7 Haziran 2018 Perşembe

Deniz Feneri Yolu - Debbie Macomber



Merhabalar! Haziran da geldi... Hâlâ birdenbire indiren şiddetli yağmurlarla boğuşsak da, havalar iyice ısındı. Ben de deniiizzz, güneeeeşşş, kuuuummm diye sayıklamaya başladım :))  Deniz kenarında yaşayanlar bu konuda çok şanslılar. Sahile iniverdiler mi, mis gibi deniz havasını içlerine çekiyorlar... Şimdi bunları neden mi yazıyorum? Çünkü son bitirdiğim kitap, Sedir Koyu'nda geçiyor. Karakterler deniz kenarında oturuyor, yürüyor, çaylarını kahvelerini yudumluyor... Tamam tamam, daha fazla deniz özlemimi yazmayacağım :))



Debbie Macomber benim en sevdiğim yazarlardan biridir. Bunun en büyük nedeni de, hayata karşı iyimser bir bakış açısı olmasıdır. Debbie Macomber romanlarını okurken, kitabın sonunda her şeyin yoluna gireceğini bilirsiniz. Bu durum bazı okurların hoşuna gitmeyebilir tabii, ama ben seviyorum. Hayatımın son 15 yılı türlü zorluklar, mücadelelerle geçti. Hem ruhum, hem bedenim yorgun düştü. Artık daha iyimser şeyler okumak, izlemek istiyorum. Bu yüzden de pek çok kitapseverin küçümsediği, bu tarz kitapları tercih ediyorum.

Deniz Feneri Yolu, Sedir Koyu serisinin ilk kitabı. Debbie Macomber severler çoktan okumuştur. Ben de yıllarca kitaplığımda beklettim. Nedense, bu seriye başlayamadım bir türlü... Kitapta, yargıç Olivia ve ailesini,  kütüphaneci Grace ve ailesini, bebeğini kaybettiği için bunalıma giren Cecilia'nın yaşadıklarını okuyorsunuz. Daha önce Gül Limanı Oteli serisini okuduğum için, karakterlerin bazılarıyla tanışmıştım. O yüzden çok zorlanmadım. Olivia'nın annesi, kitaptaki en sevdiğim karakterlerden biri oldu. (Örgüsünü elinden hiç düşürmediği için olabilir mi?) En sevmediğim karakter ise, Olivia'nın müstakbel damadı Warren oldu. Kitabıma genellikle çayım, bazen de örgüm eşlik etti...



ARKA KAPAK

Her kadının bir hikayesi vardır...

Sevgili okur. Henüz beni tanımıyorsun.
Fakat bu durum birazdan değişecek çünkü seni evime,
yaşadığım yere davet ediyor; ailem, arkadaşlarım ve 
komşularımla tanışmanı istiyorum.
Gel hadi, hikayelerimizi öğren, hatta belki sırlarımızı da...

Yolunuzun kesiştiği her insanın az veya çok hayatınıza bir şey
kattığı gerçeğini bilirsiniz. İnsan ilişkileri üzerine özellikle eğilen,
hayatın içinden seçtiği olaylardan yola çıkarak yazdığı
romanlarıyla geniş kitlelerin beğenisini kazanan Debbie
Macomber, bu kez yeni karakterlerin birbirlerine geçmiş
hikayeleriyle karşınıza çıkıyor. Hiç bilmediğiniz ama tanımaktan
büyük keyif alacağınız bu insanların yaşamlarına dahil olurken
kimi zaman sevinecek, kimi zaman üzülecek, şaşırtıcı olaylara 
tanık olurken çoğu zaman heyecanlanacaksınız.




Arka kapakta da anlatıldığı gibi; sıcak, güzel hikayelerle dolu bir kitaptı. Aslında geçen hafta bitti, ama ancak yazma fırsatı bulabildim. Oldukça beğendiğim bir kitap oldu. Hatta seriyi arka arkaya okuyayım dedim, ama belki sıkıcı olur diye vazgeçtim. Hâlâ okumadıysanız ve bu tür kitapları seviyorsanız öneririm. Hepinize keyifli okumalar dilerim...

25 Mayıs 2018 Cuma

Unsuz Şekersiz Browni - Dilara Koçak Tarifi



Merhabalar! Bugün lafı fazla uzatmayı düşünmüyorum. (Becerebilirsem tabii :)) Pazartesi günü tüp mide ameliyatı olalı 8 ay bitiyor. Göğsümü gere gere, bu süre içinde hiç kaçamak yapmadım diyebilirim. Tabii ki misafirim geldi, tabii ki börek çörek, tatlı, pasta yaptım. Zaten evdekiler de zaman zaman bu tür şeyler yemek istiyorlar. Ama ben bu yaptıklarımdan sadece bir çatal tatmakla yetindim. Artık böyle beslenmeye alıştığımı da düşünüyorum. Fakat, ilerisi için alternatif tarifler de arıyorum. Yani ideal kiloma indiğimde, tabii ki ben de böyle şeyler yiyeceğim. Eski hatama düşmemek kaydıyla... Artık sağlıklı alternatifler ve porsiyon kontrolü hayatımın merkezinde...

İşte bu tarifle de böyle tanıştım. Dilara Hanım'ı uzun zamandır takip ederim. Zaman zaman tariflerini de denerim. Evde keçiboynuzu tozum vardı. Daha ameliyat olmadan önce almıştım. Bir türlü kullanmak kısmet olmamıştı. Ameliyattan sonra da bir kez süte karıştırıp içeyim dedim, ama kokusu iyi gelmedi. Bu tarifi gördüğümde denemeyi aklıma koydum. Fakat, özel bir günde denemek istedim. Bu kez misafirlerim, ya da evdekiler için değil; kendim için yaptım. Çünkü bugün benim doğum günüm :) Bu da benim doğum günü pastam :))




Becerebilirsem, aşağıda Dilara Hanım'ın videosunun linkini de vereceğim. Ama,buraya tarifi de yazayım dedim...




MALZEMELER:

2 Yumurta
7 Adet hurma ( benim hurmalarım ramazanda marketlerde satılan küçük hurmalardandı. O yüzden 13 tane kullandım.)
1/2 çay bardağı hindistancevizi yağı ve zeytinyağı karışımı (Ben sadece zeytinyağı kullandım.)
1 çay bardağı keçiboynuzu tozu
1 yemek kaşığı tepeleme kakao
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
5 adet ceviz
Çok az süt

YAPILIŞI:

Benim hurmalarım yumuşaktı, o yüzden sıcak suda bekletmedim. Hurmaların çekirdeklerini çıkartıp, robota attım. Rahat çekilebilmesi için 2, yemek kaşığı kadar süt ekledim. Krem haline gelene kadar robotta çektim. Ayrı bir kapta 2 yumurtayı çırptım. Üzerine yağı ekledim. İri çektiğim cevizleri ve hurmaları da karıştırdıktan sonra, diğer malzemeleri de ekledim. Kek kıvamına gelene kadar çırptım. En küçük boy kare borcama yağlı kağıt serip, karışımı içine döktüm. 170 derece fırında pişirdim.




Benim gibi keçiboynuzu kokusunu sevmiyorsanız da endişelenmeyin. Keki yaparken kokuyu alsanız da; piştikten sonra kakao, keçiboynuzunun kokusunu bastırmış.




Tadı ise bence muhteşem... Üstelik içinde zararlı hiçbir malzeme yok. Rafine şeker ve un kullanılmaması çok hoşuma gitti. 




Keçiboynuzunun yararları ise cabası... Evdekiler de çok beğendiğine göre, bu browni artık benim başucu tariflerimden biri olacak. Bu kadar çok fotoğraf çekmemden ne kadar beğendiğimizi anlamışsınızdır herhalde :))




Ama ne kadar masum olursa olsun, porsiyon kontrolü çok önemli. İşte bu da, benim payıma düşen miktar. Kekin tamamından dokuz dilim çıktı. Benim tabağımda yarım dilim var. Bunu da meyve ara öğünüm yerine yedim. Siz tüp mideli değilseniz, bir dilimi gönül rahatlığıyla yiyebilirsiniz. Ben Dilara Koçak'ın yalancısıyım :))

Eğer Dilara Hanım'ın videosunu izlemek isterseniz, youtube kanalına bir uğrayın derim. İşte bu videonun linki de burada...

Keçiboynuzu tozunu aktarlarda bulabilirsiniz. Sağlıklı beslenmeye özen gösteriyorsanız, bu tadı da deneyin derim...








18 Mayıs 2018 Cuma

Eliptik Bisiklet Aldım



Merhabalar! Buraları gerçekten özlüyorum. Ama sık sık uğrayamıyorum maalesef. Kendimi kurulmuş saat gibi hissediyorum. Tabii, bu durumdan şikayetçi olduğumu düşünmeyin sakın. Çalışırken bile bu kadar düzenli yaşamıyordum ben...

Son dört aydır haftanın üç günü pilatese gidiyordum. Sıkılaşma ve esneklik anlamında çok yararını gördüm. Özellikle de son 13 yılımı morbid obez olarak geçirdikten sonra, yeniden böyle hareketli olabileceğimi rüyamda görsem inanmazdım :)) Ama yaz tatili yaklaştı. Okullar kapanınca, haklı olarak kızım daha çok ilgi bekleyecek benden. Bu yüzden pilatese yaz boyunca ara vermeyi düşünüyorum. Tabii bu, hareketsiz olacağım anlamına gelmiyor. 

Tüp mide ameliyatı olalı sekiz ay bitmek üzere ve ben 47 kiloya yakın bir kilo verdim.  Ameliyat, bana verilmiş altın bir anahtardı. Bu süreçte doktorum ve diyetisyenim ne dediyse, harfiyen uyguladım. Hedef kiloma ulaşmak için hala bir miktar yolum var. Ama çoğu gitti, azı kaldı. Bana söylenen en önemli şeylerden biri de, sporu hayatımın bir parçası haline getirmemdi... Başlangıçta zor da olsa, bunu yapmayı başardım. Pilatese ara versem de, yürüyüşlere devam ediyorum. Sadece yürüyüş yeterli olmayacağı için bir de eliptik bisiklet edindim.



İşte bisikletim bu... Arkadaki dağınıklığın kusuruna bakmayın. Burası, benim küçük, sevimli oturma odam aslında. Ama evdeki herkes eline geçen her şeyi bu odaya atıyor. Hal böyle olunca da, burayı düzenli tutmak biraz güç oluyor :)  Bahaneyle kitaplığımın bir kısmını da göstermiş oldum size... Bu kitapların çoğunu okudum, bir kısmı da okunmayı bekliyor. Bir bu kadar da antredeki kitaplığımda var... Evet, hala kitap okumayı ve örgü örmeyi çok seviyorum. Ama artık, spor yapmayı da seviyorum. Özellikle de bu alet çok hoşuma gitti. Eşim dün A101'den aldı. Aynı, dikiş makinesi maceram gibi bir macera yaşadık yani :)) Dün sabah, saat sekiz buçukta eşimi A101'e yolladım. Yazık, adamcağız bir de oruçluydu. Taşımayı gözüm yese ben giderdim ama, o bile zor getirmiş. Zaten bir tane gelmiş, onu da eşim kapmış:) Tabii, demonte olarak geldi. Ben eşimi bisikletle baş başa bırakıp, teyzeme gittim. Döndüğümde bisikletim kurulmuş, beni bekliyordu. Durur muyum, akşam hemen denedim. Gerçekten zor, ama bir o kadar da eğlenceli. Bu akşam iftara misafirim var. Buna rağmen işimin arasında kaçıp kaçıp, bisiklete bindim. Düşünün, o kadar eğlenceli... Tabii 5 - 10 dakika binip, işime geri döndüm her seferinde. Artık, yarından itibaren her gün 30 dakika binmeye çalışırım. Tabii ilk günlerde o kadar uzun binebilir miyim bilmiyorum...

İşte, benden haberler şimdilik bu kadar. Belki yazımı okuyup, hevese gelen birileri olur. Ne olur, hayatınıza hareketi katın. Ben ettim, siz etmeyin...

5 Mayıs 2018 Cumartesi

Küçük Siyah Elbise - Susan Mcbride


Merhabalar! Umarım hafta sonunuz güzel geçiyordur. Ankara'da havalar çok güzeldi, ancak şu anda gökyüzü simsiyah. Uzaktan gök gürültüsü sesleri geliyor. Sanırım birazdan seller gidecek. Yani, tam kitap okumalık bir hava var... Ben istediğim hızda okuyamıyorum, ama kitaplardan da uzak kalmıyorum neyse ki... (Ve beklenen yağmur, feci bir şekilde geldi...)



Kitabın mistik bir yönü de var. Oldukça sürükleyici ve merak uyandırıcı... Evie artık yaşlanmıtır. Eski günleri hatırlamak için tavan arasına çıkar ve o sihirli siyah elbiseyi bulup, üzerine giyer. O sırada fenalaşır ve hastaneye kaldırılır. Başka bir şehirde yaşayan kızı Toni, bunu duyunca apar topar doğduğu kasabaya döner. Son zamanlarda annesiyle arası pek iyi değildir ve bunu telafi edememekten korkmaktadır. Evie ise, komadayken geçmişi hatırlamaktadır. Evie ve Anna birbirlerinden farklı iki kardeştir. Evie ne kadar akıllı ve oturaklıysa; Anna da o kadar güzel ve ele avuca sığmaz biridir. Babası Anna'yı istemediği biriyle evlendirmek istemektedir. Anna, önceleri bu duruma razıymış gibi görünür. Düğünden bir gün önce, iki kardeş alışverişe çıkar. Dükkanın birinde çok güzel siyah bir elbise görürler. Dükkandaki çingene kadın, bu elbisenin çok özel olduğunu ve giyenin, kaderini gördüğünü söyler. Evie korkar ve gitmek ister, ama Anna elbiseyi alır. Ertesi gün ise, bu evliliği yapamayacağını söyleyerek ortadan kaybolur. İşte her şey böyle başlar...

ARKA KAPAK

Bu küçük siyah elbiseyle ilgili bu kadar büyüleyici olan şey nedir?

Annemin apar topar hastaneye kaldırılmasından önce üzerine bu
elbiseyi giymesinin bir sebebi olmalı. Hele ki, şimdi Blue Hills'e 
dönmüş ve teyzemle ilgili annemin yıllardır benden sakladığı şeyleri
öğrenmişken bu işin peşini kolay kolay bırakamam.
Yıllar önce iki kız kardeşin arasını açan, insanlara hiç ummadıkları anlarda 
yepyeni yollar sunan ve ailemizin kadınlarını garip bir kaderle birbirine
bağlayan şey bu siyah elbise olabilir mi?

Gerçekleri öğrenmem için önce onu giymem gerek...


"Minik siyah bir elbisesi olmayan kadının geleceği de yoktur."
                                                                                 Coco Chanel




Bu, Susan Mcbride'ın okuduğum ikinci kitabı. Diğeri de Kızılderili ve Çingene idi. O da mistik bir hava taşıyordu ve çok beğenmiştim. Fikirlerimi merak ederseniz, buradan okuyabilirsiniz...   

Küçük Siyah Elbiseyi de severek okudum. Keşke Susan Mcbridge'ın başka kitapları da Türkçe'ye çevrilse... Polisiye ile fazla aram yok, ama biraz gizem de keyifli oluyor hani...

Ben her seferinde dediğim gibi, daha çok kitap okuyabilmeyi dileyerek izninizi istiyorum. En kısa zamanda görüşmek üzere...


24 Nisan 2018 Salı

Fırında Lor Peynirli Mantar Dolması (Nam-ı Diğer Diyet Börek)



Merhabalar! Havalar güzel giderken, insanın içi kıpır kıpır oluyor. Ben hiç evde durmak istemiyorum. Ama bugünlerde kendimi biraz yorgun hissetmeye başladım. Bahar yorgunluğu olsa gerek diye düşünüyorum. Yakında tahlillerim yapılacak, bakalım eksik gedik bir şeyler var mı? Gıdasız kalmamak için, yediğime içtiğime çok dikkat ediyorum. Doktorum, diyetisyenim ne dediyse aynen uyguluyorum. Şu ana kadar demir eksikliği dışında bir sorun yaşamadım. Zaten o da benim eski sorunum. Bu yorgunluğu da çözersek iyi olacak...



Şimdi yine sağlıklı bir tarifle karşınızdayım. Üstelik benim gibi tüp mideli olan, ya da diyette olup; canı börek isteyenler için de güzel bir alternatif. Genellikle bu tarifin tereyağlı ve kaşar peynirli versiyonu yapılıyor. Eminim bunu da yapanınız çoktur... 

Önce mantarları yıkayıp, saplarını çıkartıyoruz...



Sonra, ayrı bir yerde lor peynirinin içine dereotu ve maydanoz doğruyoruz. İsterseniz taze soğan da doğrayabilirsiniz. (Şimdi aklıma geldi.) Ben yağ koymadığım için, harcın içine bir de yumurta kırdım. Böylece protein oranı da arttı. Biraz da tuz ekleyin, işte size güzel bir börek harcı...



Ardından, hazırladığınız harcı mantarların içine doldurun. 



Mantarların saplarını da ziyan etmeyin tabii...



Siz üzerine kaşar rendesi de ekleyebilirsiniz. Ama tükettiğim yağ miktarına dikkat etmek zorundayım. O yüzden kaşar koymayı tercih etmedim. Bu haliyle de gayet güzel kızardı... 200 derecede, önceden ısıtılmış fırında mantarlar pişene kadar tutun.



Mantarlar yakından büyük görünüyor, aslında büyük değiller.



Hem kolay, hem de lezzetli oldu. Ben daha önce canım börek isteyince, böyle bir harç hazırlayıp ekmeklerin üzerine sürerdim. Tarifini burada bulabilirsiniz. Bazen de kabağın içine doldururdum. Onun tarifi de burada... Ama bizim protein ağırlıklı beslenmemiz gerektiği için, son zamanlardaki favori tarifim bu... Böreği de hiç aratmıyor biliyor musunuz? Denemek isteyenlere kolay gelsin...

15 Nisan 2018 Pazar

Issız Kar Taneleri - Kimberley Freeman



Merhabalar! Yine yaklaşık 1 aydır sesim çıkmıyor değil mi? Ama günlerim o kadar yoğun geçiyor ki... Bir türlü buralara uğrayamıyorum. 

Bu arada, tüp mide ameliyatımın üzerinden 6,5 ay geçti. Çok şükür ki, 41 kilodan kurtuldum. Her sabah, verdiğim bu karar için minnet duyarak uyanıyorum. Artık daha hareketli bir insanım. Düzenli olarak yürüyorum, pilatese gidiyorum. Şimdi buna, pilates günlerinde yarım saat de fitness ekledik. Bir taraftan da örgü kursuna devam ediyorum. Yani nasıl akşam oluyor anlamıyorum. Akşamları da erkenden uykum geliyor, yatıyorum. Aslında hayatım düzene girdi. Bütün günüm saat saat, planlı bir şekilde geçiyor. Emek olmadan hiçbir şey olmuyor. İnsanın bunu aklından çıkartmaması gerek...


Lafı uzatmadan kitaba geçeyim en iyisi... Kimberley Freeman en sevdiğim yazarlardan biri... Zümrüt Şelaleleri ve Esir Şarkılar Vadisi dışındaki tüm kitaplarını okudum ve hepsini çok beğendim. Fakat Issız Kar Taneleri, diğer kitaplardan biraz daha farklıydı. Kitap, yine iki farklı zamanda geçiyor, ama arada yüzyıllar yok. 1976 ve 2005 yılları arasını anlatıyor. 

Sofi, Lena ve Natalya, Sovyet Rusyası'nda yaşayan üç kuzendir. Lena ve Natalya'nın babaları, kızları Sofi'nin ailesine emanet edip; ortadan kaybolur. Bundan sonra kızlar, üç kız kardeş gibi büyür. Acı tatlı, pek çok şey yaşarlar. Ama değişmeyen tek şey, bir gün Rusya'dan kurtulup, zengin bir hayat sürme arzularıdır. Bunu gerçekleştirmek için yapmayacakları şey yoktur... 


Yaparlar da... Spolier vermemek için detaylara girmeyeceğim. Ama Rusya'dan çıkmayı başarıp, kendi hayatlarını kurarlar. Fakat, her yıl bir araya gelmeyi ihmal etmezler.  694 sayfalık kitapta, üç kızın mutluluklarını, üzüntülerini, hayal kırıklıklarını okuyorsunuz. İhanet ve sadakat arasında gidip, geliyorsunuz. Bu kadar kalın olmasına rağmen, sürükleyici bir kitap. Ben kendi zamansızlığımdan dolayı 1 ayda ancak bitirebildim. Ama iyi bir okuyucu için 694 sayfa bir çırpıda biter. Kitabı bitireli 15 gün oldu, ancak buraya yazmam da zaman aldı maalesef. 

ARKA KAPAK

Kar taneleri, kaybedilmiş bir çocukluk için dökülen
gözyaşını şefkatle kucaklar...


Sovyetler Birliği'nin geleceğinin belirsizliğinde büyüyen üç kız...
Sofi ve kuzenleri Natalia ile Lena... Aynı hayalleri ve aynı günahları
paylaşacak olan bu üç arkadaş, bir söz verirler. Nerede olurlarsa olsunlar asla birbirlerini bırakmayacaklardır. Ancak kış fırtınayı da beraberinde getirir.

Büyüdükçe her biri farklı yerlere, farklı hayatlara savrulur. Hayatlarına karşı duydukları tatminsizlikler ise kıskançlığa, rekabete ve ihanete yol açacaktır.

Her acıyla daha derin yaralar alan bir dostluk, nefreti de beraberinde 
getirmez mi? Öyle ki bu nefret, içlerinden birinin hayatına son vermek
anlamına geliyorsa...

Peki, her kış masalı mutlu sonla biter mi?

Issız Kar Taneleri, tutkuları uğruna her şeylerini riske atmaktan çekinmeyen üç kadının hikayesini anlatan, kaderin getirdiklerine ve onlarla yetinmeyi bilmeye dair dokunaklı bir Kimberley Freeman romanı.


Ben, kitabı severek okudum. Sadece diğer Kimberley Freeman kitaplarından farklı geldi. Örneğin, Avustralya'nın sıcak doğasını aradım :) Bir de daha önce okuduğum kitap da biraz dramatikti. (Onu da henüz buraya yazmadım) Keşke iki kitap arasında biraz daha pembe gözlüklü bir kitap okusaymışım... Ama yine de güzel bir kitaptı. Bu tür kitapları seviyorsanız, hoşunuza gideceğini düşünüyorum. Bu arada, kitabımın yanındaki örgülerim bitti. Beremi zaten görmüştünüz. (Bir önceki yazıma bakınız.) Hırkamı da bir ara gösteririm size. Mutlu pazarlar, keyifli okumalar diliyorum...



26 Mart 2018 Pazartesi

Açıklamalı Ponçik (Ahududu) Bere


Merhabalar! Buralara daha sık uğramaya çalıştıkça uzak kalıyorum. Bu bereyi geçen hafta bitirdim, buraya ekleyeceğim diye instagrama da koymadım, ama bir türlü yazamadım...

Bu yıl sonbahardan beri, bir ponçik sevdasıdır gidiyor. Herkes ponçik hırka ördü. Ben ise, kilo veriyorum diye uzak durdum. Ama örmeyi de çok istiyordum. Sonunda işlerimi ayarlayıp, kendime bu bereyi ördüm. Boyunlık da örmeye niyetliyim. Ama gelin görün ki, bereme kızım el koydu :)) Şimdi kendime yenisini örmem gerek... Olsun, zaten ben bu modeli örmeyi çok sevdim. 

Aslında model, eskiden beri var olan ahududu modeli... Youtuba girip, ahududu modeli diye aradığınızda pek çok video ile karşılaşıyorsunuz. Ben burada size beremin ölçülerini vereceğim. Saçlarım kısa olduğu için, arkadan sarkan bere modellerini kullanmayı daha çok seviyorum. O yüzden kendime ördüğüm bereleri hep aynı türde yapıyorum.



İpim Nako Ombre, 4 ve 6 numaralı şişleri kullandım. 4 numaralı şişe 98 ilmek attım. 96 ilmek örneği kurmak için, başlardaki 2 ilmek ise kenar ilmekleri. Bazı insanlar kenar ilmeklerini örmeden alırlar. Bense, örerek alındığında kenarların daha düzgün durduğunu düşünüyorum. 7 cm kadar bir ters, bir düz lastik ördüm. Sonra elime 6 numaralı şişimi aldım ve örgüye onunla devam ettim. Örneği düz yüzde kuracağız. 1 kenar ilmeğini ters ördüm. Bunu her sıra sonunda ve başında yapmayı unutmayın. Bu ilmekler örnek sayımıza dahil değil. Sonra 3 ters, 1 düz; 3 ters, 1 düz olarak sıra sonuna kadar devam ettim. Son ilmeği yine ters ördüm. Arka sırada ilmekleri gördüğüm gibi, yani ön yüzde düz ördüklerimi ters; ters ördüklerimi düz olarak ördüm. İkinci sırada yine kenar ilmeğinden sonra 3 ters ördüm. İpim öndeyken, bir önceki sırada düz ördüğüm ilmeğin içinden 7 ilmek çıkarttım. Sonra yine 3 ters ördüm. Buradaki düz ilmeği aynen düz ördüm. (Yani alt sırada kurduğumuz 3 ters 1 düz ilmeklerdeki 1 düzlerin birine ahududu yapacağız, birine yapmayacağız ki; ahududular üst üste binmesin.) Yine 3 ters ördüm ve ipim öndeyken 1 düzden 7 ilmek çıkarttım. 3 ters, 1 düz, 3 ters ördükten sonra yine ipim öndeyken düz ilmekten 7 ilmek çıkarttım. Sıra sonuna kadar böyle devam edip, son ilmeği (kenar ilmeği) ters ördüm. Tabii ilmek sayınız 176 falan oluyor, şaşırmayın. Doğru yoldasınız :) Örgünün tersinde her zaman ilmekleri gördüğümüz gibi örüyoruz. Ahududuları da ters örmeyi unutmuyoruz. Tam 12 adet ahududu olması gerek. Bu şekilde devam ederek 5 sıra örüyoruz. Altıncı sırada ahududuları kaydıracağız. Ters ilmeklerde hiçbir değişiklik yok. Yalnızca çıkarttığımız 7 ilmeği toplayarak 1 düz ilmek haline getiriyoruz. Bu sefer, aşağıda düz olarak ördüğümüz ilmeklerden 7 ilmek çıkartıyoruz. Burada 13 ahududumuz oluyor.  Böyle anlatınca akıl karıştırıcı olabilir. Ama dediğim gibi, ahududu modeli diye aradığınızda pek çok video bulabilirsiniz. 


Lastikten sonra 7 tane ponçik (ahududu) olana kadar ördüm. Yedinci ahududuları toplarken yeni ahududu yapmadım. Yani modelin en başındaki gibi 3 ters, 1 düz, 3 ters ördüm. Tersleri geldiği gibi örmeye devam ettim. Sonraki sırada 3 tersleri 2 ye düşürdüm. Düzleri aynen ördüm. Daha sonraki sırada 2 tersleri 1'e düşürdüm, düz ilmekleri aynen ördüm. Bu sefer kalan 1 ters ve 1 düz ilmeği birlikte ters ördüm. Örnek 1 ters, 1 düz oldu. En sonunda, kalan tüm ilmekleri ipe geçirip büzdüm ve gizli dikişle bereyi bitirdim.

Berenin arkası da böyle oldu...


Ben keyifle ördüm, kızım da severek giyiyor. Gerçi artık bere havası kalmadı ama, şimdi örerseniz seneye hazır olur. Takıldığınız bir yer olursa seve seve yardımcı olmaya çalışırım.

Bu bereye kursa gitmeden önce başlamıştım. Aralarda bitireyim dedim. Orada kendime büyük, salaş bir hırka örüyorum. O yüzden araya başka iş sokmak istemiyorum. Yoksa buna bir de boyunluk örmem lazım. Bakalım, bileklerim izin verirse sırayla hepsi örülür ve kışa hazır olur...




16 Mart 2018 Cuma

Kuğulu Parktan Geçerken


Merhabalar! Umarım hepiniz iyisinizdir. Ankara'da bazen bahar havası, bazen de ılık kış havası yaşıyoruz. Bu günlerde sık sık yağmur yağıyor ki; bu durum kurak geçen kıştan sonra ilaç gibi geliyor. Ben de, bu yazımda paylaşacağım fotoğrafları böyle yağmurlu bir günde çektim.

Beni takip edenler, eylül sonunda tüp mide ameliyatı olduğumu bilir. O andan itibaren benim için zor, ama keyifli bir süreç başladı. Şu anda altıncı ayımın içindeyim. Bu 5,5 ayda hayatımda pek çok şey değişti. Şimdilik 36 kilo verdim ve vermeye devam ediyorum. Burada uzun uzun yaşadıklarımı anlatmayacağım tabii... Eh, sözü niye buraya getirdin o zaman dediğinizi duyar gibiyim :) (Ama soran olursa seve seve deneyimlerimi paylaşırım.) Bunları anlatmamın nedeni, benim huyumun, suyumun iyi anlamda değişmesi... Ben 131 kiloyken evden çıkmak istemiyordum. İnsanlarla yüz yüze görüşmemek için türlü bahaneler buluyordum. Artık evde oturmak istemiyorum. Tabii, bu kışı yürüyüş yapmak dışında yine evde geçirdim. Ama bu, grip salgınından korunmak içindi. Hemen hemen her gün açık havada yürüyorum. İki aydır haftanın üç günü pilatese gidiyorum. Evet, pilatese zorunluluktan başladım. Fakat şu anda büyük keyif alıyorum. 

Veeee sıkı durun... Son olarak da, örgü kursuna yazıldım. Bunu tamamen sosyalleşmek için yaptım. Yanımda benimle aynı şeylerden hoşlanan, birlikte oturup, örgü örebileceğim insanlar olsun istedim. Çünkü benim çevremde kimse örgü örmüyor. Örgü örmeyi seven insanlar birlikte örmenin, model ve fikir alışverişi yapmanın ne kadar keyifli olduğunu bilirler... Ben örebildiğim kadarıyla insanlara yardımcı olmaya çalışırım. Ama artık insanlarla kanlı canlı da görüşmek istedim.

İşte bu yüzden modern ve güzel örgüleriyle dikkatimi çeken Serap Koçak ile iletişime geçtim. Tunalı Hilmi Caddesi'deki Aynalı Çarşıda, Ankara Lanoso Clupta ders verdiğini öğrendim. Bu çarşamba ilk dersime katıldım. Gerçekten çok eğlenceli ve keyifli zaman geçirdim. İnsan ne kadar bilirse bilsin, yine de öğrenecek çok şeyi oluyor. Öncelikle basit, ama şık bir hırka örüyorum. Bitince sizinle de paylaşırım.

İşte Kuğulu Parktaki bu fotoğrafları da o gün çektim. Lafı yine çok uzattığımı biliyorum. Önceleri dertten yazıyordum; şimdi heyecandan yazıyorum :) Susuyorum ve sizi fotoğraflarla baş başa bırakıyorum...
















Önce çiseleyen yağmurun altında Kuğulu Parkta geçirdiğim zaman, ardından da hoş sohbet ve örgü dolu keyifli saatler... Önümüzdeki çarşambayı iple çekiyorum. Bakalım ortaya neler çıkacak? Gerçi bitmiş işlerim var. Fotoğraflarını çekebilirsem, önce onları paylaşırım sizlerle. En kısa zamanda görüşmek üzere...


7 Mart 2018 Çarşamba

Sonunda Ben de Dikişsiz Boyunluk Ördüm


Merhabalar! Şubatı bitirdik de, martı bile yarıladık neredeyse... Benim blog çalışmalarım yine ağır aksak devam ediyor. Hala tam bir düzen oturtamadım maalesef...

Bileklerim de idare eder durumda. Hiç olmazsa, yavaş da olsa örgü örebiliyorum. Görüşmediğimiz bu süreçte bir boyunluk, iki de bere örmeyi becerdim :)) Yıllardır dikişsiz boyunluk örmeye niyetlenip, niyetlenip erteliyordum. Haklıymışım da, dikişsiz boyunluk beni gerçekten zorladı. Bitirmem tam 1 ayımı aldı. Şimdi hemen, ne var ki bunda diyeceksiniz. Haklısınız da, eskiden olsa çabucak örerdim. Fakat, bu örnekte sürekli iki ilmeği bir arada aldığımız için bileklerim bayağı zorlandı. Az az örmem gerekti. Ama olsun, bitirdim ya; zafer benim...


Siyah siyah, içinizi karartacağım üzgünüm. Ama kızım bu sefer siyah istedi. Alize Lanagold ve Alize Şal Simlinin siyahını karıştırarak ördüm. 


Boyunluk için 95 ilmek attım. Biliyorsunuz bu boyunlukta ilmekleri çevirip, bir o kadar daha ilmek çıkartıyorsunuz. Zaten internette dikişsiz boyunluk yazdınız mı, çeşit çeşit tarif çıkıyor karşınıza... Ama bizi bu boyunlukla tanıştıran da Sibel Kavaklıoğludur. Ben O'nun tarifiyle ördüm.


Bere de, geçenlerde kendime ördüğüm krem rengi berenin aynısı. sadece alındaki lastiği biraz daha kalın ördüm. Tarifini isterseniz burada...

Bu kış yine fazla iş çıkartamadım. Hiç örememekten iyidir diye düşünüyorum. Bakalım mart bitene kadar bir bere daha örebilecek miyim? Şimdi gidip biraz kitap okumayı düşünüyorum. Hepinize kolay gelsin...


23 Şubat 2018 Cuma

Bay Mucize - Debbie Macomber


Merhabalar! Yine arayı çok açtım değil mi? Buraları gerçekten çok özlüyorum, ama eşimin emekliliği bana pek yaramadı. Evde olması tabii ki çok güzel. Ancak kendime fazla zaman ayıramıyorum maalesef. Bir de eşim, bilgisayar, telefon gibi şeylerden pek hoşlanmayınca bloğa zaman ayırmam daha zor oluyor. Üstelik bir de bilgisayarım tamire gitti geldi. Neyse, şimdi buradayım işte... Umarım daha sık uğrayabilirim. 

Bay Mucize, tam bir yılbaşı kitabı... Zaten ben de aralıkta başlayıp, ocakta bitirdim. Bu aralar hayatımdaki her şey çok yavaş ilerliyor. Ama günler çok hızlı geçiyor. Hiçbir şeye tam anlamıyla vakit ayıramıyorum.

Debbie Macomber kitaplarını seviyorsanız, bu kitabı da seveceğinizi düşünüyorum. Bence kitabın en büyük sorunu, basım hataları... Gerçekten, dikkat çekecek derecede basım hatası var. Aynı soruna, yine Epsilon Yayınevi'nden çıkan Yıldızlı Gecede de rastlamıştım. O kitap hakkındaki düşüncelerimi de buradan okuyabilirsiniz. Yayınevinden bu konuda biraz daha özenli olmasını rica ediyoruz.



Harry Mills, dünyada ilk kez görev yapacak bir melektir. Bu görevde, klasik edebiyat dersi veren bir öğretmen rolünü üstlenir. Gözetmeni Celeste de kendisine yardım edecektir. Harry'nin dünyadaki şeylere adapte olmaya çalışması zaman zaman eğlenceli ve şaşırtıcı olabiliyor. Harry'nin asıl görevi, sınıfındaki Addie adındaki kıza yol göstermektir. Tabii bu yolculukta Addie ile birlikte Erich, Danny, Elaina ve Andrew'un da hayatlarına dokunur. Bu arada kendisi de umulmadık şeyler yaşar. 

Yukarıda da yazdığım gibi kitap, yılbaşı zamanında geçiyor. Bu yıl kar, kış görmemişken böyle bir kitap okumak gerçekten iyi geldi. 

ARKA KAPAK

Debbie Macomber'dan masal tadında bir roman daha...

Kılavuz melek Harry, yirmi dört yaşındaki Addie'ye yardımcı
olma göreviyle dünyaya gönderildiğinde, buranın ne kadar
karışık bir yer olduğundan ve duygularla mücadele etmenin
zorluğundan habersizdi...

Addie ise yaşadığı hayal kırıklıklarının ardından ailesinin evine
dönmek zorunda kaldığında, çocukluk aşkı Erich ile yeniden
karşılaşacağını bilmiyordu. Geçmişinde onun kalbinde yaralar açan 
Erich'in değişimi karşısında kayıtsızlığını koruyabilecek miydi?

****************************************************************************************

Hafif, eğlenceli, kolay okunur bir kitap arıyorsanız; Bay Mucize, tam aradığınız kitap olabilir...
Biraz daha çok kitap okumayı ve buraya daha sık uğrayabilmeyi umarak, hepinize keyifli okumalar diliyorum... 

20 Ocak 2018 Cumartesi

Açıklamalı Nako Kartanesi Bere



Merhabalar! Umarım, güzel bir cumartesi geçiriyorsunuzdur. Ankara'da hava soğuk, fakat güneşli. İnsanın evde oturası gelmiyor. Bugünlerde buraya fazla uğrayamadım, ama nasıl akşam oluyor anlamıyorum. 

Diyetisyenimin önerisiyle pilatese başladım. Haftada üç akşam oraya gidiyorum. Gündüzleri de, her gün 1 saat yürüyorum. Yemekti, evin ve evdekilerin gönüllerini almaktı derken, kendimi yatağa nasıl attığımı bilmiyorum...



Kendimi kanepeye attığım anlarda da elime ya örgümü, ya kitabımı alıyorum. Bilgisayarı hala yaptıramadım. O yüzden masa başında kullanmak zorundayım. Bu yorgunlukla da pek gözüm yemiyor doğrusu. Kanepede sıcacık battaniyemin altında oturmak daha cazip geliyor. Ayyy, çenem düştü yine...

İşte geçen hafta biten berem...



Ben Nako Kartanesini çok sevdim, bu rengine ise bayıldım... Bu, çok basit bir bere. Yeni örgü öğrenenler bile kolayca örebilir. İp o kadar gösterişli ki, model yapmaya gerek duymadım. 40 cm'lik 6 numaralı misinalı şişle ördüm. Eğer normal şişle örmek isterseniz, 2 ilmek fazla atın. Bu bereyi 14 yaşındaki kızım için ördüm, ama bana da gayet rahat oluyor. 62 ilmek başlayarak, 8 cm iki ters, iki düz lastik ördüm. Ben berede kalın lastik seviyorum, siz isterseniz daha kısa yapabilirsiniz. Sonra 3 ilmek düz örüp, 4. ilmekten bir ilmek daha çıkarttım. (Bir gün fotoğraflarla anlatmaya çalışırım, ama internette bu konuda pek çok video var.) Sıra sonuna kadar, 3 ilmek düz, 4. ilmeği iki ilmek yaparak ördüm. Böylece beremiz biraz genişlemiş oldu. Bereyi, lastikten sonra 16 cm örerek tamamladım. Berenin tamamı 22 cm oldu. Yalnız, bere bitmeden önceki dört sırada her iki ilmeği birlikte örerek eksiltme yaptım. Dört sıra boyunca bunu yapınca berede 5 - 6 ilmek kaldı. Bu 10 - 11 ilmek de olabilir. Sonra ipimi uzunca bir şekilde kesip, iğneye geçirdim. İlmeklerin içinden geçirerek berenin tepesini iyice büzdüm ve sağlamlaşması için tersinden diktim.


En son da bu şirin ponponu dikerek bereyi bitirdim...

Bu da berenin önden görünüşü... Biraz flu çekmişim, kusuruma bakmayın artık :))



Bere gerçekten çok basit, örmesi de, kullanması da keyifli... Bu fotoğrafları annemin geldiği gün çekmiştim. Aşağıdaki fotoğraftaki mamaları da, o gelecek diye yaptım. Ama ben yemedim tabii ki... Artık 3,5 ay oldu ve ben bu düzene uyum sağladım. 



Yalnız bunu yazmadan duramayacağım; bu, Pakmaya'nın Kafkas Çöreği karışımı. Paketten sadece maya ve baharat karışımı çıkıyor. Diğer malzemeleri paketteki tarife göre siz ekliyorsunuz. Çörek pişerken, evi öyle bir koku sardı ki... Aslında sadece evi değil, apartmanı da sarmış o koku... Annem eve girince, ay bu koku sizden mi geliyordu, bütün apartman kokuyor dedi... Ben yemedim dedim, ama bu bir çimdik kopartıp, tatmadığım anlamına gelmiyor :) Böyle durumlarda kendime işkence yapmıyorum. Bir çimdik ya da çatalın ucuyla tadıyorum. Eğer, baharatlı, tatlıyla tuzlu karışık tatlardan hoşlanıyorsanız bir deneyin derim... Bereyi de örmek isterseniz, şimdiden kolay gelsin... 

9 Ocak 2018 Salı

Baktüs Şal Ördüm



Merhabalar! Sonunda örgülerime kavuştum. Yavaş yavaş örüyorum, ama örüyorum. Benden mutlusu yok artık...

Kasım ayında, sevgili ayselceörgüler baktüs şal örme etkinliği başlatmıştı. Ben ancak aralık ayında katılabildim ve dün bitirebildim. Fotoğraf çekimi de bugüne kaldı... Yani 2018'de biten ilk işim, bu şal oldu.



Ben Nako Vals ile ördüm. Evdeki iplerimin arasından seçmiştim. Boyunda duruşu çok rahat oldu. Ama kalın bir iple ördüğünüzde daha çabuk bitirme ihtimaliniz var tabii..



Ben şalı bitirebilmek için 344 ilmeğe erişmek zorunda kaldım. Çok keyifle ördüm tabii. Ama malum, bilekler sorunlu... Bu kadar çok ilmek olunca yavaş yavaş örmem gerekti. Dolayısıyla da, aralıkta başlayıp, ocakta bitirdim :))



Şalımı o kadar çok sevdim ki; Fotoğraf çekmeye doyamadım. Bir de size kalp göndereyim dedim :)



Eğer siz de bu şaldan örmek isterseniz Ayselciğim burada, oyasını da burada çok güzel tarif etmiş. Ben de onun tarifiyle çok rahat bir şekilde ördüm. Bunca yıldır hiç baktüs şal örmemiştim. Kısmet bugüneymiş. Ayselciğim, tarif için de, etkinlik için de çok teşekkür ederim. Sayende ilk baktüs şalımı örmüş oldum. Bakarsın arkası gelir...

Görüşleriniz Benim İçin Değerlidir!

Zaman ayırıp, yorum yaptığınız için teşekkür ederim. Yorumlarınız onaylandıktan sonra görüntülenecektir. Reklam ve hakaret içeren yorumları yayınlamıyorum. Düşüncelerinizi bekliyorum...