7 Haziran 2017 Çarşamba

Dostluk Ekmeği _ Darien Gee



Merhabalar, nasılsınız? Ben hala bileğimle uğraşıyorum. Fizik tedavim bitmedi. Doktorum bandaj vermişti, Ama düzelme olmayınca, bilekliğe terfi ettim :( Şu anda da bileklikle yazmaya çalışıyorum. Oldukça zor oluyor. Zaten bu yüzden yazacaklarım birikti ya... Sizleri çok özledim. Bu kitabı geçen ay bitirdim ama, uzun uzun yazamayacağım için bekledim. Şimdi de kısaca yazmaya çalışacağım...


Dostluk Ekmeği, birkaç yıldır kitaplığımda okunmayı bekliyordu. Aslında böyle, bekleyen çok kitabım var. Dayanamayıp önceliği yeni kitaplara verince, eskiler biriktikçe birikti. Ben de, bir süre yeni kitap almamaya karar verdim. Dayanabilirsem, eskileri okuyacağım. Ama bloğunuz olunca, zaten herkesin çoktaaan okuduğu kitaplar hakkındaki fikirlerinizi yazmanız ne kadar anlamlı olur bilemiyorum. Ama olsun belki okumayan birileri vardır...

Bu kitap beni çok etkiledi. Allah kimseye evlat acısı vermesin. Zaman zaman gözyaşlarımı tutamadım. Kitapta ayakları üzerinde durmaya çabalayan üç kadının hikayesi anlatılıyor. Julia oğlunun ölümünün üzerinden yıllar geçmesine rağmen, kendisini toparlayamamıştır. Bu durum, eşi Mark ile aralarında derin bir uçurum oluşmasına neden olmuştur. Julia'nın bir de kızı vardır. Bir gün, anne - kız kapılarının önünde sepet içinde biraz mayalı hamur, bir tane ekmek ve üzerinde tarif yazılı olan bir kağıt bulurlar. Julia, kızının israrlarına dayanamaz ve tarifi dener. Tarifte bir kural yazmaktadır: " Hamur dört parçaya ayrılacak. Bir tanesiyle yeni ekmek yapılacak, diğer üç parça ise tarifle birlikte sevdiklerinize dağıtılacak." Böylece Julia, Madeline ve Hannah ile tanışır. Madeline, buraya eşi öldükten sonra yerleşmiştir ve kasabanın çay salonunu işletmektedir. Hannah ise, bir çello sanatçısıdır. Ancak, sakatlandığı için artık konser verememektedir. Buraya eşinin isteği üzerine taşınmış; fakat çok geçmeden eşi tarafından terk edilmiştir. O da tıpkı Julia gibi ayakta kalmaya çalışmaktadır. Dostluk ekmeği tarifi bu üç kadın kadar, tüm kasabayı etkisi altına alır...



Kitap çoğunlukla bu üç karakter çevresinde dolaşsa da; pek çok güçlü karakterle tanışıyoruz. Özellikle Julia'nın eşi Mark, alkışlamak istediğim karakterlerden birisi. Kitabı uzun uzadıya anlatmak isterdim ama bileğim izin vermiyor ne yazık ki... Bu yüzden ilk kez, arka kapak yazısını da yazamayacağım. 

Kitapta çok güzel tarifler var. Bileğim iyi olsaydı kesin denerdim :) Eğer hala okumadıysanız ben öneririm. Kitap bittiğinde, kalbinize dokunacak...

31 Mayıs 2017 Çarşamba

Gül Reçeli Yaptım



Merhabalar! Günleriniz nasıl geçiyor? Burada bazen yağmur yağıyor, bazen güneş açıyor. Hava bir soğuyor, bir ısınıyor. Tam hastalık havası. Bu gidişle yaz gelmeyecek sanırım. Olsun, oruç tutanlar için havanın serin olması daha iyi. Sizlerle sohbet etmeyi özledim gerçekten.

Bizde hayat aynı şekilde devam ediyor. İşler, güçler derken zaman geçiyor. Ben diyet yapmaya çalışıyorum, ama evdekilerin günahı ne? Onlar reçel yemeği çok seviyorlar. Bizim apartmanın bahçesindeki kokulu gül de bu sene bayağı büyüdü ve daha çok gül verdi. Ben de gül reçeli yapayım dedim. 


Kokulu pembe gülleri, açtıkça 5'er, 10'ar tane topladık. Bu kadar gülle reçel yapamayacağım için topladıklarımı biriktirdim :) Aslında bileklerim yüzünden, kesme işlerinde eşimden çok yardım aldım.

Bir elinizle güllerin çiçek kısmını kavrayın ve sap bölümünden ayırın. Yaprakların dibindeki beyaz kısımları kesin. Bu şekilde yaparsanız, işiniz çok daha kolay olur. Yaprakları hırpalamadan yıkayıp, süzün. Dediğim gibi, ben parti parti gül topladım. Bu yüzden her topladığım partiyi bu şekilde yıkadıktan sonra, üzerine iki kaşık şeker döküp ovdum. Cam kaba koyup, buzdolabına kaldırdım.  Yaklaşık 30 tane gül olunca tencereye 2 kg. şeker ve 7 bardak su koydum. Yarım saat kadar kaynattıktan sonra gülleri de ekledim.


Güllerle birlikte yarım saat daha kısık ateşte kaynattım. Sonra iki limonun suyunu sıkıp, içine kattım. 5 dakika da öyle kaynattım. Siz kıvamını anlamak için bir çay tabağına damlatıp, biraz bekledikten sonra tabağı eğin. Su gibi akıp, gitmiyorsa reçelinizin kıvamı tamamdır. Gül reçeli çok kıvamlı olmuyor. Soğuyunca da koyulaşacağını unutmayın. Fazla koyu yaparsanız, şekerlenebilir.


Benim güllerim pembe olduğu için reçelin rengi çok kırmızı olmadı. Ama boya da katmadım. Bu, doğal rengi yani. 


Bazı yerlerde pazarlarda da reçellik gül satılıyormuş. Ben burada bulamadım. Neyse ki apartmanın bahçesindeki gül büyüdü. Denemek isteyenlere kolay gelsin. Yeniden buluşmak dileğiyle...

26 Mayıs 2017 Cuma

Benden Haberler



Merhabalar! Çok seyrek yazdığımın fakındayım. Sizlerin bloglarını da ziyaret edemiyorum. Ama çok yoğun günler atlattım. Bileğim de ne yazık ki hala düzelmedi. Bilgisayar kullanmak canımı çok yakıyor. Bu nedenle buralara fazla uğrayamıyorum. 

Mutfağım sonunda bitti. Birkaç fotoğraf paylaşayım istedim :) 


Fotoğrafları çektiğimde gül reçeli yapmak için gül biriktiriyordum. Onlar da çıkmış :)




Kayınvalidemin ayağı takılmasın diye yere halı yayamıyorum. Ne çok ıvır zıvır varmış, yerleşene kadar canım çıktı :)

Tabii bileklerim yüzünden eşimden çok yardım aldım, sağ olsun. Bileklerim dinlendirmekle iyileşmeyince, fizik tedavi yapılmaya başlandı.


Tedavi sırasında da boş durmuyorum tabii, kitabım hep benimle. Ağrılarım tam olarak azaldı diyemem, elimi hala kullanamıyorum. Umarım zamanla faydasını görürüm.

Bu arada inşaat işleri kızımın doğum gününe kadar bitmeyince, kutlamayı ertelemek zorunda kaldık. Geçen hafta sonu gecikmeli olarak onu da kutladık.


Kış boyunca yediğime içtiğime dikkat etmedim açıkçası. Bu da bana kilo üzerine kilo olarak döndü maalesef. Kızımın doğum günü partisinden sonra yeniden sayarak beslenmeye döndüm. Aslında bunu sürekli yapabilsem, ufacık bir zorlukta boş vermesem şimdiye kadar normal kiloma dönmüştüm. Yolum çok uzun olunca, yoldan çıkmam da kolay oluyor maalesef. 

Sizlerle dertleşmeyi özlemişim. Ama lafı çok uzattım galiba. Tüm inananlara hayırlı ramazanlar diliyorum. Oruç tutabilenler ramazanı kolayca geçirsinler. Uzatmadan görüşmek niyetindeyim. Yazacaklarım var, umarım en kısa zamanda yazabilirim...

15 Mayıs 2017 Pazartesi

Kızımın Cicileri Bloğu'nda Çekiliş Var


Merhabalar! Günler sonra nihayet bilgisayarımın başına oturabildim. Yorumlarınız için hepinize teşekkür ediyorum. Gecikmeli olarak cevap yazabildiğim için gerçekten özür dilerim. Mutfakta tadilat yaptığımızı yazmıştım. Sonunda tadilat bitti ve yerleştim sayılır. Nasıl bir mikrop almışız bilmiyorum ama, hala öksürüyoruz. İki gün öce bileklerim için fizik tedaviye başladım. Aynı anda iki bilek için uygulama yapılamıyormuş. Önce birini halledebilirsek, daha sonra da diğeri için gideceğim. Umarım faydasını görürüm. Gerçekten moralim çok bozuk...

Benden haberler kısaca böyle... Gelelim yazımın başlığına... Kızımın Cicileri Bloğu'nun Sahibesi Emine Hanım çok zarif takılar yapıyor.  Fotoğraftaki güzel takı setini de, çekilişle takipçilerinden birisine hediye etmek istiyor. 


Eğer siz de yukarıdaki takı setine sahip olmak istiyorsanız Kızımın Cicileri Bloğu'nu ziyaret edip; detayları öğreneblirsiniz. Şimdiden hepinize bol şans diliyorum...

6 Mayıs 2017 Cumartesi

Ses Veriyorum


Merhabalar! Hıdırellez kutlu olsun. Bu sefer, buralardan çok uzak kaldım değil mi? Kısmen, benim elimde olmayan sorunlar yaşadım. Bloğumu da, sizleri de çok özledim. 

En son 23 Nisan'da kar yağdığını yazmıştım. Şimdi havalar çok sıcak. Ara ara yağmur yağıyor. Ben de sardunyalarım gelişip, güzelleşsin diye dua ediyorum. Henüz çok güçsüzler...



Ne yazık ki bileklerim hala iyileşmedi. Bu yüzden fazla bilgisayar kullanamıyorum. Ayrıca mutfağımda büyük işlere kalkıştım. Evime taşınalı 8 yıl bitti. Buzdolabım orta yerde duruyordu ve mermerimi de hiç sevmiyordum. Uzun bir tezgahım olduğu için, bir kısmından vazgeçip; buzdolabımı oraya alayım dedim. Başlamışken ilave dolaplar da yaptırmak istiyordum. Ama benim dolaplarım artık üretilmiyormuş. O dolapların kapaklarını değiştirip, ilave dolap yaptırmaya karar verdik. Bu arada tezgahım da değişiyor tabii. Bileklerim bu durumdayken pek doğru bir karar olmadı, ama kalkıştık bir kere... Geçen hafta dolaplarım takıldı. Tezgah için düşündük taşındık, mermerite karar verdik. Ben granit, ya da çimston istiyordum. Ancak düşündüğümüzden daha pahalıya çıkıyor. Biz de şimdilik mermerit yaptıralım, sonra bakarız dedik. Tezgahımız da bugün gelecekmiş, heyecanla bekliyoruz. Bir haftalık göçebe hayatımız bitsin artık :))



Tabii bu kadarla kalsa iyi... Mahallemizdeki elektrik kablolarını yer altına almak için çalışma var. Her yer kazıldı. Bu sırada internetimiz gitti. Kablolarda arıza oluşmuş. Bir hafta internetsiz kaldık. Yakınımızda baz istasyonu yok. O yüzden mobil internetimiz de çekmiyor. Mobil interneti kullanabilmek için, dışarıya çıkmak, ya da camdan sarkmak gerekiyor :) Anlıyacağınız, bir hafta da internetsizlik yüzünden uğrayamadım buralara...

Bitti mi? Hayır, bitmedi... Havalar bir soğuk, bir sıcak derken; herkes hasta... Biz de ailece, bu dirençli mikroptan nasibimizi aldık. Hepimiz köhö köhö öksürüyoruz. Bu kadar uzak kalınca içimi döküverdim. Uzunca bir yazı oldu, kusura bakmayın. Mutfağım bitince sizlerle de paylaşırım. Şimdi de dolap yerleştirme faslından uğrayamam belki birkaç gün. En azından ses verip, iyiyim demek istedim. Yeniden görüşmek üzere...

23 Nisan 2017 Pazar

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun



23 nisan – Sanki Her Tarafta Var Bir Düğün 

Sanki her tarafta var bir düğün.

Çünkü, en şerefli en mutlu gün.
Bugün yirmi üç Nisan,
Hep neşeyle doluyor insan.


Bugün, Atatürk’ten bir armağan,
Yoksa, tutsak olurduk sen inan.
Bugün yirmi üç Nisan,
Hep neşeyle doluyor insan.

Merhabalar! Bugün yazıma, bu güzel çocuk şarkısının sözleriyle başlamak istedim. Çocukken her 23 Nisan'da kendimi çok özel hissederdim. Düşünsenize: Atatürk, biz Türk çocuklarına bir bayram armağan etmiş... Türk çocuklarının kendilerine ait bir bayramı var... Üstelik bu, dünyada bir ilk... Büyük bir coşku içinde kutlamalar yapardık. Çocukluğuma dair özlediğim şeylerden biridir 23 Nisan kutlamaları... Yine kutlanıyor tabii, ama şimdi o coşku yok gibi geliyor bana...
Tabii, iş Bayram kutlamayla bitmiyor. Çocuklarımıza gereken değeri verebiliyor muyuz? Onların dilinden anlayabiliyor muyuz? Sevgimizi onlara yeterince gösterebiliyor muyuz? Onları koruyabiliyor muyuz? Onlara güvenli bir gelecek sağlayabiliyor muyuz? Hani, kafamda deli sorular derler ya... Başka şeyler yazmayı düşünürken, kalemimden bunlar döküldü...
Geçim derdiyle, savaşlarla, dünyadaki kötülüklerle biz uğraşalım çocuklar... Bunlar size bulaşmasın... Siz hep gülün, oynayın, güvende olun... Doya doya yaşayın çocukluğunuzu... Keşke elimde bir sihirli değnek olsa ve dünyayı sizler için daha yaşanılır bir yer kılabilsem...
Bayramınız kutlu olsun sevgili çocuklar...


22 Nisan 2017 Cumartesi

Kış Geri Geldi

Merhabalar! Ankara'da hava oldukça soğuk. Sizin oralarda nasıl? Geçen hafta sardunyalarımı dışarıya çıkarttık. Nisanın ortası geldi, hava ne kadar soğuyabilir ki dedim. Ama yanıldım. Ben çiçekleri çıkarttım, hava serinledi. Cumadan beri de iyice soğudu. Üstelik yarın kar yağacakmış. Gece sıcaklıkları da yine sıfırın altına düşecekmiş. Biz de geçen hafta çıkarttığımız çiçekleri, kapalı balkona aldık. Umarım geç kalmamışızdır. Çünkü bütün kış koruduğum sardunyalar sararıp, solmuş...

Bu fotoğraflar geçen haftadan. Bileğim yüzünden çok fazla bilgisayar kullanamıyorum. O nedenle, ancak şimdi yazabildim...


Bu yıl çiçeklerin saksılarını da, topraklarını da değiştirdik. Tabii yaptık, ettik dediğime bakmayın. Elim yüzünden ben sadece fotoğraf çekebildim. Eşim de çalıştı...


Ortalık bayağı dağıldı, ama deydi buna...



Kış boyunca balkonda fazla güneş almadıkları için, uzayıp gittiler. Üstelik henüz çiçek açmadıkları için size bol bol yaprak fotoğrafı çektim :)







Ama şimdi bu yaprakların hiçbiri yeşil değil. Çoğu sararıp, soldu. Umarım yeniden güneş çıktığında toparlanıp, sürerler. Bir an önce yaz gelmesi dileğiyle...

15 Nisan 2017 Cumartesi

Ekmek Makinesinde Ekşi Mayalı Ekmek Yaptım


Merhabalar! En son yazımda bileğimdeki rahatsızlıktan söz etmiştim. Maalesef hala düzelmedi. Klavye kullanmak da bileğimi zorladığı için, buralardan uzak kaldım. Hem kendi bloğumu, hem de sizlere yaptığım blog ziyaretlerini ihmal ettim. Bu arada yazacak şeylerim de birikti tabii. Umarım zorlamadan, yavaş yavaş yazabilirim.

Bu aralar ekmek yapmaya sardırdım. Ama bileğimden dolayı hamur yoğuramıyorum. Sadece ekmek makinesini kullanıyorum. Çeşit çeşit ekmek tariflerini denemek, her defasında nasıl bir sonuç alacağımı merak etmek çok hoşuma gidiyor. Aslında beyaz ekmek yapımında oldukça başarılıyım. Oysa iş esmer ekmek yapımına gelince, istediğim sonucu alamıyorum. Ama olsun, yüzümü kızartıp, fotoğrafları yayınlayacağım...

Ekşi mayalı ekmek de, denemek istediğim ekmeklerdendi. Fakat makinede yapamam diye düşünüyordum. Taa ki geçen gün bu ürünü bulana kadar...


Bu küçücük paket, çok da uygun bir fiyata satılıyor. Üstelik makinede de kullanılabildiğini görünce, hemen denemek istedim. Sadece üzerindeki talimatları uyguluyorsunuz. Un, tuz ve zeytinyağı koymanız yeterli. Ama paketi incelediğimde, içindekiler kısmında ekmekçilik enzimleri yazdığını gördüm. Bunların ne gibi katkı maddeleri olduğunu bilmiyorum.



Ekmeğimin üzeri böyle çökük oldu ne yazık ki...


Ama tıkız olmadı. Gayet yumuşak ve göz göz bir ekmeğim oldu.


Üstelik, çok da lezzetli bir ekmek elde ettim. Makineyi akşamdan ayarladım, sabah mis gibi ekmek kokularıyla uyandık. Evdekiler de çok beğendiler. Eğer makinede ekşi mayalı ekmek yapmak isterseniz, haberiniz olsun istedim. Denemek isteyenlere kolay gelsin...

6 Nisan 2017 Perşembe

Yürürken Gözüme Takılanlar


Merhabalar! Bu ay, henüz hiç yazmadığımı fark ettim. Kış boyunca evde kalmaktan biraz kilo aldım. Zaten fazlasıyla kilom var. Havalar da iyileştiği için eşimle beraber yürüyüşe başladık. Artık yürürken yalnız değilim :) 

Aslında bu yürüyüşüler biraz olsun moralimi düzeltiyor. Çünkü 2012'den beri, el bileklerimde sorun vardı. O zaman doktora gittiğimde, tendinit teşhisi konmuştu. Bu şekilde idare ediyordum. En sevdiğim örgüyü, çok az örebiliyordum. Oysa, son bir aydır bileklerim çok kötüleşti. Üstelik bu sefer, sağ bileğimde de başladı. Yani örgü örmeyi bırakın, sebze bile doğrayamıyorum :(  Dün yeniden doktora gittim. Film falan çekildi. Tabii yine tendinit teşhisi kondu. Ne yazık ki, tamamen iyileşmezmiş. Mümkün olduğunca bileklerimi yormamam gerekiyormuş. Şu anda klavyeyi kullanırken bile zorlanıyorum. Birtakım ilaçlar verdi. Onlar da beni sersem gibi yapıyor. Oradan kalkıp, oraya oturuyorum... Neyse ki fazla kullanmayacağım. Umarım faydası olur. Bir aydır hiç örgü öremedim. Öyle özledim ki... Neyse lafı uzatıp sizi sıkmadan, gözüme takılanları paylaşmaya başlayayım...

Fotoğrafların bazıları kızımın okul güzergahında; bazıları ise, yürüyüşümü yaptığım Altınpark'ta çekildi.


Bu ağaç Çin lokantasının bahçesinde...


Bahar dalları yavaş yavaş geçmeye başladı...



Bu araba ve taka çalılardan yapılmış :) Ben de ilk kez gördüm ve çok beğendim...




Çin lokantasının bahçesi...


Her baharda havuzu tamamen boşaltıp, temizliyorlar. Henüz temizlik işi bitmediği için su doldurmadılar...


Yine bahar dalları...




 Söğüt ağaçlarını çok seviyorum...



Bu da son kare... Dün baktığımda neredeyse tamamen dökülmüştü. Akşamki yağmurdan sonra hiç kalmamıştır herhalde. Dediğim gibi, ilacın verdiği sersemlik yüzünden bugün evden çıkamadım. Ama hava kapalı, yine yağmur yağacak sanırım.


Sizlere son günlerde çektiğim fotoğraflardan bir demet sunmaya çalıştım. Umarım hoşunuza gitmiştir. Ben buralarda olmaya çalışacağım. Sağlıcakla kalın...

31 Mart 2017 Cuma

Agapi Ölümsüz Aşk - Sarah Jio


Bir sıcak, bir serin, bir yağmurlu, bir güneşli Ankara'dan merhabalar! Tam bahar havası, ne olacağını kestiremiyoruz. Bahar demişken, dün gece tam da bahar gibi bir kitabı bitirdim. 

Bu kitap hakkında çok yazıldı, çizildi. Genellikle de pek beğenilmedi. Evet, Agapi'den söz ediyorum. Sarah Jio, benim en sevdiğim yazarlardandır. Dilimize çevrilmiş tüm kitapları bende var. Yeşil Deniz Kabuğu dışında hepsini okudum ve çok sevdim. Bir tek, bu kitabı almamıştım. Olumsuz eleştirilerden dolayı ön yargılı davrandım. Açıkçası okumayı da hiç düşünmüyordum. Sonra instagramda, @kahvelikitapçikolatalışiir'in yılbaşı çekilişine rastladım. Hediye edeceği kitaplar arasında Agapi de vardı. O zaman içimden bir ses, bu kitaba bir şans ver dedi. Bu kitap da benim şansım oldu, çekilişin kazananlarından birisi de bendim. @kahvelikitapçikolatalışiir'e çok teşekkür ediyorum. Tabii şimdi siz, yine mi çekiliş kitabı diyorsunuz biliyorum. Valla bu son :)) Aslında ben, böyle çekilişlerde hiç şanslı değilimdir. Piyangodan amorti bile çıkmaz :) Ama aralık ayı şanslı geldi ve ben arka arkaya üç çekilişten, dört kitap kazandım. Tabii yavaş okuduğum için, ancak sıra geldi...


Agapi'yi beğendin mi derseniz; açıkçası beğendim. Ön yargılı davrandığım için de kendimden utandım. Evet, Sarah Jio'nun tarzından biraz farklı. Ama yine keyifle okuduğum bir kitap oldu.

Roman, 1893 yılında çiçekçi Elodie ve Auvergne Kont'u Luc Dumond'un hikayesiyle başlıyor. Daha sonra günümüze geliyor ve Jane ile arkadaşlarının hayatını anlatıyor. Jane, Seattle'de yaşıyor. Pick Place'de bir çiçekçi dükkanı var. Yalnız olması dışında, güzel bir hayatı var. Ama O, bunu fazla sıkıntı yapmıyor. Köpeği Sam ile birlikte geçinip, gidiyor. Sadece çocukluğundan beri, zaman zaman görüşü bulanıklaşıyor. Bu nedenle düzenli olarak nöroloğa gidiyor. Ama doktorlar, Jane'nin durumuna bir anlam veremiyorlar. Tam da 29 yaşına bastığı doğum gününde ( aynı zamanda Noel ), tanımadığı birisinden bir kart alıyor. Bu yabancı kadın, mutlaka görüşmeleri gerektiğini söylüyor. Jane önce önemsemese de, sonra merakına yenik düşüyor ve görüşmeye gidiyor. Kadın, O'na aşkı görme yeteneği olduğunu; görüşünün zaman zaman bu nedenle bulanıklaştığını söylüyor. Bir sonraki doğum gününe kadar aşkın altı halini bulup, tanımlamazsa; kendi hayatında asla aşkı bulamayacağını da ekliyor. Bundan sonrasını tabii ki anlatmayacağım :) 

ARKA KAPAK

İlk görüşte aşık olabilirsiniz. Fiziksel bir çekime kapılarak
kendinizi aşka bırakabilirsiniz. Tutku ve ihtiras dolu bir
serüvene çıkabilirsiniz. Paylaşımlarınız üzerinden aşka
tutunabilirsiniz. Aşkı hiçbir bağlayıcılığı olmayacak 
şekilde de tanımlayabilirsiniz. Peki gelecek planlarınızla
uyumlu bir aşka ne dersiniz? Ya da belki ölümsüz aşkı 
bulursunuz. Aşkın altıncı hali agapiyi...
Onu"o" olduğu için seversiniz
ve asla vazgeçmezsiniz.


Evet, eğer siz de benim gibi henüz bu kitabı okumadıysanız, ona bir şans verin derim. Jane ve arkadaşlarıyla, güzel bir yolculuk sizi bekliyor. Keyifli okumalar diliyorum...

29 Mart 2017 Çarşamba

Balkabaklı Cevizli Kek


Merhabalar! Havalar böyle güzel olunca, insanın içi kıpır kıpır oluyor. Çıkıp dağda, bayırda dolaşmak istiyorum. Ama şu anda mümkün değil tabii. Olsun, ben de kızımı okula götürüp gelirken mis gibi havayı içime çekiyorum. Uzun süren kıştan sonra bunu hak ettik sanırım :)


Bizimkiler hafta sonları hamur işi yemeye bayılıyorlar. Bu aralar ben de uydum onlara, ne istedilerse yaptım. Balkabaklı kek, epeydir denemek istediğim bir tarifti. Kıştan dilimleyip, derindondurucuya attığım balkabaklarıyla genellikle çorba yapıyordum. Tarif isteyenler buraya bakabilirler...  Bu sefer kek yapmak istedim. Ama itiraf etmeliyim ki; ilk denemem tam bir fiyasko oldu. Sanırım balkabağını pişirirken fazla su koydum. Bu sefer tarifle biraz oynadım ve tam istediğim sonucu aldım :)






MALZEMELER :

2 yumurta
1 su bardağı şeker
1/2 su bardağı sıvı yağ
1 su bardağı süt
1 su bardağından 2 parmak eksik haşlanmış balkabağı
2 su bardağı un
1 su bardağı dövülmüş ceviz
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
1 çay kaşığı tarçın




YAPILIŞI

Doğranmış kabakları çok az suyla haşladım ve çatalla ezdim. Bir su bardağından 2 parmak eksik oldu. Çok sulu olmadığından emin olun. Ayrı bir kapta yumurtaları köpürünceye kadar çırpın. Şekeri ekleyip, çırpmaya devam edin. Sonra yağı koyun. Biraz daha çırpınca süt, balkabağı ve cevizi de katın. En son un, vanilya, kabartma tozu ve tarçını, eleyerek ekleyin. Katı yağla yağlayıp, unladığınız kalıba dökün. 150 derecede yaklaşık 35 - 40 dakika pişirin. Benim fırınınm turbo özellikli. Siz, kendi fırınınıza göre ayarlayın. Zaten görüntüsü ve kokusu piştiğini belli ediyor. Bir kürdan yardımıyla içini de kontrol edebilirsiniz.



Ben daha önce hiç balkabaklı kek yememiştim. Açıkçası çok beğendim. Öyle çok tatlı da olmadı. Hatta belki tam buğday unuyla yapılsa; içine şeker yerine, hurma ve pekmez koyulsa ve tabii porsiyon kontrolü yapılsa diyet için de uygun olur. Evdekilerden de tam not aldığına göre, bizim evde kış aylarında sık sık yapılacak bir kek buldum sanırım. Henüz kabak bitmemişken, yazayım dedim. Denemek isteyenlere kolay gelsin. 

20 Mart 2017 Pazartesi

Heidi Büyüyor - Charles Tritten


Merhabalar! Günlerdir süren kapalı, yağmurlu, hatta zaman zaman karlı havadan sonra nihayet güneşi gördük. Nispeten serin olsa da insanın içini ısıtan bir hava var. Ben de sımsıcak bir kitabı bitirmenin verdiği, hüzünle karışık sevinci yaşıyorum.


Heidi Büyüyor, yine Arkadya Yayınları'nın çekilişinden kazandığım bir kitap. Sağ olsunlar Heidi ile birlikte bunu da göndermişlerdi. Her iki kitabı da büyük bir keyifle okudum. Hele, şu kabın rengine bakar mısınız? En sevdiğim renk... Bu da, diğeri gibi ciltli. Ancak daha ince ve yazarı da farklı... Ama kitabı okurken, farklı yazarların elinden çıktığı anlaşılmıyor. Herhangi bir kopukluk olmamış. Sadece, okul yılları biraz daha anlatılabilir miydi diyorum. Sanki oradan da güzel hikayeler çıkabilirdi gibi... Ama, bu benim naçizane fikrim tabii... Kitaba doyamadım diyebiliriz :) 

Roman, Heidi'nin yatılı okul yıllarıyla başlıyor. Bizim küçük Heidimiz artık 14 yaşında... Aradan geçen zamanda keman çalmayı öğrenmiş. Köyüne dönüp, öğretmen olmak istiyor. Çünkü köydeki öğretmen zalim birisi. Çocuklar ondan çok korktukları için, okulu aksatıyorlar. Aslında Heidi'nin yatılı okula gitmesindeki nedenlerden birisi de bu durum. Bakalım Heidi okulda başarılı olabilecek mi? Öğretmen olma hayalini gerçekleştirebilecek mi? Şu kadarını söyleyebilirim ki; Heidi büyüdükçe kalbi de, iyiliği de, cömertliği de büyümüş...

ARKA KAPAK

Çocukluğumuzdan bu yana severek 
takip ettiğimiz karakterler, yetişkinler için 
genişletilmiş versiyonlarıyla
BÜYÜKLERE MASALLAR
dizisinde sizlerle!

İzledikçe içimizi acıtan Alp Dağları'nın tatlı 
kızı Heidi de bizimle birlikte büyüdü.
Bize dostluğu, cömertliği ve sevgiyi öğreten
bu tatlı kızın yarım kalan hikâyesi 
bu sayfalarda gizli...



Son fotoğrafı kızım çekti. Ben okurken,  merakla etrafımda dolandı. İlk fırsatta O da okumak istiyormuş. Bu kitapların bir güzel tarafı da bu... Siz keyifle okurken, çocuklarınıza da gönül rahatlığıyla okutabilirsiniz. Hepinize keyifli okumalar diliyorum...

Görüşleriniz Benim İçin Değerlidir!

Zaman ayırıp, yorum yaptığınız için teşekkür ederim. Yorumlarınız onaylandıktan sonra görüntülenecektir. Reklam ve hakaret içeren yorumları yayınlamıyorum. Düşüncelerinizi bekliyorum...