23 Nisan 2017 Pazar

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun



23 nisan – Sanki Her Tarafta Var Bir Düğün 

Sanki her tarafta var bir düğün.

Çünkü, en şerefli en mutlu gün.
Bugün yirmi üç Nisan,
Hep neşeyle doluyor insan.


Bugün, Atatürk’ten bir armağan,
Yoksa, tutsak olurduk sen inan.
Bugün yirmi üç Nisan,
Hep neşeyle doluyor insan.

Merhabalar! Bugün yazıma, bu güzel çocuk şarkısının sözleriyle başlamak istedim. Çocukken her 23 Nisan'da kendimi çok özel hissederdim. Düşünsenize: Atatürk, biz Türk çocuklarına bir bayram armağan etmiş... Türk çocuklarının kendilerine ait bir bayramı var... Üstelik bu, dünyada bir ilk... Büyük bir coşku içinde kutlamalar yapardık. Çocukluğuma dair özlediğim şeylerden biridir 23 Nisan kutlamaları... Yine kutlanıyor tabii, ama şimdi o coşku yok gibi geliyor bana...
Tabii, iş Bayram kutlamayla bitmiyor. Çocuklarımıza gereken değeri verebiliyor muyuz? Onların dilinden anlayabiliyor muyuz? Sevgimizi onlara yeterince gösterebiliyor muyuz? Onları koruyabiliyor muyuz? Onlara güvenli bir gelecek sağlayabiliyor muyuz? Hani, kafamda deli sorular derler ya... Başka şeyler yazmayı düşünürken, kalemimden bunlar döküldü...
Geçim derdiyle, savaşlarla, dünyadaki kötülüklerle biz uğraşalım çocuklar... Bunlar size bulaşmasın... Siz hep gülün, oynayın, güvende olun... Doya doya yaşayın çocukluğunuzu... Keşke elimde bir sihirli değnek olsa ve dünyayı sizler için daha yaşanılır bir yer kılabilsem...
Bayramınız kutlu olsun sevgili çocuklar...


22 Nisan 2017 Cumartesi

Kış Geri Geldi

Merhabalar! Ankara'da hava oldukça soğuk. Sizin oralarda nasıl? Geçen hafta sardunyalarımı dışarıya çıkarttık. Nisanın ortası geldi, hava ne kadar soğuyabilir ki dedim. Ama yanıldım. Ben çiçekleri çıkarttım, hava serinledi. Cumadan beri de iyice soğudu. Üstelik yarın kar yağacakmış. Gece sıcaklıkları da yine sıfırın altına düşecekmiş. Biz de geçen hafta çıkarttığımız çiçekleri, kapalı balkona aldık. Umarım geç kalmamışızdır. Çünkü bütün kış koruduğum sardunyalar sararıp, solmuş...

Bu fotoğraflar geçen haftadan. Bileğim yüzünden çok fazla bilgisayar kullanamıyorum. O nedenle, ancak şimdi yazabildim...


Bu yıl çiçeklerin saksılarını da, topraklarını da değiştirdik. Tabii yaptık, ettik dediğime bakmayın. Elim yüzünden ben sadece fotoğraf çekebildim. Eşim de çalıştı...


Ortalık bayağı dağıldı, ama deydi buna...



Kış boyunca balkonda fazla güneş almadıkları için, uzayıp gittiler. Üstelik henüz çiçek açmadıkları için size bol bol yaprak fotoğrafı çektim :)







Ama şimdi bu yaprakların hiçbiri yeşil değil. Çoğu sararıp, soldu. Umarım yeniden güneş çıktığında toparlanıp, sürerler. Bir an önce yaz gelmesi dileğiyle...

15 Nisan 2017 Cumartesi

Ekmek Makinesinde Ekşi Mayalı Ekmek Yaptım


Merhabalar! En son yazımda bileğimdeki rahatsızlıktan söz etmiştim. Maalesef hala düzelmedi. Klavye kullanmak da bileğimi zorladığı için, buralardan uzak kaldım. Hem kendi bloğumu, hem de sizlere yaptığım blog ziyaretlerini ihmal ettim. Bu arada yazacak şeylerim de birikti tabii. Umarım zorlamadan, yavaş yavaş yazabilirim.

Bu aralar ekmek yapmaya sardırdım. Ama bileğimden dolayı hamur yoğuramıyorum. Sadece ekmek makinesini kullanıyorum. Çeşit çeşit ekmek tariflerini denemek, her defasında nasıl bir sonuç alacağımı merak etmek çok hoşuma gidiyor. Aslında beyaz ekmek yapımında oldukça başarılıyım. Oysa iş esmer ekmek yapımına gelince, istediğim sonucu alamıyorum. Ama olsun, yüzümü kızartıp, fotoğrafları yayınlayacağım...

Ekşi mayalı ekmek de, denemek istediğim ekmeklerdendi. Fakat makinede yapamam diye düşünüyordum. Taa ki geçen gün bu ürünü bulana kadar...


Bu küçücük paket, çok da uygun bir fiyata satılıyor. Üstelik makinede de kullanılabildiğini görünce, hemen denemek istedim. Sadece üzerindeki talimatları uyguluyorsunuz. Un, tuz ve zeytinyağı koymanız yeterli. Ama paketi incelediğimde, içindekiler kısmında ekmekçilik enzimleri yazdığını gördüm. Bunların ne gibi katkı maddeleri olduğunu bilmiyorum.



Ekmeğimin üzeri böyle çökük oldu ne yazık ki...


Ama tıkız olmadı. Gayet yumuşak ve göz göz bir ekmeğim oldu.


Üstelik, çok da lezzetli bir ekmek elde ettim. Makineyi akşamdan ayarladım, sabah mis gibi ekmek kokularıyla uyandık. Evdekiler de çok beğendiler. Eğer makinede ekşi mayalı ekmek yapmak isterseniz, haberiniz olsun istedim. Denemek isteyenlere kolay gelsin...

6 Nisan 2017 Perşembe

Yürürken Gözüme Takılanlar


Merhabalar! Bu ay, henüz hiç yazmadığımı fark ettim. Kış boyunca evde kalmaktan biraz kilo aldım. Zaten fazlasıyla kilom var. Havalar da iyileştiği için eşimle beraber yürüyüşe başladık. Artık yürürken yalnız değilim :) 

Aslında bu yürüyüşüler biraz olsun moralimi düzeltiyor. Çünkü 2012'den beri, el bileklerimde sorun vardı. O zaman doktora gittiğimde, tendinit teşhisi konmuştu. Bu şekilde idare ediyordum. En sevdiğim örgüyü, çok az örebiliyordum. Oysa, son bir aydır bileklerim çok kötüleşti. Üstelik bu sefer, sağ bileğimde de başladı. Yani örgü örmeyi bırakın, sebze bile doğrayamıyorum :(  Dün yeniden doktora gittim. Film falan çekildi. Tabii yine tendinit teşhisi kondu. Ne yazık ki, tamamen iyileşmezmiş. Mümkün olduğunca bileklerimi yormamam gerekiyormuş. Şu anda klavyeyi kullanırken bile zorlanıyorum. Birtakım ilaçlar verdi. Onlar da beni sersem gibi yapıyor. Oradan kalkıp, oraya oturuyorum... Neyse ki fazla kullanmayacağım. Umarım faydası olur. Bir aydır hiç örgü öremedim. Öyle özledim ki... Neyse lafı uzatıp sizi sıkmadan, gözüme takılanları paylaşmaya başlayayım...

Fotoğrafların bazıları kızımın okul güzergahında; bazıları ise, yürüyüşümü yaptığım Altınpark'ta çekildi.


Bu ağaç Çin lokantasının bahçesinde...


Bahar dalları yavaş yavaş geçmeye başladı...



Bu araba ve taka çalılardan yapılmış :) Ben de ilk kez gördüm ve çok beğendim...




Çin lokantasının bahçesi...


Her baharda havuzu tamamen boşaltıp, temizliyorlar. Henüz temizlik işi bitmediği için su doldurmadılar...


Yine bahar dalları...




 Söğüt ağaçlarını çok seviyorum...



Bu da son kare... Dün baktığımda neredeyse tamamen dökülmüştü. Akşamki yağmurdan sonra hiç kalmamıştır herhalde. Dediğim gibi, ilacın verdiği sersemlik yüzünden bugün evden çıkamadım. Ama hava kapalı, yine yağmur yağacak sanırım.


Sizlere son günlerde çektiğim fotoğraflardan bir demet sunmaya çalıştım. Umarım hoşunuza gitmiştir. Ben buralarda olmaya çalışacağım. Sağlıcakla kalın...

31 Mart 2017 Cuma

Agapi Ölümsüz Aşk - Sarah Jio


Bir sıcak, bir serin, bir yağmurlu, bir güneşli Ankara'dan merhabalar! Tam bahar havası, ne olacağını kestiremiyoruz. Bahar demişken, dün gece tam da bahar gibi bir kitabı bitirdim. 

Bu kitap hakkında çok yazıldı, çizildi. Genellikle de pek beğenilmedi. Evet, Agapi'den söz ediyorum. Sarah Jio, benim en sevdiğim yazarlardandır. Dilimize çevrilmiş tüm kitapları bende var. Yeşil Deniz Kabuğu dışında hepsini okudum ve çok sevdim. Bir tek, bu kitabı almamıştım. Olumsuz eleştirilerden dolayı ön yargılı davrandım. Açıkçası okumayı da hiç düşünmüyordum. Sonra instagramda, @kahvelikitapçikolatalışiir'in yılbaşı çekilişine rastladım. Hediye edeceği kitaplar arasında Agapi de vardı. O zaman içimden bir ses, bu kitaba bir şans ver dedi. Bu kitap da benim şansım oldu, çekilişin kazananlarından birisi de bendim. @kahvelikitapçikolatalışiir'e çok teşekkür ediyorum. Tabii şimdi siz, yine mi çekiliş kitabı diyorsunuz biliyorum. Valla bu son :)) Aslında ben, böyle çekilişlerde hiç şanslı değilimdir. Piyangodan amorti bile çıkmaz :) Ama aralık ayı şanslı geldi ve ben arka arkaya üç çekilişten, dört kitap kazandım. Tabii yavaş okuduğum için, ancak sıra geldi...


Agapi'yi beğendin mi derseniz; açıkçası beğendim. Ön yargılı davrandığım için de kendimden utandım. Evet, Sarah Jio'nun tarzından biraz farklı. Ama yine keyifle okuduğum bir kitap oldu.

Roman, 1893 yılında çiçekçi Elodie ve Auvergne Kont'u Luc Dumond'un hikayesiyle başlıyor. Daha sonra günümüze geliyor ve Jane ile arkadaşlarının hayatını anlatıyor. Jane, Seattle'de yaşıyor. Pick Place'de bir çiçekçi dükkanı var. Yalnız olması dışında, güzel bir hayatı var. Ama O, bunu fazla sıkıntı yapmıyor. Köpeği Sam ile birlikte geçinip, gidiyor. Sadece çocukluğundan beri, zaman zaman görüşü bulanıklaşıyor. Bu nedenle düzenli olarak nöroloğa gidiyor. Ama doktorlar, Jane'nin durumuna bir anlam veremiyorlar. Tam da 29 yaşına bastığı doğum gününde ( aynı zamanda Noel ), tanımadığı birisinden bir kart alıyor. Bu yabancı kadın, mutlaka görüşmeleri gerektiğini söylüyor. Jane önce önemsemese de, sonra merakına yenik düşüyor ve görüşmeye gidiyor. Kadın, O'na aşkı görme yeteneği olduğunu; görüşünün zaman zaman bu nedenle bulanıklaştığını söylüyor. Bir sonraki doğum gününe kadar aşkın altı halini bulup, tanımlamazsa; kendi hayatında asla aşkı bulamayacağını da ekliyor. Bundan sonrasını tabii ki anlatmayacağım :) 

ARKA KAPAK

İlk görüşte aşık olabilirsiniz. Fiziksel bir çekime kapılarak
kendinizi aşka bırakabilirsiniz. Tutku ve ihtiras dolu bir
serüvene çıkabilirsiniz. Paylaşımlarınız üzerinden aşka
tutunabilirsiniz. Aşkı hiçbir bağlayıcılığı olmayacak 
şekilde de tanımlayabilirsiniz. Peki gelecek planlarınızla
uyumlu bir aşka ne dersiniz? Ya da belki ölümsüz aşkı 
bulursunuz. Aşkın altıncı hali agapiyi...
Onu"o" olduğu için seversiniz
ve asla vazgeçmezsiniz.


Evet, eğer siz de benim gibi henüz bu kitabı okumadıysanız, ona bir şans verin derim. Jane ve arkadaşlarıyla, güzel bir yolculuk sizi bekliyor. Keyifli okumalar diliyorum...

29 Mart 2017 Çarşamba

Balkabaklı Cevizli Kek


Merhabalar! Havalar böyle güzel olunca, insanın içi kıpır kıpır oluyor. Çıkıp dağda, bayırda dolaşmak istiyorum. Ama şu anda mümkün değil tabii. Olsun, ben de kızımı okula götürüp gelirken mis gibi havayı içime çekiyorum. Uzun süren kıştan sonra bunu hak ettik sanırım :)


Bizimkiler hafta sonları hamur işi yemeye bayılıyorlar. Bu aralar ben de uydum onlara, ne istedilerse yaptım. Balkabaklı kek, epeydir denemek istediğim bir tarifti. Kıştan dilimleyip, derindondurucuya attığım balkabaklarıyla genellikle çorba yapıyordum. Tarif isteyenler buraya bakabilirler...  Bu sefer kek yapmak istedim. Ama itiraf etmeliyim ki; ilk denemem tam bir fiyasko oldu. Sanırım balkabağını pişirirken fazla su koydum. Bu sefer tarifle biraz oynadım ve tam istediğim sonucu aldım :)






MALZEMELER :

2 yumurta
1 su bardağı şeker
1/2 su bardağı sıvı yağ
1 su bardağı süt
1 su bardağından 2 parmak eksik haşlanmış balkabağı
2 su bardağı un
1 su bardağı dövülmüş ceviz
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
1 çay kaşığı tarçın




YAPILIŞI

Doğranmış kabakları çok az suyla haşladım ve çatalla ezdim. Bir su bardağından 2 parmak eksik oldu. Çok sulu olmadığından emin olun. Ayrı bir kapta yumurtaları köpürünceye kadar çırpın. Şekeri ekleyip, çırpmaya devam edin. Sonra yağı koyun. Biraz daha çırpınca süt, balkabağı ve cevizi de katın. En son un, vanilya, kabartma tozu ve tarçını, eleyerek ekleyin. Katı yağla yağlayıp, unladığınız kalıba dökün. 150 derecede yaklaşık 35 - 40 dakika pişirin. Benim fırınınm turbo özellikli. Siz, kendi fırınınıza göre ayarlayın. Zaten görüntüsü ve kokusu piştiğini belli ediyor. Bir kürdan yardımıyla içini de kontrol edebilirsiniz.



Ben daha önce hiç balkabaklı kek yememiştim. Açıkçası çok beğendim. Öyle çok tatlı da olmadı. Hatta belki tam buğday unuyla yapılsa; içine şeker yerine, hurma ve pekmez koyulsa ve tabii porsiyon kontrolü yapılsa diyet için de uygun olur. Evdekilerden de tam not aldığına göre, bizim evde kış aylarında sık sık yapılacak bir kek buldum sanırım. Henüz kabak bitmemişken, yazayım dedim. Denemek isteyenlere kolay gelsin. 

20 Mart 2017 Pazartesi

Heidi Büyüyor - Charles Tritten


Merhabalar! Günlerdir süren kapalı, yağmurlu, hatta zaman zaman karlı havadan sonra nihayet güneşi gördük. Nispeten serin olsa da insanın içini ısıtan bir hava var. Ben de sımsıcak bir kitabı bitirmenin verdiği, hüzünle karışık sevinci yaşıyorum.


Heidi Büyüyor, yine Arkadya Yayınları'nın çekilişinden kazandığım bir kitap. Sağ olsunlar Heidi ile birlikte bunu da göndermişlerdi. Her iki kitabı da büyük bir keyifle okudum. Hele, şu kabın rengine bakar mısınız? En sevdiğim renk... Bu da, diğeri gibi ciltli. Ancak daha ince ve yazarı da farklı... Ama kitabı okurken, farklı yazarların elinden çıktığı anlaşılmıyor. Herhangi bir kopukluk olmamış. Sadece, okul yılları biraz daha anlatılabilir miydi diyorum. Sanki oradan da güzel hikayeler çıkabilirdi gibi... Ama, bu benim naçizane fikrim tabii... Kitaba doyamadım diyebiliriz :) 

Roman, Heidi'nin yatılı okul yıllarıyla başlıyor. Bizim küçük Heidimiz artık 14 yaşında... Aradan geçen zamanda keman çalmayı öğrenmiş. Köyüne dönüp, öğretmen olmak istiyor. Çünkü köydeki öğretmen zalim birisi. Çocuklar ondan çok korktukları için, okulu aksatıyorlar. Aslında Heidi'nin yatılı okula gitmesindeki nedenlerden birisi de bu durum. Bakalım Heidi okulda başarılı olabilecek mi? Öğretmen olma hayalini gerçekleştirebilecek mi? Şu kadarını söyleyebilirim ki; Heidi büyüdükçe kalbi de, iyiliği de, cömertliği de büyümüş...

ARKA KAPAK

Çocukluğumuzdan bu yana severek 
takip ettiğimiz karakterler, yetişkinler için 
genişletilmiş versiyonlarıyla
BÜYÜKLERE MASALLAR
dizisinde sizlerle!

İzledikçe içimizi acıtan Alp Dağları'nın tatlı 
kızı Heidi de bizimle birlikte büyüdü.
Bize dostluğu, cömertliği ve sevgiyi öğreten
bu tatlı kızın yarım kalan hikâyesi 
bu sayfalarda gizli...



Son fotoğrafı kızım çekti. Ben okurken,  merakla etrafımda dolandı. İlk fırsatta O da okumak istiyormuş. Bu kitapların bir güzel tarafı da bu... Siz keyifle okurken, çocuklarınıza da gönül rahatlığıyla okutabilirsiniz. Hepinize keyifli okumalar diliyorum...

16 Mart 2017 Perşembe

Höşmerim Yaptım ( Özgür Şef'in Tarifiyle )


Merhabalar! Geçen hafta eşim biraz rahatsızdı. O yüzden birkaç gün evde kaldı. Bizim için de emeklilik provası oldu doğrusu... Ama eşim sürekli evde olunca iyi mi olur, kötü mü olur bilmem :) Anlatacaklarımdan sonra siz karar verin...

Normalde ben gündüzleri pek televizyon izlemem. Eşim gündüz evde olmaya alışık değil ya, hasta da olunca bütün gün televizyon açıktı. O kanal senin, bu kanal benim derken Özgür Şef'in sunduğu bir programa rastladık. Biraz da esprili bir program olunca, takılıp kaldık. Program bittikten sonra, eşim birden ortadan yok oldu. Ben lavaboya gitti zannederken, telefonum çaldı. Arayan eşimdi..." Betül ben marketteyim, irmik alıyorum. Sen, sütü ocağa koy geliyorum hemen..." Haydaaa!!! Ben diyet yapmaya çalışıyorum, oldu mu şimdi? Neyse, adamcağızın canı istemiş demek ki dedim ve hemen ocağa sütü koydum... O da gelince, yarım saatin içinde tatlımızı hazırladık.



Bilmeyenler için höşmerimin hikayesini de anlatmak istiyorum. Belki farklı yörelerde değişik öyküleri de vardır.Ben internette okudum. Bir kadıncağızın kocası askerden dönmüş. Kadın çok sevinmiş tabii. Hemen eşinin sevdiği yemekleri hazırlamak istemiş. Ama yokluk zamanı, evde pek bir şey yokmuş. Biraz süt, irmik, şeker ve yağ bulmuş. Bunları pişirerek bir tatlı yapmış. Eşine ikram ettiğinde hoş mu erim demiş. Bu, hoş mu erim  lafı zamanla höşmerim olmuş. Yalnız burada benim aklıma takılan bir şey var. Madem yokluk yılları, şekeri nasıl bulmuş? Büyük bir ihtimalle bal ya da pekmez kullanmıştır. Bu tarif Balıkesir, Çanakkale yöresine ait. Ben bu hikayeyi Ankara köylerinde de duymuştum. Ama orada malzemeler un, yağ ve bal. Bu hikaye için daha mantıklı geldi bana...

Şimdi tarifi vermek istiyorum...

MALZEMELER :

1 kg süt
2 su bardağı şeker
2 su bardağı irmik
125 gr. margarin ya da tereyağ 
1 adet limon

YAPILIŞI  :

Sütü kaynatın. İyice kaynayınca, içine yarım limondan biraz fazlasını sıkın. Dikkat edin, çekirdek kaçmasın. Bir süre sonra sütünüz kesilecektir. Biz de bunu istiyoruz zaten. Eğer çok karıştırırsanız, peynir taneleri küçük olur. Daha az karıştırırsanız iri taneler elde edersiniz. Bu sizin tercihinize kalmış. Tatlıyı yerken ağzıma peynir taneleri gelsin diyorsanız, az karıştırın. Daha sonra şekeri ekleyin ve orta ateşte pişirmeye devam edin. Şeker eriyince, irmiği de katın. Ara ara karıştırın. Biraz sonra yağı da koyun. Tatlı kıvam alıp, pişince cam kaba dökün. Dilerseniz üzerine tarçın serpin. Ilık ya da soğuk olarak tüketin.



Tarçının tam dağılmamasından ve kabın kenarındaki tarçın bulaşığından dolayı kusura bakmayın. Eşim bir an önce yemek istediği için, aramızda bir itiş kakış yaşandı. Ben de istediğim gibi süsleyip, fotoğraflayamadım. Bu fotoğrafı çekmemle birlikte, tatlı ortadan kayboldu :)) Ama, çok beğendiğimizi itiraf etmeliyim.

Evet şimdi size soruyorum: Eğer, eşim emekli olunca evde her gün böyle şeyler yapılırsa; ben ne yapacağım? En iyisi O'na televizyon izletmemek :)) İşte bizim höşmerim hikayemiz de böyle... Denemek isteyenlere kolay gelsin...

14 Mart 2017 Salı

Heidi - Johanna Spyri


Merhabalar! Bir türlü bilgisayarın başına oturup da, yazamadım. Oysa, bu kitabı büyük bir keyifle okudum. Hatta, şu anda okuduğum, devam kitabı da bitmek üzere. Bir ara biraz daha bekleyip, ikisini birlikte mi yazsam dedim. Neyse, fırsatını bulmuşken yazayım da; arada kaynamasın...

Heidi Arkadya Yayınları'nın Büyüklere Masallar serisinden çıkarttığı ilk kitap. Ben de Yayınevi'nin yılbaşı çekilişinden kazanmıştım. Kendilerine çok teşekkür ediyorum...


Uzun zamandır ciltli bir kitap okumamıştım, özlemişim doğrusu... Çocukluğumda, hemen hemen tüm çocuk klasiklerini okudum. Onlar hep ciltli olurdu. Bu kitabı okurken, gerek ciltli oluşu, gerek sayfa düzeni ve punto büyüklüğü nedeniyle o günlere gittim diyebilirim. Kitabın sevimliliğine bakar mısınız? 

Hani çocukluğumuzun o al yanaklı Heidisi var ya; işte onun hikayesini okuyorsunuz... Heidi, benim çocukluğum demek... Ben çocukken televizyon tek kanallıydı. Öyle, istediğiniz saatte de izleyemezdiniz. Yayın, akşamüzeri başlardı. Genellikle de çocuk programları olurdu. Benim için en keyifli saatlerdi onlar... Annem işlerini bitirir, benimle birlikte televizyonun karşısına geçerdi :) Beraber Heidi'yi izlerdik. İşte bu yüzden, Heidi benim çocukluğum demek...

Kitap su gibi aktı gitti. O bildiğimiz kahramanların, bildiğimiz hikayesini okumak, bu kadar mı keyifli olur? Kitap hiç bitmesin istedim...

ARKA KAPAK

"Sence yıldızlar neden bu kadar
ışıl ışıl, Clara?"

"Bilmem. Neden?"

"Çünkü onlar gökyüzünde,
Tanrı'nın bize göz kulak olduğunu
biliyorlar. Hiçbir şeyden
korkmamamız gerektiğinin,
sonunda her şeyin güzel
olacağının farkındalar. İşte bu
yüzden bize oradan başlarını 
sallayıp göz kırpıyorlar."
**********************************************************************************

Her yaştan insanın zevkle okuyabileceği bir kitaptı. Ben kendi adıma, bu koşuşturmaca arasında zamanda yolculuk yapabildiğim için çok mutluyum. Keyifli okumalar dilerim...





8 Mart 2017 Çarşamba

Kadınlar Günümüz Kutlu Olsun


Merhabalar! Bu yazıyı yazmak için biraz geç oldu. Ama ben de bir kadın olarak, evdeki sorumluluklarımdan bazılarını bitirdikten sonra açabildim bilgisayarı...

Kadınlar günümüz kutlu olsun diyeceğim; ama nasıl diyeceğimi bilmiyorum. Ben şanslı bir kadınım. Mükemmel bir babam vardı. Üstelik bugün O'nun da doğum günü. Çocukken babaanneme "bugün kadınlar günü, babamı başka bir gün doğursaydın da sen de bugünü kutlasaydın"diye takılırdık. O da ne yapsaydım, zamanı geldi doğdu derdi. Allah ikisine de rahmet eylesin. Yine en az babam kadar mükemmel bir eşe sahibim. Ama her kadın böyle mi? 

Her gün yeni bir kadın cinayeti haberi alıyoruz... Kızlar, ya çocuk yaşta evlendiriliyor, ya da çeşitli sebeplerden dolayı töre cinayetlerine kurban gidiyor. Küçükken babalarından gördükleri şiddet, büyüdüklerinde eşlerinden gördükleri şiddete dönüşüyor. Üstelik bu durum babadan oğullara, anneden kızlara miras kalıyor. İnsanlar nasıl gördülerse, öyle devam ediyorlar. Tacizcisi, mobbingcisi derken bu haberler uzayıp gidiyor...

Olumlu örneklere de rastlamak mümkün tabii. Ama çok az... 2017 Türkiye'sinde kadınlar için yaşam böyle olmamalı diye düşünüyorum.

Her zamanki gibi biz kadınlara çok iş düşüyor. Nasıl Zübeyde Hanım bir Atatürk yetiştirdiyse, biz de oğullarımızı ve kızlarımızı öyle yetiştirmeliyiz. Her iki tarafta ezmeyi ve ezilmemeyi düşünerek değil; birlikte var olabileceklerini, hayatın bu şekilde çok daha güzel olduğunu bilerek yetişmeli. Yaşamın zorluklarına karşı omuz omuza vermek gerektiğini öğretmeliyiz çocuklarımıza... Annelerinin de bir kadın olduğunu, ona nasıl değer veriyorlarsa eşlerine de öyle değer vermeleri gerektiğini anlatmalıyız...

Fabrikada, tarlada, büroda, evinde çalışan; üreten, cefa çeken, rahat bir yaşam süren tüm kadınların günü kutlu olsun.  Kadınlar mutlu bir yaşam sürsün...

6 Mart 2017 Pazartesi

Fasulye Pilaki


Merhabalar! Ankara'da yine çok güzel bir hava var. İnsan baharın geldiğine inanıyor. Ama eskiler boşuna "mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır" dememişler. Her an hava serinleyebilir... 

Belki bileniniz çoktur. Fasulye Pilaki zeytinyağlı bir yemektir ve soğuk olarak tüketilir. İki çeşidi yapılıyor. Bugün size, içine kereviz koyularak yapılanı anlatacağım. 


İki su bardağı kuru fasulyeyi akşamdan ıslatın. Ertesi gün bu suyu süzdükten sonra fasulyeleri haşlayın. Bu arada 2 büyük soğanı yemeklik olarak doğrayın ve şeffaflaşana kadar kavurun. Normalde zeytinyağlı yemekler çok yağlı yapılır. Ama ben 2 yemek kaşığı zeytinyağı koyuyorum. Siz ağız tadınıza göre ayarlayın. Bir baş sarımsağı ayıklayıp, ince ince doğrayarak soğanlara ekleyin ve biraz daha kavurun. Dikkat edin bir diş değil, bir baş sarımsak :)) Ocağı kapattıktan sonra, büyükçe bir kerevizi derin olarak soyun ve küp küp doğrayın. İsteğinize göre 1 ya da 2 tane de havucu aynı şekilde doğrayın. Bu yemeğe salça koymuyoruz. Bütün malzemeyi düdüklü tencereye alın. Varsa kerevizin yapraklarını da ince ince doğrayarak ekleyin. Bir tatlı kaşığı tuz ve 1 adet kesme şeker atın. 2 su bardağı sıcak su ekleyerek pişirin. Fasulyenizin kalitesine göre, 45 dakika - 1 saat gibi bir sürede pişecektir. Daha diri severseniz biraz daha az tutabilirsiniz. Piştikten sonra yemeği servis kabına alıp, soğutun. Maydanozla süsleyerek servis yapabilirsiniz. 

Kereviz ve sarımsak yemeğe değişik bir rayiha katıyor. Genellikle İç Anadolu yemeklerini tercih eden eşim bile severek yiyor. Eğer hiç yapmadıysanız, bir deneyin derim...

28 Şubat 2017 Salı

Açıklamalı Cupcake Bere


Merhabalar! Şubat ayı da geçti gitti... Ben buralara pek uğrayamadım bu ay. 86 yaşındaki kayınvalidemin durumu iyice kötüye gidiyor. Kalçasındaki platinle ilgili pek sorun yaşamıyoruz. Zor da olsa kendisini taşıyor. Ancak, demans bizi çok zorluyor. Sürekli sinir krizi geçiriyor. Kendisini yerlere atıyor. Bağırıyor, küfür ve beddua ediyor. Zapt etmekte güçlük çekiyorum. Bu durum beni psikolojik olarak çok yıprattı. İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyor. Zaten nasıl akşam olduğunu da anlamıyorum. Bu bereyi neredeyse bir buçuk aydır takıyorum. Ama oturup da yazmaya fırsat bulamadım. Neyse, bu kadar iç dökmek yeter değil mi? Kusura bakmayın, amacım şikayet etmek değildi. Şimdi bereyi anlatmaya geçeyim...

Bereyi Alize Maxi Flower ve 7 numaralı şişle ördüm. Önce, 10 ilmek atarak haraşo ile başımın çevresi kadar bir şerit hazırladım. 


Sonra şeridin uzun kenarına, her sıraya 2 ilmek gelecek şekilde ilmek attım. Yaklaşık 50 ilmek oldu.



Haraşo ördüğüm için biraz fazla ip gitti. Bere tam iki yumaktan çıktı. Şeridin üzerine yaklaşık 12 - 13 diş haraşo ördükten sonra eksiltmeye başladım. Siz ipinizin durumuna bakın. Kenar ilmeğinden sonra 2 ilmeği birlikte ördüm. Yine sonraki iki ilmeği birlikte ördüm. Bu şekilde sıra sonuna kadar devam ettim. Arka sırada da aynı işleme devam ettim. Yaklaşık 10 ilmek kalınca, ilmekleri ipe geçirip büzdüm. Sonra gizli dikişle bereyi diktim.


İlmekleri birden bire eksilttiğim için oldukça büzgülü oldu. Ben cupcake benzettim :) 


Her ne kadar mevsimi geçmek üzere olsa da, şimdiden örerseniz seneye hazır olur.  Oldukça kullanışlı ve sıcak tutan bir bere oldu. Denemek isteyenlere kolay gelsin. Mart ayında daha çok görüşebilmek umuduyla...

19 Şubat 2017 Pazar

Umuda Uyanmak - Cordelia Strube


Merhabalar! Umarım hafta sonunuz güzel geçiyordur. Bugün size geçen gün bitirdiğim bir kitaptan söz etmek istiyorum. Yılbaşında instagramda pek çok kitap çekilişi yapılmıştı. Ben de bazılarına katılmış ve kazanmıştım. Çok hızlı okuyamadığım için, kitapları okudukça paylaşmaya çalışıyorum. Bunlardan bir tanesi de, Kanes Yayınları'nın düzenlediği çekilişten kazandığım Umuda Uyanmak adlı kitaptı. Kanes Yayınları'na tekrar teşekkür ediyorum.



Umuda Uyanmak, son zamanlarda okuduğum en değişik kitaplardandı. Benden kaynaklı bazı nedenlerden dolayı, elimde bayağı süründü. Bu 500 sayfalık kitabı merak etmeme rağmen, ancak bitirebildim. Ama bunda kitabın bir suçu yoktu.

Kitap, Kanada'nın kenar mahallelerinden birinde geçiyor. Bu nedenle oldukça argo kelime var. 11 yaşındaki Harriet çok sıkıntılı bir hayat yaşıyor. 5 yaşındaki kardeşi Irwin'in doğuştan gelen bir rahatsızlığı var. Bu yüzden annesi sürekli Irwin'le ilgileniyor. Harriet bu duruma çok içerliyor. Kendisini, yaptığı korkunç resimlerle ifade etmeye çalışıyor. Ama bu durum işleri daha da karıştırıyor. Annesi ve babası Irwin'in hastalığı yüzünden boşanmış. Babası başka bir kadınla evlenmiş. Uma adındaki bu kadınla çocuk sahibi olmaya çalışıyorlar. Bisiklete binmek de babası için tutku haline gelmiş. Harriet'e ayıracak zamanı yok. Annesi ise, sevgilisiyle birlikte yaşıyor. Üstelik Gennedy, Harriet'ı hiç sevmiyor. Irwin Harriet'e çok düşkün, ancak Harriet Irwin'in ölmesini istiyor. Zaten herkes İrwin'in yakında öleceğini konuşurken; O'nu yaşatmaya çalışmanın bir anlamı olmadığını düşünüyor. Harriet bir gün evden kaçmayı planlıyor. Bunun için de, para karşılığında apartmanda yaşayan yaşlıların getir götür işlerini yapıyor.



Harriet, gerçekten yaşına göre çok olgun bir çocuk. Kitabı okurken O'nun daha düzgün bir ortamda nasıl da farklı olabileceğini düşündüm. Irwin'in durumu çok zor. Ancak, kitap boyunca Harriet'e daha çok üzülüyorsunuz. Üstelik, kitabın ortalarında şoke edici bir olay yaşanıyor. Ben burayı okurken kalakaldım. Hiç beklemediğim bir şeydi. Daha fazla anlatmak istemiyorum. Merak edenler, okusun diyorum...


ARKA KAPAK

Irwin 5 yaşında. Puding yemesi yasak. Hayatta sevdiği tek şey 
ablası.
Harriet 11 yaşında. Sarı bukleleri var. Hayatta istediği tek şey kardeşinin ölmesi.
Akıl almaz hayal gücüyle yaptığı resimler ve hayata karşı sıra-
dışı bakış açısıyla Harriet'ın dünyasına adım attığınızda, kendinizi
hayatın tüm zorluklarına rağmen umudun asla tükenmediği, yaşa-
mak için her zaman bir sebebin olduğu bir yolculuğun içinde bula-
caksınız. Bu iki kardeşin bazen nefret bazen de sevgi dolu öyküsü,
yaşamın ta içinden okurun kalbine uzanıyor ve orada iz bırakıyor.

********

Babası dönünceye kadar saatler geçmiş gibi geldi. Harriet ejder-
ha resmini yapmaya isteksizdi. Babası menekşe rengi kapıya yaslandı 
ve resme dikkatle baktı. "Vay canına. Alevleri sevdim." 
"Alev püskürtüyor çünkü o mutlu bir ejderha." diye açıkladı 
Harriet. "Mutsuz ejderhalar alev püskürtemez."

********

"Kanada'nın yeni Alice Munro'su" - Toronto Star

"Strube'nin her şeye rağmen yaşamak için bir sebep olduğunu
gösteren mucizevi anlatımı bu kitabı okuyan herkesin kalbinde umut
tohumları yeşertiyor." - National Post 




Kitabın kapağı ve adı insanda cıvıl cıvıl bir his uyandırıyor. Ancak öyle değil. Kitabı okurken kendinizi üzülmeye ve düşünmeye hazırlayın. Ama hayatta her zaman umut etmek gerektiğini de hatırlayın. Ben zaman zaman Harriet'i düşünüyorum. Hafızama kazınan kitaplardan biri oldu...


Bu arada, bir taraftan da her gün bir motif örmeyi ihmal etmiyorum. Bittiğinde bana yelek olacak. Tabii kilo çok olunca, epey motif örmem gerekiyor :) Hepinize güzel bir hafta sonu diliyorum...

15 Şubat 2017 Çarşamba

Oğmaç Çorbası


Merhabalar! Ankara üç gündür çok soğuk. Ama bugün daha da soğuk. Sabahtan beri de kar atıştırıyor. Aheste aheste, tam seyretmelik yağıyor. Pek tutacağını sanmıyorum. 

Hava çok soğuk demiştim ya; ben de akşam için çorba yapayım dedim. Oğmaç çorbası, çocukluğumdan beri annemin sık sık yaptığı bir çorbadır. Şimdi eşim ve kızım da severek içiyorlar. Omaç diyen de, ovmaç diyen de; bizim gibi oğmaç diyen de var. Pek çok yörede farklı şekillerde yapılıyor. Ben internette dolaştığımda; genellikle hamur yapıldıktan sonra açılıp, kesilerek yapılan tarifleri gördüm. Bizimki böyle değil. Aslında çok daha pratik.

Bir tabağa tepeleme 5 - 6 kaşık un koyun. Üzerine damla damla su akıtırken, bir taraftan da elinizle unu ufalayın. Un aşağıdaki gibi yarı topaklaşıp, yarı bulgurumsu bir görüntü alana kadar bu işleme devam edin. Dilerseniz topakları daha küçük yapabilirsiniz...


Sonra tencerenize biraz zeytinyağı, biraz tereyağı koyun. Miktar size kalmış. Bir yemek kaşığı salça ya da bir adet domates rendesi koyup, kavurun. Utanç verici ama, evde salça kalmamış. Yedeğim var sanıyordum, nasıl gözümden kaçmış bilmem :) O yüzden ben sadece yazdan yaptığım domates konservesinden kullandım. Tarifini burada bulabilirsiniz. Daha sonra tencerenizin büyüklüğüne göre 10 - 12 bardak su ( et ya da tavuk suyu daha iyi olur) ekleyin. Su kaynadıktan sonra, tabaktaki hamurları elinizle ufalayarak tencereye dökerken, bir taraftan da karıştırın. Çünkü karıştırmazsanız, hamurlar dibe çöküp yapışabilir. Nane, tuz ve dilediğiniz baharatları ekleyin. 15 - 20 dakika kadar pişirin.


Ben naneyi yağda yakmayı çok sağlıklı bulmuyorum. O yüzden pişerken ekliyorum. Ama siz diğer türlü seviyorsanız, öyle yapın. 


Bu soğuk kış günlerinde size farklı bir seçenek sunmak istedim. Bilenlere de hatırlatayım dedim.  Denemek isterseniz kolay gelsin...

Görüşleriniz Benim İçin Değerlidir!

Zaman ayırıp, yorum yaptığınız için teşekkür ederim. Yorumlarınız onaylandıktan sonra görüntülenecektir. Reklam ve hakaret içeren yorumları yayınlamıyorum. Düşüncelerinizi bekliyorum...