok hoşuma gitti. Eşim dün A101'den aldı. Aynı, dikiş makinesi maceram gibi bir macera yaşadık yani :)) Dün sabah, saat sekiz buçukta eşimi A101'e yolladım. Yazık, adamcağız bir de oruçluydu. Taşımayı gözüm yese ben giderdim ama, o bile zor getirmiş. Zaten bir tane gelmiş, onu da eşim kapmış:) Tabii, demonte olarak geldi. Ben eşimi bisikletle baş başa bırakıp, teyzeme gittim. Döndüğümde bisikletim kurulmuş, beni bekliyordu. Durur muyum, akşam hemen denedim. Gerçekten zor, ama bir o kadar da eğlenceli. Bu akşam iftara misafirim var. Buna rağmen işimin arasında kaçıp kaçıp, bisiklete bindim. Düşünün, o kadar eğlenceli... Tabii 5 - 10 dakika binip, işime geri döndüm her seferinde. Artık, yarından itibaren her gün 30 dakika binmeye çalışırım. Tabii ilk günlerde o kadar uzun binebilir miyim bilmiyorum...

İşte, benden haberler şimdilik bu kadar. Belki yazımı okuyup, hevese gelen birileri olur. Ne olur, hayatınıza hareketi katın. Ben ettim, siz etmeyin...

5 Mayıs 2018 Cumartesi

Küçük Siyah Elbise - Susan Mcbride


Merhabalar! Umarım hafta sonunuz güzel geçiyordur. Ankara'da havalar çok güzeldi, ancak şu anda gökyüzü simsiyah. Uzaktan gök gürültüsü sesleri geliyor. Sanırım birazdan seller gidecek. Yani, tam kitap okumalık bir hava var... Ben istediğim hızda okuyamıyorum, ama kitaplardan da uzak kalmıyorum neyse ki... (Ve beklenen yağmur, feci bir şekilde geldi...)



Kitabın mistik bir yönü de var. Oldukça sürükleyici ve merak uyandırıcı... Evie artık yaşlanmıtır. Eski günleri hatırlamak için tavan arasına çıkar ve o sihirli siyah elbiseyi bulup, üzerine giyer. O sırada fenalaşır ve hastaneye kaldırılır. Başka bir şehirde yaşayan kızı Toni, bunu duyunca apar topar doğduğu kasabaya döner. Son zamanlarda annesiyle arası pek iyi değildir ve bunu telafi edememekten korkmaktadır. Evie ise, komadayken geçmişi hatırlamaktadır. Evie ve Anna birbirlerinden farklı iki kardeştir. Evie ne kadar akıllı ve oturaklıysa; Anna da o kadar güzel ve ele avuca sığmaz biridir. Babası Anna'yı istemediği biriyle evlendirmek istemektedir. Anna, önceleri bu duruma razıymış gibi görünür. Düğünden bir gün önce, iki kardeş alışverişe çıkar. Dükkanın birinde çok güzel siyah bir elbise görürler. Dükkandaki çingene kadın, bu elbisenin çok özel olduğunu ve giyenin, kaderini gördüğünü söyler. Evie korkar ve gitmek ister, ama Anna elbiseyi alır. Ertesi gün ise, bu evliliği yapamayacağını söyleyerek ortadan kaybolur. İşte her şey böyle başlar...

ARKA KAPAK

Bu küçük siyah elbiseyle ilgili bu kadar büyüleyici olan şey nedir?

Annemin apar topar hastaneye kaldırılmasından önce üzerine bu
elbiseyi giymesinin bir sebebi olmalı. Hele ki, şimdi Blue Hills'e 
dönmüş ve teyzemle ilgili annemin yıllardır benden sakladığı şeyleri
öğrenmişken bu işin peşini kolay kolay bırakamam.
Yıllar önce iki kız kardeşin arasını açan, insanlara hiç ummadıkları anlarda 
yepyeni yollar sunan ve ailemizin kadınlarını garip bir kaderle birbirine
bağlayan şey bu siyah elbise olabilir mi?

Gerçekleri öğrenmem için önce onu giymem gerek...


"Minik siyah bir elbisesi olmayan kadının geleceği de yoktur."
                                                                                 Coco Chanel




Bu, Susan Mcbride'ın okuduğum ikinci kitabı. Diğeri de Kızılderili ve Çingene idi. O da mistik bir hava taşıyordu ve çok beğenmiştim. Fikirlerimi merak ederseniz, buradan okuyabilirsiniz...   

Küçük Siyah Elbiseyi de severek okudum. Keşke Susan Mcbridge'ın başka kitapları da Türkçe'ye çevrilse... Polisiye ile fazla aram yok, ama biraz gizem de keyifli oluyor hani...

Ben her seferinde dediğim gibi, daha çok kitap okuyabilmeyi dileyerek izninizi istiyorum. En kısa zamanda görüşmek üzere...


24 Nisan 2018 Salı

Fırında Lor Peynirli Mantar Dolması (Nam-ı Diğer Diyet Börek)



Merhabalar! Havalar güzel giderken, insanın içi kıpır kıpır oluyor. Ben hiç evde durmak istemiyorum. Ama bugünlerde kendimi biraz yorgun hissetmeye başladım. Bahar yorgunluğu olsa gerek diye düşünüyorum. Yakında tahlillerim yapılacak, bakalım eksik gedik bir şeyler var mı? Gıdasız kalmamak için, yediğime içtiğime çok dikkat ediyorum. Doktorum, diyetisyenim ne dediyse aynen uyguluyorum. Şu ana kadar demir eksikliği dışında bir sorun yaşamadım. Zaten o da benim eski sorunum. Bu yorgunluğu da çözersek iyi olacak...



Şimdi yine sağlıklı bir tarifle karşınızdayım. Üstelik benim gibi tüp mideli olan, ya da diyette olup; canı börek isteyenler için de güzel bir alternatif. Genellikle bu tarifin tereyağlı ve kaşar peynirli versiyonu yapılıyor. Eminim bunu da yapanınız çoktur... 

Önce mantarları yıkayıp, saplarını çıkartıyoruz...



Sonra, ayrı bir yerde lor peynirinin içine dereotu ve maydanoz doğruyoruz. İsterseniz taze soğan da doğrayabilirsiniz. (Şimdi aklıma geldi.) Ben yağ koymadığım için, harcın içine bir de yumurta kırdım. Böylece protein oranı da arttı. Biraz da tuz ekleyin, işte size güzel bir börek harcı...



Ardından, hazırladığınız harcı mantarların içine doldurun. 



Mantarların saplarını da ziyan etmeyin tabii...



Siz üzerine kaşar rendesi de ekleyebilirsiniz. Ama tükettiğim yağ miktarına dikkat etmek zorundayım. O yüzden kaşar koymayı tercih etmedim. Bu haliyle de gayet güzel kızardı... 200 derecede, önceden ısıtılmış fırında mantarlar pişene kadar tutun.



Mantarlar yakından büyük görünüyor, aslında büyük değiller.



Hem kolay, hem de lezzetli oldu. Ben daha önce canım börek isteyince, böyle bir harç hazırlayıp ekmeklerin üzerine sürerdim. Tarifini burada bulabilirsiniz. Bazen de kabağın içine doldururdum. Onun tarifi de burada... Ama bizim protein ağırlıklı beslenmemiz gerektiği için, son zamanlardaki favori tarifim bu... Böreği de hiç aratmıyor biliyor musunuz? Denemek isteyenlere kolay gelsin...

15 Nisan 2018 Pazar

Issız Kar Taneleri - Kimberley Freeman



Merhabalar! Yine yaklaşık 1 aydır sesim çıkmıyor değil mi? Ama günlerim o kadar yoğun geçiyor ki... Bir türlü buralara uğrayamıyorum. 

Bu arada, tüp mide ameliyatımın üzerinden 6,5 ay geçti. Çok şükür ki, 41 kilodan kurtuldum. Her sabah, verdiğim bu karar için minnet duyarak uyanıyorum. Artık daha hareketli bir insanım. Düzenli olarak yürüyorum, pilatese gidiyorum. Şimdi buna, pilates günlerinde yarım saat de fitness ekledik. Bir taraftan da örgü kursuna devam ediyorum. Yani nasıl akşam oluyor anlamıyorum. Akşamları da erkenden uykum geliyor, yatıyorum. Aslında hayatım düzene girdi. Bütün günüm saat saat, planlı bir şekilde geçiyor. Emek olmadan hiçbir şey olmuyor. İnsanın bunu aklından çıkartmaması gerek...


Lafı uzatmadan kitaba geçeyim en iyisi... Kimberley Freeman en sevdiğim yazarlardan biri... Zümrüt Şelaleleri ve Esir Şarkılar Vadisi dışındaki tüm kitaplarını okudum ve hepsini çok beğendim. Fakat Issız Kar Taneleri, diğer kitaplardan biraz daha farklıydı. Kitap, yine iki farklı zamanda geçiyor, ama arada yüzyıllar yok. 1976 ve 2005 yılları arasını anlatıyor. 

Sofi, Lena ve Natalya, Sovyet Rusyası'nda yaşayan üç kuzendir. Lena ve Natalya'nın babaları, kızları Sofi'nin ailesine emanet edip; ortadan kaybolur. Bundan sonra kızlar, üç kız kardeş gibi büyür. Acı tatlı, pek çok şey yaşarlar. Ama değişmeyen tek şey, bir gün Rusya'dan kurtulup, zengin bir hayat sürme arzularıdır. Bunu gerçekleştirmek için yapmayacakları şey yoktur... 


Yaparlar da... Spolier vermemek için detaylara girmeyeceğim. Ama Rusya'dan çıkmayı başarıp, kendi hayatlarını kurarlar. Fakat, her yıl bir araya gelmeyi ihmal etmezler.  694 sayfalık kitapta, üç kızın mutluluklarını, üzüntülerini, hayal kırıklıklarını okuyorsunuz. İhanet ve sadakat arasında gidip, geliyorsunuz. Bu kadar kalın olmasına rağmen, sürükleyici bir kitap. Ben kendi zamansızlığımdan dolayı 1 ayda ancak bitirebildim. Ama iyi bir okuyucu için 694 sayfa bir çırpıda biter. Kitabı bitireli 15 gün oldu, ancak buraya yazmam da zaman aldı maalesef. 

ARKA KAPAK

Kar taneleri, kaybedilmiş bir çocukluk için dökülen
gözyaşını şefkatle kucaklar...


Sovyetler Birliği'nin geleceğinin belirsizliğinde büyüyen üç kız...
Sofi ve kuzenleri Natalia ile Lena... Aynı hayalleri ve aynı günahları
paylaşacak olan bu üç arkadaş, bir söz verirler. Nerede olurlarsa olsunlar asla birbirlerini bırakmayacaklardır. Ancak kış fırtınayı da beraberinde getirir.

Büyüdükçe her biri farklı yerlere, farklı hayatlara savrulur. Hayatlarına karşı duydukları tatminsizlikler ise kıskançlığa, rekabete ve ihanete yol açacaktır.

Her acıyla daha derin yaralar alan bir dostluk, nefreti de beraberinde 
getirmez mi? Öyle ki bu nefret, içlerinden birinin hayatına son vermek
anlamına geliyorsa...

Peki, her kış masalı mutlu sonla biter mi?

Issız Kar Taneleri, tutkuları uğruna her şeylerini riske atmaktan çekinmeyen üç kadının hikayesini anlatan, kaderin getirdiklerine ve onlarla yetinmeyi bilmeye dair dokunaklı bir Kimberley Freeman romanı.


Ben, kitabı severek okudum. Sadece diğer Kimberley Freeman kitaplarından farklı geldi. Örneğin, Avustralya'nın sıcak doğasını aradım :) Bir de daha önce okuduğum kitap da biraz dramatikti. (Onu da henüz buraya yazmadım) Keşke iki kitap arasında biraz daha pembe gözlüklü bir kitap okusaymışım... Ama yine de güzel bir kitaptı. Bu tür kitapları seviyorsanız, hoşunuza gideceğini düşünüyorum. Bu arada, kitabımın yanındaki örgülerim bitti. Beremi zaten görmüştünüz. (Bir önceki yazıma bakınız.) Hırkamı da bir ara gösteririm size. Mutlu pazarlar, keyifli okumalar diliyorum...



26 Mart 2018 Pazartesi

Açıklamalı Ponçik (Ahududu) Bere


Merhabalar! Buralara daha sık uğramaya çalıştıkça uzak kalıyorum. Bu bereyi geçen hafta bitirdim, buraya ekleyeceğim diye instagrama da koymadım, ama bir türlü yazamadım...

Bu yıl sonbahardan beri, bir ponçik sevdasıdır gidiyor. Herkes ponçik hırka ördü. Ben ise, kilo veriyorum diye uzak durdum. Ama örmeyi de çok istiyordum. Sonunda işlerimi ayarlayıp, kendime bu bereyi ördüm. Boyunlık da örmeye niyetliyim. Ama gelin görün ki, bereme kızım el koydu :)) Şimdi kendime yenisini örmem gerek... Olsun, zaten ben bu modeli örmeyi çok sevdim. 

Aslında model, eskiden beri var olan ahududu modeli... Youtuba girip, ahududu modeli diye aradığınızda pek çok video ile karşılaşıyorsunuz. Ben burada size beremin ölçülerini vereceğim. Saçlarım kısa olduğu için, arkadan sarkan bere modellerini kullanmayı daha çok seviyorum. O yüzden kendime ördüğüm bereleri hep aynı türde yapıyorum.



İpim Nako Ombre, 4 ve 6 numaralı şişleri kullandım. 4 numaralı şişe 98 ilmek attım. 96 ilmek örneği kurmak için, başlardaki 2 ilmek ise kenar ilmekleri. Bazı insanlar kenar ilmeklerini örmeden alırlar. Bense, örerek alındığında kenarların daha düzgün durduğunu düşünüyorum. 7 cm kadar bir ters, bir düz lastik ördüm. Sonra elime 6 numaralı şişimi aldım ve örgüye onunla devam ettim. Örneği düz yüzde kuracağız. 1 kenar ilmeğini ters ördüm. Bunu her sıra sonunda ve başında yapmayı unutmayın. Bu ilmekler örnek sayımıza dahil değil. Sonra 3 ters, 1 düz; 3 ters, 1 düz olarak sıra sonuna kadar devam ettim. Son ilmeği yine ters ördüm. Arka sırada ilmekleri gördüğüm gibi, yani ön yüzde düz ördüklerimi ters; ters ördüklerimi düz olarak ördüm. İkinci sırada yine kenar ilmeğinden sonra 3 ters ördüm. İpim öndeyken, bir önceki sırada düz ördüğüm ilmeğin içinden 7 ilmek çıkarttım. Sonra yine 3 ters ördüm. Buradaki düz ilmeği aynen düz ördüm. (Yani alt sırada kurduğumuz 3 ters 1 düz ilmeklerdeki 1 düzlerin birine ahududu yapacağız, birine yapmayacağız ki; ahududular üst üste binmesin.) Yine 3 ters ördüm ve ipim öndeyken 1 düzden 7 ilmek çıkarttım. 3 ters, 1 düz, 3 ters ördükten sonra yine ipim öndeyken düz ilmekten 7 ilmek çıkarttım. Sıra sonuna kadar böyle devam edip, son ilmeği (kenar ilmeği) ters ördüm. Tabii ilmek sayınız 176 falan oluyor, şaşırmayın. Doğru yoldasınız :) Örgünün tersinde her zaman ilmekleri gördüğümüz gibi örüyoruz. Ahududuları da ters örmeyi unutmuyoruz. Tam 12 adet ahududu olması gerek. Bu şekilde devam ederek 5 sıra örüyoruz. Altıncı sırada ahududuları kaydıracağız. Ters ilmeklerde hiçbir değişiklik yok. Yalnızca çıkarttığımız 7 ilmeği toplayarak 1 düz ilmek haline getiriyoruz. Bu sefer, aşağıda düz olarak ördüğümüz ilmeklerden 7 ilmek çıkartıyoruz. Burada 13 ahududumuz oluyor.  Böyle anlatınca akıl karıştırıcı olabilir. Ama dediğim gibi, ahududu modeli diye aradığınızda pek çok video bulabilirsiniz. 


Lastikten sonra 7 tane ponçik (ahududu) olana kadar ördüm. Yedinci ahududuları toplarken yeni ahududu yapmadım. Yani modelin en başındaki gibi 3 ters, 1 düz, 3 ters ördüm. Tersleri geldiği gibi örmeye devam ettim. Sonraki sırada 3 tersleri 2 ye düşürdüm. Düzleri aynen ördüm. Daha sonraki sırada 2 tersleri 1'e düşürdüm, düz ilmekleri aynen ördüm. Bu sefer kalan 1 ters ve 1 düz ilmeği birlikte ters ördüm. Örnek 1 ters, 1 düz oldu. En sonunda, kalan tüm ilmekleri ipe geçirip büzdüm ve gizli dikişle bereyi bitirdim.

Berenin arkası da böyle oldu...


Ben keyifle ördüm, kızım da severek giyiyor. Gerçi artık bere havası kalmadı ama, şimdi örerseniz seneye hazır olur. Takıldığınız bir yer olursa seve seve yardımcı olmaya çalışırım.

Bu bereye kursa gitmeden önce başlamıştım. Aralarda bitireyim dedim. Orada kendime büyük, salaş bir hırka örüyorum. O yüzden araya başka iş sokmak istemiyorum. Yoksa buna bir de boyunluk örmem lazım. Bakalım, bileklerim izin verirse sırayla hepsi örülür ve kışa hazır olur...




16 Mart 2018 Cuma

Kuğulu Parktan Geçerken


Merhabalar! Umarım hepiniz iyisinizdir. Ankara'da bazen bahar havası, bazen de ılık kış havası yaşıyoruz. Bu günlerde sık sık yağmur yağıyor ki; bu durum kurak geçen kıştan sonra ilaç gibi geliyor. Ben de, bu yazımda paylaşacağım fotoğrafları böyle yağmurlu bir günde çektim.

Beni takip edenler, eylül sonunda tüp mide ameliyatı olduğumu bilir. O andan itibaren benim için zor, ama keyifli bir süreç başladı. Şu anda altıncı ayımın içindeyim. Bu 5,5 ayda hayatımda pek çok şey değişti. Şimdilik 36 kilo verdim ve vermeye devam ediyorum. Burada uzun uzun yaşadıklarımı anlatmayacağım tabii... Eh, sözü niye buraya getirdin o zaman dediğinizi duyar gibiyim :) (Ama soran olursa seve seve deneyimlerimi paylaşırım.) Bunları anlatmamın nedeni, benim huyumun, suyumun iyi anlamda değişmesi... Ben 131 kiloyken evden çıkmak istemiyordum. İnsanlarla yüz yüze görüşmemek için türlü bahaneler buluyordum. Artık evde oturmak istemiyorum. Tabii, bu kışı yürüyüş yapmak dışında yine evde geçirdim. Ama bu, grip salgınından korunmak içindi. Hemen hemen her gün açık havada yürüyorum. İki aydır haftanın üç günü pilatese gidiyorum. Evet, pilatese zorunluluktan başladım. Fakat şu anda büyük keyif alıyorum. 

Veeee sıkı durun... Son olarak da, örgü kursuna yazıldım. Bunu tamamen sosyalleşmek için yaptım. Yanımda benimle aynı şeylerden hoşlanan, birlikte oturup, örgü örebileceğim insanlar olsun istedim. Çünkü benim çevremde kimse örgü örmüyor. Örgü örmeyi seven insanlar birlikte örmenin, model ve fikir alışverişi yapmanın ne kadar keyifli olduğunu bilirler... Ben örebildiğim kadarıyla insanlara yardımcı olmaya çalışırım. Ama artık insanlarla kanlı canlı da görüşmek istedim.

İşte bu yüzden modern ve güzel örgüleriyle dikkatimi çeken Serap Koçak ile iletişime geçtim. Tunalı Hilmi Caddesi'deki Aynalı Çarşıda, Ankara Lanoso Clupta ders verdiğini öğrendim. Bu çarşamba ilk dersime katıldım. Gerçekten çok eğlenceli ve keyifli zaman geçirdim. İnsan ne kadar bilirse bilsin, yine de öğrenecek çok şeyi oluyor. Öncelikle basit, ama şık bir hırka örüyorum. Bitince sizinle de paylaşırım.

İşte Kuğulu Parktaki bu fotoğrafları da o gün çektim. Lafı yine çok uzattığımı biliyorum. Önceleri dertten yazıyordum; şimdi heyecandan yazıyorum :) Susuyorum ve sizi fotoğraflarla baş başa bırakıyorum...
















Önce çiseleyen yağmurun altında Kuğulu Parkta geçirdiğim zaman, ardından da hoş sohbet ve örgü dolu keyifli saatler... Önümüzdeki çarşambayı iple çekiyorum. Bakalım ortaya neler çıkacak? Gerçi bitmiş işlerim var. Fotoğraflarını çekebilirsem, önce onları paylaşırım sizlerle. En kısa zamanda görüşmek üzere...


Görüşleriniz Benim İçin Değerlidir!

Zaman ayırıp, yorum yaptığınız için teşekkür ederim. Yorumlarınız onaylandıktan sonra görüntülenecektir. Reklam ve hakaret içeren yorumları yayınlamıyorum. Düşüncelerinizi bekliyorum...